ANA SAYFA / YAZARLAR / Fırat Rezan – İfade özgürlüğünün idealist yorumlamalarına karşı devrimci tavır

Fırat Rezan – İfade özgürlüğünün idealist yorumlamalarına karşı devrimci tavır

Başlarken, ifade özgürlüğü nedir ve idealist yorumlamaları nelerdir, bu yorumlamalar bizi nasıl yanlış teorik yollara saptırır sorularını sormalıyız. Bu sorular kapsamında ilk iş ifade özgürlüğünün anlamına bakmaktır.

İfade özgürlüğü basit anlamıyla sansür, baskı ve engelleme ile karşılaşmadan bireyin düşüncesini, dilediği formda belli edebilmesidir. Peki bu basit açıklama yeterli midir? Böyle bir özgürlük gerçekten sağlanabilir mi? Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunan sözde ilerici, özde işbirlikçi sosyal demokratlara göre evet. Hatta bunu savunmamızı da isteyebilirler. Bu idealist ve anti-Marksist bir bakış açısıdır. Bu görüşü savunan işbirlikçi sosyal-demokratlar Kıbrıs’ın kuzeyinin sömürge olduğu gerçeğine gözlerini kapatarak son gelişmeler ışığında, burjuva yayın organı Diyalog TV’nin ifade özgürlüğünü savunmaya geçmiştir. Onlara göre ifade özgürlüğü Kıbrıs için çok kıymetli bir değerdir. Kaçırdıkları nokta ise aslında ifade özgürlüğünün ayrıcalık olduğudur. Siyasal iktidarı elinde bulundurmanın ayrıcalıklarından biri.

Fakat, biz Marksistler biliyoruz ki; ifade özgürlüğü siyasi iktidarı elinde tutan ve ismine burjuvazi denen sınıfın ayrıcalığıdır. Kıbrıs somutuna indiğimizde durum daha da karamsardır. Türkiye’de burjuva kliklerden biri olan ve devlet aygıtını diğer burjuva kliklerin maşalarından ayırıp, güç tekeline alan yeşil sermaye, ifade özgürlüğü ayrıcalığını elinde tutar. En basit örneğiyle dinci-faşist yayın organı AKİT’in yazarlarından Abdurrahman Dilipak aktif bir şekilde kenevir denen uyuşturucu maddenin de-kriminalizasyonu (yasallaşması) için propaganda yapabilirken, şarkılarında kenevirden bahseden sanatçılar hapis cezasına çarptırılabiliyorlar. Bu da ifade özgürlüğünün hak olmaktan ziyade bir ayrıcalık olduğunu kanıtlıyor. Diyalog TV örneğinde de aynısı geçerlidir. Sahibi Besim Tibuk gibi liberal bir sermayedar olan (bu kişinin oteller zinciri ve kumarhaneleri vardır) bir kanalı, farklı bir burjuva kliği tarafından uydudan atılmıştır. Bu olayın Türkiye’nin sömürgesinde gerçekleşmesi bu gerçeği değiştirmez. Zira buradaki güç tekeli de yeşil sermaye ve onun hükümeti AKP’dedir. Bu iç çekişme bizi alakadar etmez. İşçi sınıfının her bakımdan düşmanı olan bu burjuva fraksiyonların, ifade özgürlüğü ayrıcalığı ve birbirleri arasındaki çelişkiler bizim taraf olacağımız gelişmeler değildir.

İfade özgürlüğü siyasal iktidar ile kazanılacak bir ayrıcalık olduğuna göre biz de sınıfsal bir duruş ile her iki burjuva kliğin ifade özgürlüğüne, sömürgecinin ifade özgürlüğüne karşı tavır takınmalıyız. Herkesin ifade özgürlüğü hakkı altında, Kıbrıs halklarının esir tutulması ve burjuvazinin emekçi sınıfları sömürmesini meşrulaştıran propagandayı savunmak bizim görevimiz değildir. Sömürüyü meşrulaştıranlara karşı takınacağımız tavır yıkıcı olmalıdır. Öyle bir yıkıcılık gerekir ki, burjuvazinin ideolojik aygıtı ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki alt yönetim yerle bir edilmelidir. Bu yıkıcılık devlet aygıtını paramparça edeceğinden burjuvazi artık ifade özgürlüğü adı altında sömürüsünü meşrulaştıramayacaktır. Sonrasında bize kalan görev ise yıkıcılıkta gösterdiğimiz olağanüstü başarının yerini, proletaryanın muazzam yaratma becerisi ile inşa edilecek Demokratik Halk İktidarını kurmak ve kalan gerici unsurları da baskılamaya bırakmak olacaktır.

Özetle şunlar söylenebilir: İfade özgürlüğü işbirlikçi sosyal demokratlar tarafından herkese tanınan bir hak olarak yorumlanır. Aslında ifade özgürlüğü siyasal iktidarı elinde bulunduran sınıfın ayrıcalığıdır. Türkiye’de bu ayrıcalık sadece yeşil sermayede vardır. Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunan bir kanalın sahibi farklı bir burjuva klikten olduğu için yeşil sermaye tarafından ifade özgürlüğü baskılanmıştır. İşbirlikçi sosyal demokratlar buradaki yapıyı meşrulaştırma adına ve ifade özgürlüğü ayrıcalığının sınıfsal yanını kapatır biçimde, sömürgeden kumarhanesi ile fayda sağlayan mafyatik bir burjuvanın ve onun kliğinin ifade özgürlüğünü savunmaya başlamıştır. Fakat Marksizm bize ifade özgürlüğünün siyasal iktidar ile elde edilecek bir ayrıcalık olduğunu göstermiştir. İşçi sınıfının ve ezilen Kıbrıs halklarının bu ayrıcalığı kazanması ancak ve ancak burjuvazinin (ve sömürgecinin) siyasal iktidarına (dolayısıyla ifade özgürlüğüne) yıkıcı bir biçimde saldıracak Devrimci Komünist Parti’yi örgütlemek, parti önderliğinde burjuvazinin siyasal iktidarını parçalamak ve Demokratik Halk İktidarını kurmak görevlerini başarmak ile gerçekleşebilir.

Ayrıca kontrol

Luna – Devrimcilik ve veganizm arasındaki bağ

İnsanlık tarihinde çok yakın zamana kadar (kapitalizmin ortaya çıkışı gibi) kendinizi besleme eyleminin bir tüketici …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir