ANA SAYFA / YAZARLAR / Luna – Devrimcilik ve veganizm arasındaki bağ

Luna – Devrimcilik ve veganizm arasındaki bağ

İnsanlık tarihinde çok yakın zamana kadar (kapitalizmin ortaya çıkışı gibi) kendinizi besleme eyleminin bir tüketici faaliyeti olmadığını fark ettiniz mi? İnsanların yaşamlarını sürdürebilmek için ve bedenlerinin ihtiyaç duyduğu besinleri sağlayabilmek için “tüketici” ya da “müşteri” konumunda bulunmak zorunda olmadığınızı fark ettiniz mi?  Yiyeceklerimizin artık nerde üretildiğini, hangi koşullarda yetiştirildiğini çoğumuz bilmez bir hale geldik ki, bu milyon dolarlık hayvancılık sektörlerinin, fabrikalarını ve mezbahalarının çok uzak yerlere konuşlandığından, tükettiğimiz o ürünlerin üretiminin her adımında ne olduğunu bilmiyoruz. Bir bakkaldaki ya da süpermarketten her gün satın aldığımız o hayvansal ürünlerin hangi süreçlerden geçip o raflara nasıl geldiğini yakalamayacak kadar yabancılaştık.

Veganizmin yapmaya çalıştığı şeylerden biri, bize yemeğimizin nereden geldiğini gösterip, her çeşitli hayvan sömürüsüne destek vermeyi bırakmamıza yardımcı olmak ve dünyaya olan etkisini göz önünde bulundurmamızı sağlamaktır. Örneğin son birkaç yıldır dünya genelinde göz önünden çıkmayan iklim krizi eylemlerinin amacı dünyaya yapılan hasarı düzeltmek. Ama buradaki problem şu ki, iklimin ve dünyamızın ekolojik dengesinin asıl bozulma sebebi kapitalizmdir. Bunu algılamadan ve köklü bir çözüme (en mantıklısı da komünizm olmak üzere) baş vurulmadığı zaman, faşizmin bambaşka bir boyutuyla karşı karşıya kalabiliriz. Sonuçta bu devletler, insanları ve tüm canlıları sömürerek, köleleştirerek kendilerini daha da güçlendiriyorlar. Hayvanlar biz insanlar gibi canlı, yaşayan, duyguları olan ve sinir sistemine sahip olan canlılardır. Yani acıyı bizim hissettiğimiz gibi hissediyorlar.  Bir inek durduk yere süt vermez, bir hamile kadın gibi, o da yavrusunu beslemek için yavrusuna özel bir süt üretir. Ve o süt sonsuza kadar üretilmediği için inekleri ve koyunları durmadan tecavüz edip yapay dölleme (artificial insemination) denilen bir insan dışı, cani bir metotla hamile bırakılıyorlar. O inek artık doğum yapamaz hale gelince ucuz et olarak sosislerde, köftelerin içinde yer alıyor. Tabi unutmamamız gerekir ki bu hayvanların hiçbiri dedikleri gibi “insancıl” bir şekilde öldürülmez. Zaten bir ineğin ya da kurbanlık bir kuzunun boynu kesilince ve bacaklarından asılıp kanamaya bırakılınca hissettiği o dayanılmaz acı bir insanda da aynı his, ayni acıdır. Adetlerimizi, dinimizi ve rutinlerimizi sorgulamalıyız.

“Şunu sezdiğimi açıkça itiraf etmeliyim: Kasaplar hayvanı kesime alırken, hayvan aslında kesileceğini fark eder ve tir tir titrer. Kadının erkek karşısındaki duruşu bana hep bu titremeyi hatırlatır.” Abdullah Öcalan’ın Demokratik Modernite “kadın devrimi” Çağıdır.

Veganizmi, bir bütünüyle pratiğe koyan bir insan aslında din, dil, ırk, cinsiyet ve türcülük (speciesism) ayrımcılığı yapmadan sömürgeleştirilmeye, köleleştirilmeye hunharca öldürülüp, tecavüzcülere ciddi bir şekilde tavır koyan bir insandır. Dolayısıyla komünizme çok yakındır. Komünizmin teorisyenleri Karl Marks ve Fredrick Engels’in proletarya ve burjuvazi arasındaki ekonomik sınıf bariyerini kırmak istediği gibi, Veganlık da hiçbir zaman burjuvaziye ait bir görüş olamaz, çünkü özünde bir faşist olanla, bir devrimcinin savunduğu ideolojiler asla aynı olamaz.  

Aklınızdan kesin bu soru geçiyordur: Vegan bir hayat tarzı işçi sınıfının ya da asgari ücretle geçinen birisinin hayatına dahil etmesi pahalı ve zahmetli değil mi? Evet, yalnız değilsiniz ben de ilk veganizmle tanıştığımda aynı şeyleri düşündüm. Lâkin düşündüğünüz gibi değil. Ünlülerin instagram hikayelerine attıkları pahalı avokadolu, chia tohumlarıyla süslenmiş qinoalı salatalardan ibaret değildir. Veganlık tam aksine yaşam tarzıyken, onlarınki ise sadece beli bir süre bitki bazlı tüketilen yemeklerdir. Ki et, yumurta ve süt ürünleri tüketmeyip, deri ceketler ve kürkler alıyor olmaları hiç de şaşırtıcı değildir.  

Örneğin Türkiye’de evli ve üç çocuklu bir işçi/emekçinin aldığı asgarî ücret 2 bin 479 lira 21 kuruş. Bunun üzerinden gidersek, hem geçindirilmesi gereken bir aile var hem de ödenmesi gereken elektrik, su ve doğal gaz faturaları. Yani et, tavuk, süt ve yumurta ürünleri daha ucuzmuş gibi geliyor. Et ve Balık Kurumuna göre 2019-2020’de dana kıymasının kilosu 32 TL. 5 kişilik bir aile günde 5 yumurta tüketirse ayda 150 yumurta olur, bir yumurtanın tanesi YUM-BIR’e göre yaklaşık 0,575 TL olarak hesaplarsak, ayda 86,25 TL sadece yumurtaya gider. Bitki bazlı bir diyet ise bundan çok daha fazla bütçeye uygundur. 1 kg bulgur 6,25 TL, 1 kg soğan ise 2,49 TL’ye gelir. Ama sadece bunlar değil, çoğu meyve ve sebzeler, kuru bakliyatlar dahil hem sağlıklı, hem uygun, hem de kapitalizmin sömürdüğü hayvanların ölümüne kâr katıp devam etmeleri için destek vermemiş oluruz.

Kapitalizm altında yapılan herhangi bir eylem asla %100 sömürüye maruz kalmayacak diye bir garanti taşımıyor, ama bu bizim ellerimizin üzerine oturup da bu emperyalist ve faşizan devletlerin politikalarına karşı örgütlü devrimciler olarak ayaklanıp harekete geçmemek için bir bahane değildir.

Öyleyse, mükemmel bir eylem olmasa bile, etrafımızdaki dünyayı etkileyebileceğimiz küçük adımları atarak daha iyisini yapmaya çabalamamız gerektiği doğru değil mi?  Sadece birkaçına yardım etsek bile, her zaman bir şeyler yapmaya değmez mi? Hiç kimse ihtiyacı olan bir yoldaşa birkaç lira vererek kapitalizmin tüm sistemini parçalarına ayıramaz, bu da dayanışmamamız gerektiği anlamına mı geliyor?  Tek bir vegan tüm hayvansal tarım endüstrisini sökmeyecektir, ancak bu restoranlarda ve marketlerde daha fazla vegan seçeneği talep etmeyi bırakmak, savunduklarımızdan vaz geçmek, tüm acılara karşı kör bir göz çevirmek ve hayvansan gıda yemeye devam etmek anlamına mı geliyor?

Tabi ki de hayır! Elimizden geleni yapmalıyız, örgütlenmeliyiz, kolektif halinde yürüyüp birbirimize destek çıkmalıyız.

Yaşasın ezilen sınıfların ortak mücadelesi…

Ayrıca kontrol

12 Eylül ile hesaplaşmak!

12 Eylül hala yaşıyor ve sürüyor. Türkiye’de de, TC’nin ilhak ettiği Kürdistan ve sömürgeleştirdiği Kıbrıs’ın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir