ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Boş hayallerle değil, devrimci mücadeleyle!

Yusuf Alkım – Boş hayallerle değil, devrimci mücadeleyle!

Türkiye’de Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul Büyük Şehir Belediyesi seçimlerini iptal etmesinin ardından bir çok kesimde Türkiye’de gerçekleştirilen seçimlerin ne kadar anti demokratik olduğu ve AKP’nin seçimlerle geriletilemeyeceği yönünde tepkiler yükselmeye başladı.

Ama gelin görün ki bu tepkiler CHP’nin yenilenecek seçimleri kabul ederek herkesi “seçimlere odaklanarak yeni bir zafer elde etmeye” çağırması ile yeniden yerini seçim odaklı boş hayallere bırakıverdi!

İlk tepkiler “demokrasi ve hukukun kalmadığı” şeklinde iken, birden “23 Haziran’dan sonra her şey çok güzel olacak”a dönüşüverdi!

Alınan kararla demokrasi ve hukukun üstünlüğünün olmadığının tescillendiğini, İmamoğlu’nun yeniden aday olarak demokrasi ve hukukun üstünlüğünün tekrar sağlanması için mücadele edeceğini uman bu çevreler karar sonrası bir çok yerde sokağa çıkarak protesto eylemleri düzenleyen onbinlerce kişinin ise yapması gerekenin 23 Haziran’da sandıklara sahip çıkmak olduğunun söylemeye başladılar.

Yani onların Türkiye’deki muhalif halk kitlelerine önerileri bir kırk gün daha boş umutlarla yaşamaya devam etmeleri. Tabi bu arada da sosyal, ekonomik çöküşle yüzleşmek de gerekecekse olsun, nasılsa 23 Haziran’dan sonra “her şey çok güzel olacak” değil mi?!

Peki 23 Haziran akşamı her türlü hile ile “seçim” tamamlanınca ne olacak?

Eminiz ki o gün geldiğinde da yeni “hedef tarihleri” ile boş umutlar aramaya devam edilecek. Halbuki umut YSK karrı sonrasında Istanbul’un birçok mahallesinde kendiliğinden sokağa çıkan on binleri yüzbinler yapmak ve bu düzeni yıkıp demokratik bir halk iktidarı kuracak bir hareketi örgütlemekte değil midir?

Ama düzenin çizdiği sınırları aşamayanlar için onbinleri yüzbinler yapmak yerine onları evlerinde oturma ve 23 Haziran’ı beklemeleri için ikna etmeye çalışmak daha mantıklı…

Ne de olsa 23’ünde sandıktan İmamoğlu yine çıkabilir ve bunun yaratacağı etki ile 2023’de cumhurbaşkanlığı da taraf değiştirebilir. Yani ölme eşeğim ölme, sakın ha ölme. Bak ufukta olmasa da dört buçuk yıl sonra bir sandık daha var. Bu dört buçuk yılda biraz daha yük bindirsek de artık yük kaldıramaz hale gelen o sırtına, dayan birazcık daha, bak ufukta bir sandık daha var, sırtına yeni yükler bindirmek için kullanılacak olan! Varsın bugün “demokrasi ve hukuk bitmiş” olsun Türkiye’de. 2023’e daha çok var, mevcut iktidarın en büyük isteği kırıntılarını bıraktığı demokrasiyi yeniden kurmak nasılsa!

Ha bu arada demokrasiden anladığımız şey ne acaba?!

Çünkü demokrasi var, demokrasi var! Mesela burjuvazinin demokrasisi var; bugün dünyanın neredeyse tamamında uygulanmakta olan ki Türkiye’de bunlardan birisi. Bir de işçilerin demokrasisi var ama, Ekim Dervimi ile Sovyetler Birliği’nde ya da ikinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan Halk Demokrasilerinde, Çin, Küba gibi ülkelerde uygulanmaya çalışılan.

Ne midir fark?

Burjuva demokrasisi dediğimiz şey; küçük bir azınığın geriye kalan işçi, emekçi ve diğer sermaye sahibi olmayanları sömürüsüne dayalı bir yönetim biçimidir. Türkiye’de bugün burjuva demokrasisinin en gerici biçimi olan faşist, merkezi biçimi uygulamadadır ve böylesi bir yapılanmada halkın iradesinin sandığa yansıması hele hele halkın çıkarları doğrultusunda icraat yapacak bir iktiarın oluşabilmesi mümkün değildir. Bu sadece Türkiye özelinde değil, tüm dünyada bu şekildedir. Bugüne kadar burjuva demokrasisinin kurduğu sandıklar üzerinden kurulan ve ayakta kalabilen bir halk demokrasisi örneği yoktur. Ve belli ki da olmayacaktır.

Halkın keni kendini yönettiği işçi ya da halk demokrasisinde ise; yöneten küçük bir sömürücü azınlık değil, üreten işçi, emekçi halk kitleleridir. Böylesi bir yönetim biçimi ise ancak demokratik bir halk devrimi ile mümkündür.

İşte YSK kararı sonrasında sokağa çıkan onbinler bu olanağın dayanaklarıdır. Gezi’de ayaklanan milyonların hala daha pes etmediğinin, tam tersi bilinç birikimi ile ilk fırsatta sokağa çıkma ve bu defa iktidarı zaptetmeye aday bir yapıda olduğunun göstergesidir.

Kendine devrimci diyenlerin görevi yüzünü bu kitlelere çevirmek ve demokratik halk devriminin olanaklarını nasıl daha da güçlü hale getirebilirize kafa yormaktır.

Devrimci duruşa sahip olmayan ve devrimin tüm olanaklarına rağmen yüzünü düzen içi olanaklara çevirmekten vaz geçmeyenler ise, ayaklanma boyutuna gelen halk kitlelerini düzen içi mücadele çerçevesinde tutmaya kafa yoruyorlar.

Ama şundan da eminiz ki, yarın halkın devrimci ayağa kalkışı yayıldığında bu kesimler herkesten daha keskin devrimci olacaklardır.

Demokratik halk devriminin sonuna kadar gidebilmesi ve iktidarı elegeçirebilmesi için ise, bu iki yüzlü siyasetlerin kitleler üzerindeki etkisinin kırılması şarttır. Bu noktada görev bir kez daha devrimci güçlere düşmektedir. Bu kesimler teşhir edilmeli ve kitleleri boş hayallerle etki altına almaları engellenmelidir.

Ayrıca kontrol

Sömürgecinin yerel yönetici kadroları seçimine hazırlananlar!

İşgale “İŞGAL” , sömürgeye “SÖMÜRGE” diyemeyen, “sömürücü burjuva sermaye sınıfı” kelimelerini kullanmaktan kaçınanlar, halkın henüz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir