ANA SAYFA / Anasayfa / Yusuf Alkım – Yine yeniden: Reformizm ve Devrimcilik…

Yusuf Alkım – Yine yeniden: Reformizm ve Devrimcilik…

Öncelikle ele alınması gereken reformizm ve devrimciliğin ayrım noktasının ne olduğudur.

Belki Bağımsızlık Yolu (BY) üyesi arkadaşlar kızacaklar ama biz yine uzunca bir alıntı yapalım. Sonuçta önemli ve derin bir konu ve bu konu bizden çok daha önce Marksist önderler tarafından ele alınıp teorik olarak çözümlenmiş bir konudur. Bizler de onların oluşturduğu sağlam zemin üzerinde kendi siyasetimizi kuruyoruz ne de olsa.

“Reformist için reform her şeydir; devrimci çalışma ise ikincil bir şey, lafı edilecek bir konudur, göz boyamaya yarar. Bundan dolayı burjuva iktidarının varlığı koşullarında reformist bir taktikle reform kaçınılmaz olarak bu iktidarın sağlamlaştırılmasının bir aracına, devrimi çökertmenin bir aracına dönüşür.

Oysa devrimci için tersine, esas olan reform değil, devrimci çalışmadır; devrimci için reform, devrimin bir yan ürünüdür. Bundan dolayı burjuva iktidarının varlığı koşullarında devrimci bir taktikle reform, doğası gereği, bu iktidarı çökertmenin bir aracına, devrimi sağlamlaştırmanın bir aracına, devrimci hareketin daha da geliştirilmesi için bir üs noktasına dönüşür.

Devrimci, reformu sadece, legal ve illegal çalışmayı birleştirmenin bir dayanak noktası olarak ve burjuvaziyi devirmek için kitlelerin devrimci hazırlığını amaçlayan illegal çalışmayı güçlendirmeye yarayan bir siper olarak kabul eder.

Emperyalizm koşullarında reformlardan ve uzlaşmalardan devrimci bir şekilde yararlanmanın özü budur.

Reformist ise tersine, reformları her türlü illegal çalışmayı reddetmek, kitlelerin devrime hazırlanmasını baltalamak ve “bağışlanan” reformların gölgesinde uykuya yatmak için kabul eder.

Reformist taktiğin özü budur. Emperyalizm koşulları altında reformlar ve uzlaşmalar konusunda durum budur.”

(Stalin, Proleter Devrimin Stratejisi ve Taktiği, Marksizm-Leninizm Küçük Kitaplığı Leninizm, 7. Defter, İnter Yayınları)

Biliyoruz BY’ci arkadaşlar Stalin’i hiç sevmezler, ama devrimci ve reformist yaklaşımla ilgili farklı bir anlayışa sahip olmayacaklarını düşünüyoruz. Yoksa olabilirler mi? BY yöneticisi Mustafa Keleşzade şöyle bir tanımlama yapıyor mesela:

“bence bankaların kamulaştırılması da komünizme kıyasla reformist bir talep olur. … eğer devrimci, reformist ayrımını sistemin veremeyeceği ve halk nezdinde meşru bir talep noktasından koyarsak, bankalar ortadan kaldırılsın talebi de, kamusal banka talebi de halk nezdinde karşılığı olmadığı sürece boşa harcanan laf olmaktan öteye gidemez. Servet vergisi ise devrimci bir talep olarak öne çıkar.”

İlk cümleyi BY’nin yaklaşımını değerlendirmemize temel almıyoruz elbette, belli ki bunu mecazen yazmış Mustafa Arkadaş. Ama sonrasındaki cümle BY’nin devrimci ve reformist taleplerle ilgili ne kadar yanlış bir bakışa sahip olduğunu ortaya koymaya yetiyor zaten. Çünkü burdan anlaşıldığı üzere BY’ye göre bir talebin reformist mi, devrimci mi olduğunu anlayabilmek için o talebin “sistemin veremeyeceği ve halk nezdinde meşru” karakterde olması gerektiğidir. Bu ilk bakışta doğru gibi gelebilir ancak bunun ne kadar doğru olduğu teorik söylemden çıkıp pratiğe dönüştüğünde anlaşılır olur tıpkı Stalin’in dediği gibi “Reformist için reform her şeydir; devrimci çalışma ise ikincil bir şey, lafı edilecek bir konudur, göz boyamaya yarar. Bundan dolayı burjuva iktidarının varlığı koşullarında reformist bir taktikle reform kaçınılmaz olarak bu iktidarın sağlamlaştırılmasının bir aracına, devrimi çökertmenin bir aracına dönüşür.”

Peki BY için “devrimci” iddia ile öne sürülen “servet vergisi” ya da “özelde sendikalaşma yasalaşsın” talebi burjuva düzende elde edilmesi mümkün olmayan talepler midir? Dahası bu talepler Stalin’in de vurguladığı gibi tersten bakacak olursak; burjuva iktidarının çökertmeye yarayan ve devrimi sağlamlaştırmanın bir aracı durumunda mıdır?

Öyle olsaydı bu taleplerin hayat bulduğu birçok burjuva iktidar çoktan çökme noktasına gelir devrimci mücadele çok sağlam bir konum yakalamış olurdu. Halbuki olan bunun tam tersidir. Bu tip reformist (evet reformist, nedeni birazdan anlaşılır olacak) taleplerin hayat bulduğu, daha doğrusu sınıfsal çelişkilerin keskinleştiği, devrimci mücadelenin geliştiği dönemlerde burjuva iktidarların, kitlelerin düzene karşı öfkesini dağıtmak için devreye koyduğu bu “acil durum önlemleri”, burjuva düzeni çökertmek bir yana, ona hayat öpücüğü olmakta, kitlelerdeki öfkeyi sindirmeye, dolayısı ile devrimci gelişimi dağıtmaya yaramaktadır. Tersini savunan BY’ci arkadaşlar buna geçmişte herhangi bir ülkede yaşanan somut örnek vermek durumundadırlar. Eğer bizim yukarıda koyduğumuz tespitin yanlışlığını savunuyor ve örnek istiyorlarsa farklı reformist taleplerle devrimci mücadelenin çökertildiği yakın tarihteki Yunanistan-Syriza, İspanya-Podemos, Türkiye-İmamoğlu, Fransa-Sarı Yelekliler gibi onlarca örneğe bakabilirler. Bu örnekler yetmezse daha onlarca farklı örnek de sıralayabiliriz, dert değil.

Ortaya konan talebin neyin aracı olduğunu ele aldıktan sonra, şimdi reformizm-devrimcilik ayrımının diğer yanına bakmak gerekiyor. Yani yürütülen mücadelenin burjuva düzen içerisinde daha yaşanabilir bir koşul elde etmek için mi, yoksa kitleleri devrimci mücadeleye hazırlamak için mi yürütülmekte olduğu konuya. Burada da “lafta devrimcilik taslayıp taslanmadığına” değil, oluşturulan siyasal programın devrimi örgütlemeye odaklı olup olmadığı ve dahası bu da yetmez, bunun ne kadar pratiğe geçirildiği önemlidir. Yani siz istediğiniz kadar devrimci geçinin, pratiğiniz düzen içi sınırlardaysa, devrimci yönde kayda değer herhangi bir pratiğiniz yoksa bu sadece “göz boyamadan” öteye gitmez.

Peki BY’nin ortaya koyduğu siyaset ve buna bağlı öne sürdüğü talepler mevcut düzen içerisinde elde edilebilecek şeyler midir, yoksa mevcut burjuva düzeni dağıtmayı, işçi sınıfı önderliğinde yeni bir düzen kurmayı şart koşan bir nitelikte midir? İkincisinin olmadığı net bir şekilde görülebilmektedir. Ve tam da bundan dolayı BY’nin talepleri reformist talepler, siyaseti de reformist bir siyasettir.

Görüyoruz ki BY’ci arkadaşların bam başka bir reformizm-devrimcilik anlayışları var. Olabilir elbette ama bu yaklaşımın Marksist olmadığı da ortadadır. Tersini iddia ettikleri ölçüde bunu bilimsel sosyalizm temelinde ortaya koymak görevleridir.

Not: Buradaki BY özelindeki değerlendirme ülkemizin kuzeyinde örgütlü olan BKP, Sol Hareket ve YKP’yi direkt olarak kapsamasa da bu bağlamdan bakıldığında tüm bu örgütlerin ayni çizgiyi temsil ettikleri söylenmek durumundadır.

Ayrıca kontrol

Toprak Çağan – Lenin’den kopan “sol” siyasetlerdeki savrulma…

Kıbrıs’ın solcuları da bizdeki benzerleri ile aynı yerden besleniyorlar ya da aynı yerden bir sonuç …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir