ANA SAYFA / GELECEK / “Psikolojimiz bozuldu, kendimizi hastalıklı gibi hissettik!”

“Psikolojimiz bozuldu, kendimizi hastalıklı gibi hissettik!”

Salgın dönemi boyunca çalışmaya devam eden bir market işçisi anlatıyor…

Salgın dönemi boyunca yaşadığı tüm kişisel sıkıntılara rağmen, yoğun bir tempo ile markette çalışmaya devam etmek durumunda kalan bir kadın işçi ile yaptığımız röportajdan önemli bölümleri sizlerle paylaşıyoruz…

Merhaba, ne işte çalışıyorsunuz ve çalıştığınız işyerindeki durum şuan nedir?

Ben markette çalışıyorum diye çok yoğun geçti. Evet devlet düzenleme yaptı, kısıtlama da yaptı sosyal mesafeyi falan koruyun diye, ama insanlar çılgınlar gibi alışveriş yaptı. Yani öyle böyle değil.
Biz yapmamız gereken cironun çok çok üstünde iş yaptık. İşyeri bize çok çalışıyoruz diye kuponlar vesaire falan verdi tabii, o yönde bir sıkıntı yok. Ama örneğin günlük ben 100 müşteri alıyorsam, şimdi ise 300 müşteri almaya başladım. Çok çok fazla müşteri almaya başladık, ekonomik yönden eşim çalışmadı. 55 gün evde kaldı eşim.

Bizim kredi borcumuz var, faturalarımız var. Evde çok yemek yapan biri değilim. Kaynanama ve eltime gideriz. Evi yeni aldık ve 4000 TL taksit veriyoruz. Ben genelde hep gece çalıştığım için eşim gidiyor kaynanamda yemeğini yiyor, çocuğu da alır gelir. Ve bu süre zarfında evde idiler ve ben habire yemek çektim eve. Yok şu eksik, bu eksik falan. Günlük yemek yapmak zorunda kaldım. Bizim için sokağa çıkma yasağı da yoktu.

Sadece hamile olduğum için belli günlerde işe gidemedim. O yüzden iş yeri ilk başlarda biraz ödedi, ikincide daha az ödedi. Biz de sıkıntı çektik, faturalarımızı ödeyemedik. Hatta belediyeye falan başvurduk bize yardım gelsin diye. Onlar da bize bakliyat falan yardımı yaptı.

Peki salgın başladıktan sonra iş yerinde ne gibi önlemler alındı?

İlk başta pek bir önlem alınmadı, sonrasında yavaş yavaş alınmaya başlandı. Hastalık yayıldıkça ve insanlar panikledikçe önlemler alınmaya başladı yavaş yavaş. Neler geldi? Maskeler, onun ardından da dezenfektanlar geldi. Dezenfektanlardan sonra ateş ölçücü geldi. İlk gün ispirto falan stokda kalmadı, kolonya kalmadı. Kaç kişiye zivaniya sattığımı biliyorum, zivaniya içen millet “yok biz temizlik yapacağız” dediler. Evlerini zivaniya ile temizlediler. Kokudan bunaldım, yani o kadar ki; kafam güzel oldu kokudan. O kadar sık sık ellerimiz yıkadık ki artık kaşınmaya başladı. Güneş görmeyen kollarım, ellerim daha fazla güneş görüyor. Eldivenlerden dolayı ellerimin rengi açıldı.

Peki bu süreçte psikolojik olarak nasıl hissettiniz?

Her gelen insanı ben hastalıklı gibi sandım. Her gelen bana hasta gibi geldi, bu yüzdende kendi kendime kaşınmaya başladım. Müşteri beni hastalıklı sanıyor, ben onları hastalıklı sanıyorum. Sonuçta ben orada çalışıyorum ve hastalığı müşteri getiriyor. Ben evden işe, işten eve yani. O süre zarfında insanlar çılgınlar gibi alışveriş yapıyor. Kaç müşteri bilirim ki bana “eldivenlerinizi değiştirin, kasayı silin” dedi. Tamam, evet haklılar. Ama kaç müşterinin de bana ilaç sıktığını biliyorum. Evet bana dezenfekte ilacı sıktı bazıları. Sanki ben mikrop muşum gibi. Yani ben orada çalışıyorum ya, kaç defa dedim “benim alerjim var. Bana sıkmayın” diye.

Yani sadece kadınlar değil, erkekler de taktı kafaya. Kaç kişi “lütfen paraları yere koyun” deyip paraları dezenfekte etti ve sonra bana verdi. Sonra da benim verdiğim paraları dezenfekte edip aldı. Yani bu hastalık insanların psikolojisini bozdu, insanlar bir tuhaf oldu.

Ben de deli oldum. 3’üncü gün ben çok kötü olunca kafa izni verdiler. Yani hani ben de o dönemde çalışmamayı istiyordum, ki bir de hamile olduğum için daha çok zorlandım. Ben istedim yani evde kalayım, dışarı çıkmayım, kapıyı kapatayım, kimse gelmesin, kimse beni görmesin. Yani diyordum ki bir dağ evim olsaydı, oraya gideyim de bu dönemi atlatana kadar orada kalayım. Çocuğun olduğu zaman gerçekten çok daha farklı oluyor. Belki bekar olsaydım, aman derdim boş ver. Ama çocuğun olduğu zaman gerçekten çok daha farklı oluyor, kendi çocuğunu bile öpemiyorsun. Eşim de o konularda takıntılı. İşte yaklaşma, etme, çocuğa dokunma, ki haklıydı da. Ama ben kendimi herkes sağlıklı, ben ise vebaliymişim gibi gördüm. Ağla ağla yüreğim şişti.

Peki bu süreçte zor durumda olanlara yeteri kadar yardım yapıldı mı sizce?

Yani burası aslında küçük bir yer olduğu için tabii ki biraz farklı önlemler alınabilir. Örnek kendimi göstereyim, biz belediyeye mesaj attık, yardım getirdiler. Başka yerlere de başvuranlar oldu zaten. Bizim iş yeri birçok yere kendi yardım kampanyası düzenliyor. Paketler gönderildi, dağıtıldı. Zaten ihtiyacı olanlar belediyelere falan baş vuruyordu veya alıyordu. Belki de bu adada yaşadığımızın avantajı. Yani belli bir kesim, insanların çoğu genelde çalışıyor. Durumu kötü olanlar var mıdır? Evet vardır, ama Türkiye’deki gibi değildir. Sonuçta burada bir aile zor da olsa iyi veya kötü geçinir. Nedir?  Kiralar yüksek olduğu için insanlar biraz o konuda genelde şikayetçidir. Ama ben burada durumu çok çok kötü olan insanların olduğunu düşünmüyorum. Varsa da belediyeye ve bazı yardım kurumlarına başvurulduğunda yardım edildiğini biliyorum.

Peki sizce işçiler, emekçiler kendi aralarında bir dayanışma örmeli midir?

Tabii ki iyi olur. Grup olacak ama bu grubu sponsorları da olacak. Ben tek başıma hiçbir şeyim yok. Benim yardıma ihtiyacım yok. Benim durumumu gelip göreceksin. İzleyecek, bakacaksın. Ben doğru mu söylüyorum. Sen beni inceledikten sonra, senin bir üstüne gidip diyeceksin; “Bu kişinin gerçekten ihtiyacı var. Durum şudur, şudur.”

Bence böyle bir yapı yok ve olması gerekir. Ben mesela şöyle istiyorum; yeri geliyor biz iş yerinde kaç defa 14 saat mesaiye kaldık. Evet mesai olarak ödeniyorum, ama ben isterim ki bir işveren benim haklarımı yerine getirsin. Birileri de gelip denetlesin; bu kişiler kaç saat çalışıyor, sigorta yatıyor mu, sağlık karnesi var mı? Benim çalışma saatlerimi de maaşımı da kontrol etsin.

Bunu özellikle yazın ve yayınlayın istiyorum. Ben 10 yıldır bu işyerinde çalışıyorum. Şu an kasada çalışıyorum. Yeni yetişmiş bir Kıbrıslı geliyor kasaya ve işi ben veya benden sonraki arkadaşım öğretiyoruz ona. İşte ürün al, okut, toplama bas… çocuğa öğretir gibi. Vatandaş olduğu için ona ek ödeme veriliyor. Ama ben 10 yıldır burada çalışmama rağmen, neden benim böyle bir hakkım yok? 10 yıldır ben oraya alın teri dökmüşüm. Ben iş yerine girdiğimde bekardım. Ben kocamla orada tanıştım, sonra nişanlandım. Orada iş yerinde çalışırken evlendim. Ben o iş yerinde çalışırken hamile kaldım, ilk çocuğumu doğurdum. Şimdi ikinci hamileyim, ikinciyi de orada doğuracağım. Şimdi o iş yerine yeni giren Kıbrıslının neden benden daha çok hakkı var anlamıyorum.

Ben şu an eğer orada çalışıyorsam benim maaşım kıdemine göre farklı olmalıydı, ya da belli bir yere gelmem lazımdı. Ben işçi girdim, işçi gidiyorum. Sen bana bir öncelik vermelisin ki ben de onu yapmam lazım. Yeni adam geliyor, sorumlu müdür oluyor. Sen kendi personelinden yapsana. Ben sadece 10 yıldır bu durumdayım, benim gibi 15 yıllık çalışan da var, 8 yıllık çalışan da.

Ayrıca kontrol

Umudumuz Gelecek Festivali gerçekleştirildi

Umudumuz Gelecek Kültür Sanat Festivali 27 Ağustos Perşembe akşamı Lefkoşa Taşkınköy Spor Kulübü tesislerinde gerçekleştirildi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir