ANA SAYFA / DKB / Faşist cuntacılar ve sömürgeci işgalcilere karşı halkların birleşik devrimci mücadelesi!

Faşist cuntacılar ve sömürgeci işgalcilere karşı halkların birleşik devrimci mücadelesi!

Geçtiğimiz yıl 18 Temmuz’da Lefkoşa’nın güneyinde Bandiera’nın çağrısı ile düzenlenen eylemde Devrimci Komünist Birlik tarafından okunan metindir…

Temmuz ayı ülkemiz Kıbrıs’ın yakın tarihinde acıların yaşandığı, halkların birbirinin canına kıydığı ve birbirinden zorla sınırlarla ayrıldığı, ülkenin bölündüğü ve herbir parçasının işgalci ve sömürgeciler tarafından fiilen işgal edilerek sömürgeleştirildiği bir aydır. 15 Temmuz 1974 Faşist Yunanistan Cuntası’nın Kıbrıs’taki Yunanlı Subayların komutasındaki Milli Muhafız ordusuyla gerçekleştirdiği darbe ve TC devletinin bu darbeyi gerekçe göstererek 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmalarının ekindeki İttifak ve Garanti Anlaşmaları’na dayanarak Kıbrıs’a çıkarma yapaıp adayı etnik temelde ikiye böldüğü işgal bu ayda gerçekleştirilmiştir.

Kıbrıs’ın kuzey yarısında işgalci TC’nin kontrolunda kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti TC devletinin bir devamıdır. Yani kontrgerilla düzeninin bir parçası olarak işlem görmektedir.

Öyle ki, Türkiye ve sömürgesi Kuzey Kürdistan’la özelde farklı ancak genelde aynı şekilde yönetilmektedir. Türkiye’deki kontrgerilla devleti TC’nin tüm uygulamalarını, topluma yönelik psikolojik savaşını silahlı ve silahsız olarak yukarıdan aşağıya ve yatay bir şekilde sürdürmekte ve gerek gördüğü durumlarda da “faili meçhul” uygulamalara geçmektedir.

İşte bu uygulamalardan iki tanesi Temmuz ayın 6 ve 7’sinde gerçekleştirilmiş olan faili meçhul Kutlu Adalı cinayeti (faili TC devletinin ta kendisidir) ve vatan hainliği suçlamasıyla Avrupa gazetesine yönelik yapılan komplodur.

Kıbrıslı demokrat yazar, gazeteci Kutlu Adalı 6 Temmuz 1996 gecesi işgalci, sömürgeci TC devletinin Kıbrıs’ın kuzeyindeki legal (TC Lefkoşa Büyükelçiliği, Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığı (kolordu) ve KKTC Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanları, mahkemeleri, polisi, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Özel İstihbarat (Sivil İşler ve Halkla ilişkiler, örtülü ismiyle) Başkanlığı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı v.b ) ve illegal örgütlenmeleri (adına Ergenekon, dferin devlet, kontrgerilla, Türk İntikam Tugayı (TİT), Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT), Kıbrıs Türk Halk Hareketi (KTHH) v.b isimleri verdikleri) tarafından evinin önünde öldürülmüştür.

Bu olaydan 4 yıl sonra, 7 Temmuz 2000’de ise düzene ve işgal güçlerine karşı muhalafet yürüten AVRUPA (AFRİKA) gazetesi çalışanlarına, güney Kıbrıs lehine casusluk yaptıkları gerekçesiyle suçlama getirilerek komplo düzenlenmiş ve tutuklanmışlardır.

Bütün bu yaşanan acıların Temmuzla sınırlı olmadığını ve içinde bulunduğumuz durumu doğru bir şekilde tahlil edip doğru çıkış noktaları bulmadığımız sürece de egemenlerin iktidarları ve baskı, zulüm ve sömürülerinin devam edeceğini bilmek zorundayız.

Ülkemiz Kıbrıs’ın geçmişten bugüne neden ve nasıl geldiğini bilmeden geleceği sağlam zemin üzerine kuramayız.

Kıbrıs, emperyalist İngiltere’nin sömürge yönetiminden Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geçerken bağımsızlığını değil, bizzat ülkenin bir kısmını ve bağımsızlığını da emperyalist İngiltere ve ABD emperyalizminin yeni sömürgelerinden Türkiye ve Yunanistana teslim etmiştir. (İngiltere ada üzerinde Dikelya-2.5 Mil ve Ağrotur-Piskobu Birleşik Krallık Egemen Üsleri olmak üzere iki üsle birlikte hava, deniz limanlarıyla karayolları ve birçok bölge üzerinde de lojistik v.b kolaylıklara sahip olma hakkın kazanmış ve ittifak anlaşması ile de ülkenin ve devletin garantörü olmuştur.)

Ülkemizin coğrafik yapısı ve bulunduğu coğrafya dikkate alındığı zaman (yeraltı, yerüstü zenginliklerinin emperyalistlerin iştahını kabartacak miktarda olduğu için onların gözünde stratejik değeri daha da önem kazanmaktadır), Ortadoğu ve akdenizde egemenlik kurmak isteyen emperyalist kapitalist devletlerin Büyük Ortadoğu Projesi ve benzeri projelerini (emperyalist projelerden bir diğeri de Avrupa Birliği’dir) gerçekleştirmek için stratejik öneme sahip ülkemizi egemenlikleri altında tutmak, kaybetmemek veya elde etmek için paylaşım savaşlarını, kavgalarını sürdürmektedirler. Amaçlarına ulaşmak için de her yolu mübah saymaktadırlar.

Bir yanda emperyalist İngiltere, bölgede güç olmak isteyen ABD emperyalistlerinin işbirlikçisi ve onu desteğinde AB’ye girmeye çalışan Türkiye ve işgalindeki bölge ve AB’nin içindeki Yunanistan’la onun işgalindeki bölge; diğer yanda birbirine kırdırılan, düşmanlaştırılan ezilen Kıbrıs halkları ve egemen ülkelerin halklarıyla, ortadoğu halkları.

Bununlar birlikte Kıbrıs’ın Temmuz ayındaki acılarından daha da büyük bir sorunumuz bulunuyor. Ve ne yazık ki çözümü  emperyalist kapitalist ülkelerin insafına bırakılıyor. Sorunun kaynağının emperyalistler kapitalistler olduğunu, onların egemenliklerini sürdürmek ve ülke üzerindeki paylaşımlarını garantiye almak yada yeni haklar elde etme üzerine kurulu projelerinin bir parçası olarak önce böldükleri ada ve halklarını şimdi sözde birleştirme adına toplumlararası görüşmeleri destekliyor ve de önerileriyle de ‘yardımcı’ oluyorlar.

Görüşmelerle ilgili komitelerin hiçbirinde ülkenin bağımsızlığı için emperyalist, sömürgeci ilişkilerden kurtulma yönünde irade ve öneri dahi olmadığı; halkları şovenizmden arındıracak ve kardeşleştirecek somut irade ve çalışmaların olmadığı; ülke içindeki insan haklarını ve canlarını tehdit eden her tür uygulama ve örgütlenmeyi hedef alan bir irade ve çalışmanın olmadığı; tam tersine mevcut emperyalist sömürge ilişkilerini sağlama alan ve yeni emperyalist AB’ın da çıkarlarını düzenlemeye çalışan bir görüşme sürecinden herkes payına birşeyler koparmaya çalışıyor. Emperyalistler ve onların işbirlikçilerinin çıkarlarının dengesi sağlanırsa bir anlaşma olur, ama yeniden bir paylaşım kavgasının başlamasına kadar süren bir anlaşma.

Böyle bir anlaşma da burjuvazinin anlaşması olur, barışı olur. Ama ezilenlerin,halkların anlaşması ve barışı olmaz. Peki böyle bir durumda Kıbrıs halklarının gücü yetmiyor diye emperyalistlerin desteğinde yapılan görüşmelerin tarafı mı olmamız gerekir? Hayır. Ülkenin komünistlerinin, devrimcilerinin, demokratlarının, halkların kardeşliğini savunanların önlerine koyacakları en acil görev özelde ezilen ülke halklarının, işçi sınıfının, ezen ülkeler ve ortadoğudaki ülkelerinin, genelde dünya halklarıyla kardeşleşmesini ve işçi sınıfının birliğini teoriden pratiğe geçirecek örgütlenmeyi gerçekleştirmek olmalıdır. Emperyalizme, kapitalizme, sömürgeciliğe karşı bağımsızlığı, özgürlüğü, devrimi, sosyalizmi ve komünizmi hedefleyen bir örgütlenme olmaksızın ve bu önderlikte mücadele verilmeksizin, her Temmuz ayında acılarımıza ağıt yakacağız. Güneydeki Kıbrıslırum halkına 15 Temmuz Faşist Darbesi ve 20 Temmuz İşgalinin acısı hatırlatılacak, kuzeyde ise işgal rejiminin ‘faili meçhul’ katliamları, bombalamaları, komploları Kıbrıslıtürk halkına unutturularak, 20 Temmuz haftası ‘Kıbrıs barış harekatının yıldönümü’ olarak törenlerle kutlatılacak.

Geçmiş acıların hesabını sormak, işlenmiş olan insanlık suçlarının sorumlularını yargılamak için demokratik bir halk iktidarı şarttır. Bu iktidarı kurmanın yolu devrimci mücadeleden, Türkiye-Kürdistan-Ortadoğu ve Yunanistan-Balkan ülkelerindeki devrimci unsurlarla birlikte gelişecek olan demokratik halk devriminden geçmektedir. Ve süreç hızla buna doğru gelişmektedir. Ülkemiz emperyalist kapitalizmin büyük krizler ve kaoslar yaşadığı ve emperyalist zincirde en zayıf halkaları yarattığı bir coğrafyanın ortasında bulunmaktadır. Ve bu durum ülkemize, bölge ülkeler ile ile birlikte ortak devrimci olanaklar yaratıyor. Şimdi önümüze koymamız gereken Kıbrıs halklarının tüm devrimci komünist unsurlarını ortak bir çatı altında toplayarak Devrimci Komünist öncüyü yaratmak olmalıdır. Gelmekte olan devrimci süreci karşılayabilmenin ve devrimci dalgalanmaları ülkemizde de gerici iktidarları yıkacak şekilde yönlendirebilmenin başka yolu yoktur.

Şimdi devrim zamanıdır, şimdi devrim için güç biriktirme ve günü geldiğinde gerekli devrimci çıkışları yapmak için konumlanma zamanıdır.

Kahrolsun Faşist Cuntacılar ve Sömürgeci İşgalciler!

Yaşasın Kıbrıs Halklarının ve Bölge Halklarının Birleşik Devrimci Mücadelesi!

Ayrıca kontrol

Gerici, faşist paramiliter örgütlerin dayandığı güç, TC sömürge yönetimi

Ülkemiz kuzeyindeki gerici, faşist örgütlenmelerin kaynağı AKP ile sınırlı değildir. Bu sömürgeci işgalci TC devletinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir