ANA SAYFA / DKB / “Mahkemelerinizi da, yargılamalarınızı da, düzeninizi da reddediyoruz!”

“Mahkemelerinizi da, yargılamalarınızı da, düzeninizi da reddediyoruz!”

2016 yılında TC iktidarı kendi siyasal gündemine bağlı olarak Ekim ayı sonu itibariyle gün ışığından daha fazla yararlanabilmek amacı ile dünyada yaygın olarak uygulamaya konan “kış saati uygulamasına” geçmeme kararı almış, TC’nin sömürgeci işgali altındaki ülkemizin kuzeyinde bulunan alt yönetim de buna paralel hareket etmişti. Hatırlayacağınız üzere o dönem sömürgeci işgal düzeninin hükümetinde yer alan UBP-DP koalisyonu “Türkiye ile uyumlu olmak” gerekçesi ise bir yandan ülkemizin diğer yarısı olan güney ile farklı bir saat dilimi uygulamasına neden olmuş diğer yandan da erken saatte okula ya da işe gitmesi gereken onbinlerce kişi, gecenin karanlığında uyanarak yollara çıkmak zorunda bırakılmıştı.

İşte bu akıl dışı kararın ve ülkemizin kuzeyinde kurulu kokuşmuş düzenin insan hayatına değer vermeyen denetimsiz, geri kalmış yapısının da sonucunda 29 Kasım sabahı Değirmenlik-Girne dağ yolunda feci bir kaza meydana gelmişti.

Gerçekleşen kazada bir öğrenci servisi tır ile çarpışmış, 57 yaşındaki okul servis aracı şöförü Denktaş Mutluel, lise öğrencileri olan 16 yaşındaki Sude Demirkıran ve 17 yaşındaki İlayda Yeliz Öztürk olay yerinde yaşamını yitirmiş, 7 kişi de yaralanmıştı. Kazanın ardından yolun sağına geçerek kazaya neden olan 25 yaşındaki tır şöförünün gerekli ehliyete sahip olmadığı ortaya çıkmış ve tutuklanarak yargılanmıştı.

Toplumsal bir infiale yol açan kazanın hemen ardından okul arkadaşlarını kaybeden liseli öğreciler kitlesel protesto yürüyüşleri örgütlemiş ve sömürgeci işgal düzeninin sözde başbakanlık binası önünde eylemlere başlamışlardı. Liseli öğrencilerin kendiliğinden gelişen bu eylemleri Sendikal Platform’un gerçekleştirdiği genel grevlerle toplumsal bir harekete dönüşmüştü.

Sendikal Platform’dan grev ve kitlesel eylem

1 Aralık günü “başbakanlık” binası önünde gerçekleşen eylemde tansiyon yükselmiş ve arbede yaşanmıştı. Ülkemizin kuzeyindeki kokuşmuş yapıya karşı biriken öfkenin patlamasına dönüşen bu eylemlerde, kitlelerin tepkisi bu düzenin simgesi olan “başbakanlık binası”na yönelmiş ve demir sürme bahçe kapısı defalarca zorlanarak kırılmış, içeri giren eylemcilerle polis arasında küçük çaplı bir çatışma yaşanmıştı.

Eylem boyunca atılan “Katil devlet hesap verecek!”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek!”, sloganları ve “Büyümez ölü çocuklar” gibi yazılı pankartlar dikkat çekiciydi.

DKB: Halk düşmanlarından hesap sorulacak!

Devrimci Komünist Birlik kazanın hemen ardından “Halka düşman olan yöneticileri lanetliyoruz!” ifadeleri ile yapılan açıklamada, halka düşman yöneticiler nedeni ile bir kez daha hiçbir suçu olmayan bedenlerin can verdiğine dikkat çekmiş, yol güvenliğini sağlamayan, güvenli toplu taşıma hatları oluşturmayan, bütün bunların üzerine sırf Türkiye’deki gerici AKP iktidarına yaranabilmek için akıl dışı bir şekilde uygulamaya konulan yaz saati düzenlemesini kuzey Kıbrıs’ta da yürürlüğe sokan yöneticilerin halk düşmanı olduklarının altını çizmişti. “Bu halk düşmanlarını lanetliyoruz ve halkımızı bu asalaklara karşı, onların bu çürümüş düzenlerine karşı sokağa çıkmaya ve onları başımızdan def edene kadar da sokaktan çekilmemeye çağırıyoruz!” denilen açıklamada halk düşmanlarından mutlaka hesap sorulacağı belirtilmişti.

Özgürgün’den dökülen inciler

Yaşanan kazanın ve gerçekleştirilen meşru eylemlerin ardından açıklama yapan dönemin UBP başkanı ve sözde başbakan Hüseyin Özgürgün “Niye AB ya da Başpapaz’ın saatine uyalım? Böyle bir şey olamaz. Türkiye ile saat farklılaşmasını düşünmemiz imkansız”, “Devleti kaosa sokacak şekilde ve ortada bir sebep yokken yapılacak eylemleri tasvip etmiyoruz” ifadelerini kullanarak yitirilen hayatlara ne kadar uzak olduklarını, esas dertlerinin sömürgeci TC iktidarlarına yaranmak olduğunu ortaya koymuştu.

Bu açıklamalarla ilgili habere sosyal medyadan tepki gösterenler hakkında ise 2017’nin şubat ayında “hakaret” suçlaması ile dava açıldı ve cep telefonlarına el konuldu.

Tır şöförü Türkiye’ye iade edildi

Kazanın ardından birinci derece sorumlu olarak yargılanan tır şöförü Safa Güngör önce 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılırken, hemen ardından UBP-DP hükümetince Türkiye’ye iade edilmesi kararı alındı.  Kazada yakınlarını kaybeden acılı ailelerin büyük tepkisine rağmen bu karardan dönülmezken, Güngör’ün bugün halen daha cezaevinde olup olmadığı bilinmiyor. Ancak Türkiye’deki çarpık yargı sistemi içerisinde çocuk katillerinden, kadın katledenlere çok sayıda suçlunun tahliye edildiği sayısız örnek dikkate alındığında Güngör’ün de serbestçe dolaştığını tahmin etmek zor değildir.

Eylemcilere dava

Kazanın üstünden geçen yaklaşık iki buçık yılın ardından, kazadan sonra 1 Aralık 2016 tarihindeki “başbakanlık” önünde gerçekleştirilen eylemle ilgili iki dava açıldı. Birinci davada toplam 24 eylemciye binanın dış demir kapısı ve projektörlerin, ikinci davada ise dört eylemciye dış duvardaki demir parmaklıkların zarara uğratma gerekçesi ile dava açıldı. Devrimci Komünist Birlik Genel Sekreteri Yusuf Alkım her iki davada da yargılananlar arasında yer alıyor. Sömürgeci işgal düzenine karşı geçmişte düzenlenen bir çok protesto sonrasında eylemcilere açılan benzer davalarda olduğu gibi, bu iki davada da aradan geçen yaklaşık 8 aylık süreye rağmen dava açılan eylemcilerin tamamına “savcılık” denen makam tarafından halen dava tepliği yapılmadı. Örneğin DKB Genel Sekreteri Yusuf Alkım’a ilgili davalardan bir tanesi tebliğ edilmiş olmasına karşın, diğer davada da adı bulunmasına rağmen dava tebliği halen yapılmamıştır. Bunun sonucunda her bir kaç haftada bir ertelenen dava süreci halen daha başlamadı. Bununla birlikte dava tepliğ yapılan eylemcilerin her defasında mahkemede hazır bulunmaları, aksi takdirde imzalatılan yüksek miktarlı teminatları ödemekle tehdit edilmeleri söz konusu.

DKB: Mahkemelerinizi da, yargılamalarınızı da, düzeninizi da reddediyoruz!

Konu ile ilgili bir açıklamada bulunan DKB bunun bilinçli bir uygulama olduğuna dikkat çekerek, aslında yapılmaya çalışılanın dava açılan eylemciler üzerinden topluma göz dağı vermek olduğunu vurgulandı.

“Mahkemelerinizi da, yargılamalarınızı da, düzeninizi da reddediyoruz!” başlığı ile yapılan açıklamada DKB’nin bu davaları meşru olarak görmediği belirtildi ve evrensel insan haklarının her bir yurttaşa kendi yaşam hakkının savunması ve yaşanabilir bir düzen için mücadele etmeyi en meşru haklardan birisi olarak vermekte olduğuna dikkat çekildi. Ülkemizin kuzeyinde oluşturulmuş olan bu kokuşmuş yapının her bir yurttaşın yaşamını tehdit etmekte, eğitimden sağlığa, barınmadan iş yaşamına, her alanda ülke insanlarını bozuk bir yapı içerisinde yaşamaya mahkum etmekte olduğu vurgulanan açıklamada “Tüm bu bozuk yapıya karşı mücadele etmek, hele hele bu yapı nedeni ile suçsuz genç yaşamların sona erdiği olayların ardından yükselen öfkelerini eyleme dökmek en meşru haklardandır. Bu bozuk düzenin simgelerine karşı yapılan meşru eylemlerde yaşanan basit maddi zararlar gerekçe gösterilerek belli kişilere karşı açılan davalar toplumun muhalif dinamiklerini baskı altına alma ve sindirme çabasından başka bir şey değildir. Bu meşru eylemlerde yaşanan tek bir suç varsa o da toplumun haklı tepkisine karşı polis güçlerinin devreye sokulmasıdır. Bunun emrini verenler, tıpkı bu kokuşmuş düzeni kuran ve insanlarımızı ölüme mahkum edenler gibi yargılanmalı ve halka karşı işledikleri suçların cezasını çekmelidir. Elbette bunu yapacak olan bu düzenin uzantısı işgal rejiminin yargı sistemi olamaz. Halkın demokratik iktidarı oluşturulduğunda kurulacak olan demokratik halk mahkemelerinde tüm bu kesimlerden hesap sorulacaktır. O güne kadar ise onların kokuşmuş düzenine karşı mücadele etmek, en meşru haklardan birisi olmaya devam edecektir.” denildi. Açıklamada ayrıca “Özgürce yaşayabileceğimiz bir düzen için mücadele etme hakkımızı sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz!” ifadelerine yer verildi.

Gelecek Gazetesi ve Devrim Temizler haber portalı olarak mahkeme sürecini takip etmeye ve siz okuyucularımızı bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Ayrıca kontrol

Kıbrıs işçi sınıfının şanlı direnişi CMC Grevi

14 Ocak 1948 günü Lefke’deki CMC şirketine bağlı madende  çalışan işçilerin şanlı grevi 72’nci yılında. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir