ANA SAYFA / Anasayfa / Yusuf Alkım – Reformizmin “süper kahramanları”!

Yusuf Alkım – Reformizmin “süper kahramanları”!

Ülkemizin kuzeyindeki reformizmin yaz ayları ile birlikte her yıl gündeme getirdiği “beleşe denize girme kampanyası” dolasyısı ile birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Gerçi bu arkadaşlar eleştiriden hiç hoşlanmıyorlar ve hemen “biz iflah olmayız, bizimle uğraşmayın kendi yolunuza bakın” gibi ilginç bir yaklaşım takınıyorlar ama, rakip gördükleri CTP-TDP gibi düzen içi sözde sol partileri her fırsatta eleştirmeyi ve bu yolla partilerin yıpranarak yarattılan boşluğu doldurmaya çalışmayı kendilerine hak görüyorlar. Yani onlar için rakip gördükleri siyasetleri eleştirmek bir hak ve dahası görev, biz devrimciler içinse onların sözde devrimci geçinen siyasetlerini eleştirmek ve teşhir etmek yersiz ve dahası zararlı! Nasıl ki onlar rakip gördükleri düzen içi partilerin siyasetlerini her fırsatta eleştirmeyi bir hak ve görev biliyorlarsa, bizler de gerek ülkemizde, gerekse dünya devrimci mücadelesi içerisinde, devrimcilik adına öne sürülen siyasetleri eleştirmeyi bir hak ve dahası devrimci görev ve sorumluluk görüyoruz. Bu nedenle kusura bakmasınlar ama onların iflah olmayacağını bilmemize rağmen, sözde devrimci siyasetlerinin daha geniş kesimleri etkilemesini ve yanlış algılar geliştirmelerini engellemek için devrimci sorumlulukla ve ciddiyetle eleştirmeye ve teşhir etmeye devam edeceğiz.

Öncelikle bu tip düzen içi demokratik ya da ekonomik hak mücadelesi verilirken reformist ve devrimci hak mücadelesi arasındaki temel noktaya dikkat etmek gerekir. Reformistler istedikleri kadar devrimci görünsünler, bu tip hak mücadelelerini yürütürken etkiledikleri kitleler üzerinde, mevcut düzenin devrimci bir eylemle yıkılması yönünde değil, tam tersine mevcut düzen içerisinde de demokratik kazanımlar ve iyileştirmelerle, yani reformlarla daha yaşanır bir yapının elde edilebileceği yönünde algı yaratırlar.

Devrimciler açısından ise bu gibi düzen içerisindeki hak elde etme mücadeleleri, her zaman bu süreçlerde ulaşılan ve etki altına alınan kesimleri mevcut düzenin devrimci bir eylemsellikle aşılmasının zorunluluğu yönünde bilinç aşılamaya çalışmak temel hedefdir. Etki alttına alınan kesimlere mevcut düzen içerisinde hak mücadelesinin önemli olduğu, ancak bu hakların elde edilebilmesi için örgütlü gücün önemi ve dahası devrimci örgütlü gücün zayıfladığı ve düzenin kendini toparladığı ilk fırsatta, elde edilecek kazanınların da gerisinde bir durumla karşılaşılacağı, dolasıyı ile mevcut düzen içerisinde kalıcı kazanımlar elde etmenin mümkün olmadığı, kalıcı kesin kazanımlar için devrimci bir dönüşümle düzenin değiştirilmesi gerektiği yönde bilinç oluşturmaya çalışırlar. Yani Devrimciler açısından bu tip hak arama süreçleri ulaşılan kitleleri devrimci biliçle donatmak ve devrim için hazırlamak için bir araç olarak kullanılır.

Şimdi Baraka-Bağımsızlık Yolu’nun “beleşe denize girme” adı altındaki “hak arama mücadelesine” dönecek olursak; burada iki temel sorun vardır. Birincisi bu arkadaşlar yürüttükleri hak arama mücadele sürecinde etkiledikleri kişileri devrimci bir bilince mi taşıyorlar, yoksa KKTC denen sömürgeci işgal düzeninin gerçekten de meşru bir devlet yapılanması olduğu, sözde anayasasının ise demokratik haklar sunduğu ve dahası bu işgal düzeninin polisinin de yardımı ile ilgili yasalardan kaynaklanan haklara sahip çıkmak gerektiği, yani günün sonunda KKTC işgal düzeninin olumlanması gibi geri bir bilinç mi yaratıyorlar?

Baraka’nın ilgili mücadele ile ilgili yaptığı son çağrıdan sömürgeci işgal düzenini ne şekilde ele aldığını ortaya koyan iki güzel örnek: “yerel yönetimler ile devletin vatandaşları bilgilendirmemesi…” ve “polismizi de Anayasayı uygulamak ve Plajların Kullanım ve Denetimi Yasası’nın gereğini yapmak üzere göreve çağırırız.” Arkadaşların “devlet” dedikleri şey sömürgeci işgal düzeni, “polisimiz dedikleri” ise görevi bu sömürgeci işgal düzeninin devamlılığını sağlamak olan, sermaye düzeninin halka karşı en önemli baskı ve saldırı aracı olan gerici organ. “Anayasa” ya da “ilgili yasa” ise bu düzenin temel dayanakları…

Dediğimiz gibi her siyasal hareket istediği kadar devrimci laflar kullanabilir ya da bu gibi siyasal hareketlerin önderliğini yapanların düşünceleri KKTC’yi olumlamak olmayabilir, ama bu mücadelenin amacı zaten kendileri dışındaki bilinçsiz kitleleri bilinçlendirmek değil midir? Peki bu mücadele ile ulaştıkları bilinçsiz kitelerde oluşturdukları bilinçlenme hangi yöndedir? Devrimci bir bilinç mi, yoksa KKTC denen işgal düzeninin sınırlarını aşmayan, dahası onu meşru bir devlet yapılanması, onun gerici polis yapılanmasını ise hakların korunması için yardıma çağrılabilecek bir araç gibi gösteren, düzen içi bir yaklaşımla hak elde etme yönünde bir bilinç mi?

İkinci temel sorun ise bu tip düzen içi hak elde etme mücadelelerinde bizim gibi sömürgeci, hele de işgal altındaki düzenlerde sözde “anayasal haklara sahip çıkma” gibi çarpık bir yaklaşımla mücadele yürütmenin yanlışlığıdır. Çünkü bizim gibi bir yapı altında bulunurken verilecek hak arama mücadelelerinde çok daha dikkatli olmak gerekir, aksi takdirde etki altına alınan kitleleri hiçbir gerçekliği bulunmayan sözde bir devletin “anayasal haklarına sahip çıkma”, işgal düzeninin devamlılığını korumak için oluşturulan polis ya da askeri yapılanmaları ise halkın çıkarlarını korumak için başvurulabilecek dayanaklarmış gibi çok yanlış bir algıya taşımaktan kurtulunamaz. Halbu ki bizlerin öncelikle kitlelerde uyandırmamız gereken bilinç bu yapının sömürgeci işgal düzeni olduğu ve buradaki sözde meclis, hükümet, bakan, cumhurbaşkanı, anayasa, mahkeme, hele de polis, asker vb gibi makamların hiçbir iradesinin olmadığı, tam tesine bu yapılanmaların ülkemizin kuzeyindeki sömürgeci işgal düzeninin üstünü örtmek, onun devamlılığını sağlamak ve sömürgeci TC devleti üzerindeki uluslararası baskıyı azaltmak olduğudur.

Peki denebilir ki; bizler bu düzen altında hiç mi hak mücadelesi vermemeliyiz? Elbette vermeliyiz, ama bu mücadelenin dayanağı şömürgeci işgal düzeninin kurumları, yasaları ya da sözde anayasası olmamalıdır. Bizim dayanağımız tüm insanlığın uluslararası çapta meşruluk kazanmış olan demokratik, ekonomik kazanımlarıdır. Örneğin geçmişte Sovyetler Birliği’nde elde edilmiş olan ilerlemeler örneklenerek halka, hem elde edilebilecek en ileri kazanımlar gösterilmeli, hem de sosyalizm ile kapitalizmin farkı ortaya konmalıdır. Geçmiş sosyalist deneyimlerde ortaya çıkmayan bir çok yeni alan vardır, bu durumda ise yapılabilecek olan söz konusu alanda dünyadaki diğer kapitalist ülkeler içerisinde elde edilmiş olan en ileri kazanımlar ve dahası sosyalist bir düzenin kurulması ile bu alanda elde edilebilecek en ileri düzeyin ortaya konmasıdır. Yani bizler böylesi mücadelelerde sömürgeci işgal düzeni olan “KKTC yasaları, anayasası, kurumları vs” üzerinden hareket etmek zorunda değiliz. Tabi derdimiz bu sömürgeci işgal düzenini aşmak, bunun için de öncelikle halkımızı bu gerçekliği görerek tavır alma yönünde bilinçlendirmek ise? Ne yazık ki Baraka-Bağımsızlık Yolu’nun buna benzer bir çok alanda geliştirdiği tavır ve söylem, niyetleri ne isterse olsun, bu gerçekliği ortaya koyan değil, bilakis gözlerden gizleyen bir niteliktedir. Siyasette ise önemli olan niyet değil ortaya çıkan sonuçtur. Baraka-Bağımsızlık Yolu gibi sözde devrimcilik adına ortaya konan ve kitleleri çarpık bir bilinçle donatan siyasetleri eleştirip teşhir etmek ve etki altına aldıkları kesimleri devrimci bir bilice yönlendirmek de başta da söylediğimiz gibi; biz devrimci komünistlerin asli görevi ve dahası sorumluluğudur.

Ayrıca kontrol

KDG’de yaşanan olumsuzluklar üzerine…

Eski KDG’li bir devrimci Bir devrimci örgüt düşünün adına “Kıbrıs Devrimci Gençlik” diyen. Kurulduğu gün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir