ANA SAYFA / YAZARLAR / Toprak Çağan – “Ortalama sol” düşüncelerinin tükenmişliği ve çırpınışı

Toprak Çağan – “Ortalama sol” düşüncelerinin tükenmişliği ve çırpınışı

“Dogmacılık, doktrincilik” , … bunlar Raboçeye Dyelo’daki* “eleştiri özgürlüğünün” şövalyece savunucularının silaha sarıldıkları düşmanlardır. Bu sorunun gündeme alınmasından pek memnunuz ve sadece bir başka sorunun da eklenmesini öneririz: 
Peki yargıçlar kimlerdir?”
1

Blanqui’nin mezar taşının üzerine şunlar yazıldı;
“taş kalpli bir sınıfa karşı
ekmekten mahrum halk uğruna savaşırken;
yaşamında dört duvara;
ölümünde dört parça çam tahtasına sahip oldu.”

Thiers’i, zindanda olan Blanqui’yi ellerindeki rehinelerle takas etmek isteyen ve bunu versailles hükümetine teklif eden komünarlara, «Komün’e Blanqui’yi iade etmek onu koca bir silahlı birlikle donatmaktan daha tehlikelidir» yanıtını vermek zorundaydı. Blanqui’nin ömrü “taş kalpli bir sınıfa” karşı yürütmüş olduğu mücadelede hapislerle geçti. Her dışarı çıkışında örgütlenecek bir ayaklanmanın silahlı örgütünü kurmaya çalışan bir Blanqui görürdünüz. 1832 yılında yargılandığı mahkemenin yüzüne, “Parisli her bir işçinin mermisi dünyanın her yanında hedefine doğru yol almakta ve durmaksızın vurmaktadır. Bu vuruşlar, dünyada insanların mutluluğunun ve özgürlüğünün tek bir düşmanı kalmayıncaya dek devam edecektir” diyen Blanqui, sosyalizm anlayışı ve uyguladığı mücadele yöntemleri ile devrim tarihinde “ehlileşmeyen bir eylem adamı” olarak saygın bir yer edindi. 1824 yılından 1881’e kadar Fransa da gerçekleşen tüm ayaklanmalarda, devrimci girişimlerde önemli rol oynayacak olan Blanqui’yi ya da blanquist bir örgütü görebilirdiniz. Marx, ‘Fransa’da Sınıf Savaşımları’ adı altında toplanmış bulunan, 1850 yılında kaleme aldığı makalelerinden birinde, Fransa’da burjuvazinin komünizme blanquizm adını taktığına işaret ederek, “Blanquizm devrimci sosyalizmdir” der ve küçük burjuva sosyalizminin bir eleştirisini yaptıktan sonra şöyle devam eder; “… proletarya bu sosyalizmi küçük-burjuvaziye bırakırken; farklı sosyalist liderlerin her birini, toplumsal altüst oluşun, biri diğerine karşı çıkarılmış geçiş noktalarından birine kendini beğenmiş bağlılık olarak ortaya çıkarırken -proletarya gitgide devrimci bir sosyalizmin çevresinde, bizzat burjuvazinin Blanqui adını taktığı komünizm çevresinde toplanıyor. Bu sosyalizm, genel olarak, sınıf farklılıklarının ortadan kaldırılması, sınıf farklılıklarının dayandıkları bütün üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılması, bu üretim ilişkilerine uygun düşen bütün toplumsal bağlantıların ortadan kaldırılması, bu toplumsal bağlantılardan doğan bütün düşüncelerin altüst edilmesine varmak üzere, devrimin sürekliliğinin ilanıdır, zorunlu bir geçiş noktası olarak proletaryanın sınıf diktatörlüğüdür.” 2

Marks’ın “devrimci bir sosyalizmin çevresinde” gördüğü hareketi bugün Marksist olgunlukla(!) sol lafazanlık, macera düzeyinde ele almak güncel “devrimcisizliğe” tarihsel dayanaklar aramaktan öteye geçmez. Yanlış isim, yanlış örneklendirme! Marks, sağlam bilimsel tespitlerine, sınıf tahliline ve devrimci uyarılarına yakayı kaptırmıyor ve var olan harekete, “sınıfının yalın bir sesi” olarak yüreklice katılan Blanqui’yi “sınıfın doğal lideri” olarak ifade etmekte beis görmüyor, ona tepeden bakmıyordu.

Onun azınlığa dayanan silahlı öncü örgütü ile başlayan ve halkın desteği ile zafere ulaştırmayı düşündüğü ayaklanmacılığı devrimci girişimciliği ifade etse de, sonuçsuz kalmaya mahkum olması açısından yanlıştı. Elbette bu anlayış ve yöntemi Marksistler tarafından eleştirildi, eksik bulundu. “İsyan teknisyeni” olan Blanqusitler ile Marksistler, Paris Komünü deneyimden sonra Enternasyonal içerisinde La Haye Kongresi’nde Bakunincilere karşı yanyana durdular. Taki enternasyonalin merkezinin New York’a taşınma fikrine kadar! Blanquistler buna karşı çıktılar ve “devrimci partiyi yeniden kurmak, rövanşı örgütlemek, yeni ve keskin kavgaya hazırlanmak” diye özetledikleri görüşlerinde ısrarcı oldular, marksistlerle yollarını ayırdılar.

Blanqui ile ilgili bu uzun anektodu Blanqui’yi tanıtmak için değil, günümüz devrimci fikirlerini kestirmeci bir mantıkla Blanquist olmakla tanımlayan sol aklın “nereye varmak istemediğini” açıklayabilmek için yaptık. Blanquistler ile Marksistler yollarını ayırmış olsalar da, tarih onları Ekim Devrimi’ni örgütleyen Bolşeviklerin siyasal eylemlerinin geniş ufku ve yüksek idealleri sonucu tekrar yanyana getirdi. Bolşeviklerin, “Nereden Başlamalı?” makalesinden bu yana öne çıkardıkları “ayaklanmacı” fikirler, Lenin’i diğerlerinin gözünde Blanquist yapmaya yetti. Lenin gerek Blanquist olarak görünmekten, gerekse de Jakoben olarak tanıtılmaktan rahatsız olmadı. Fakat parti ve devrim anlayışı ile tüm diğer görüşlerden ayrılmasını sağlayacak olan taktisyenliğini devrimin güncelliği üzerinden kurduğu perspektifle canlı ve değişken tutmasını da bildi. “Yoldaş Akselrod herhalde biliyordur, bugünkü sosyal demokrasinin jirondenleri kendi karşıtlarını tanımlamak için her yerde ve her zaman “jakobencilik”, “blankicilik” gibi terimlere başvururlar.”3 Onun için Lenin’i işçici olarak ele almak isteyenlerde, ya da sadece ayaklanmacı ve “zor”u örgütleyen yanını ele almak isteyenlerde Leninizmin bütüncül ele alınışından koptular ve kısmi doğrular yaratarak “mutlak yanlışlar”a rücuh ettiler.

“Bu berbat sözler – jakobencilik ve öteki sözler- yalnızca oportünizmin kanıtıdır, başka hiçbir şey değil. Kendisini proletaryanın -kendi sınıf çıkarlarının bilincinde olan proletaryanın- örgütüyle tam olarak özdeşleştiren bir jakoben, devrimci bir komünisttir. Profesörlerle yüksek okul öğrencilerinin ardından iç geçiren, proletarya diktatörlüğünden korkan ve demokratik istemlerin mutlak değerine sevgi besleyen bir jironden, oportünisttir.” 

Devrimci fikirler kimleri, neden rahatsız eder?

Kıbrıs’ta ya da dünyanın herhangi bir yerinde devrimin hedeflenmesi üzerinden ajitasyon ve propaganda çalışması yürüten, teorik zeminini bu varış noktasına doğru şekillendiren, kitle çalışmasını devrimci-siyasal programı ile ilişkilendiren, kadro ve parti işleyişini devrimin güncelliği perspektifi üzerinden konumlandıran marksistler görürseniz, bilin ki onlar bilinçli bir ayrılığın unsurlarıdırlar. Ayrılığın komünist parti hedefi ile taçlandırılması sınıflar mücadelesinde sınıfın en gelişkin aracı olarak kendini siyaseten geri olandan ayırma anlamına geliyor. İleri olandan çıkışı sağlayan bu örgütlenme ayrımları belirginleştirir, hangi saiklerle hareket ettiğini net bir şekilde açıklar. Engels, Komünist Manifesto’ya neden “sosyalist manifesto” demediklerini kendilerini ütopik sosyalistlerden ayırma gayreti ile açıklar. Lenin, Nisan Tezleri’nde Komünist Parti adını almayı önerdiğinde ana argümanlarından biri Bolşeviklerin tüm Avrupa’da kendi ülkelerinin burjuvazileri safına geçmiş sosyal demokrat partilerden ayrılma gereksinimiydi. Bu çağrıya değişik ülkelerin kitlesel sosyal-demokrat partilerinde bulunan komünist gruplar ayrılıp küçük bir kadro birikimi ile yeni partilerini kurarak, kimi zaman da mevcut partilerin isimlerini değiştirerekyanıt verdiler. “Mesela Yunanistan Sosyalist İşçi Partisi, 1920 yılında isminin sonuna parantez içinde komünist sıfatını eklemiş, 1924’te ise Yunanistan Komünist Partisi adını almıştı. Bu ismin alınması, Komintern etkisi kadar partide yeşeren “sağ ve sol oportünist eğilimler ve gruplar” ile yolları ayırma gereksiniminden de kaynaklanmaktaydı.”5

Komünistler için büyüme kitleyi içine katma ya da parti üyelerinin çoğalması anlamına gelmez. Komünist Partisi programatik olarak birliğe ulaşmış, siyasal eylemi programı doğrultusunda örgütleyen, demokratik merkeziyetçiliği yürüten, organlarından birinde aktif olan üyelerini barındıran partidir. Burjuvazi ile köprüleri yıkan, burjuva siyasete icazet etmeyen, gündelik mücadele/hareket ile nihaî hedef arasındaki ayrımı diyalektiğin bakış açısı ile taşıyanların partisidir. Bu anlamı ile Komünist Partisi “kitle partisi” değildir. Onun kitle partisi olmaması, ayrımı ya da ortalama sol aklın ifadesi ile “halk ile teması olmayan dar bir örgütlenmeyi” (ne demekse) tercih ediyor oluşu, onun geniş kitleleri hedeflemediği anlamına gelmez. Bu çarpıtmanın eskiyen tarafı… Yakın tarihin reformist ya da çürümüş örgütlerinin kendi anlayışlarını tasfiyeci bir çizgiyle emekçi kitleler içerisine taşıması için bu lapayı sık sık kullanmaları gerekirdi. Onlar parti örgütlenmesini, sınıf kavramını silikleştirdikleri ve yerine kullanmayı sevdikleri “çoğulluk” kavramları gibi, revaçlı bir şekilde “tekke” haline getirdiler. Ve bu çoğulluktan ürettikleri ‘ideolojik birlikleri’ ile programatik bir birliğe dayanmayan, kitlelerin sezgisel-kendiliğindenci (onun dahi çok uzağındalar) anti-kapitalist yönelimlerinden devrimci bir örgütlenme yaratabileceklerini düşündüler. Popülizme yöneldiler. Nihayetinde bu “devrimci örgütlenmeler” gündelik mücadelenin anti-kapitalizmin yakınından dahi geçmeyen burjuva “eşitlik-özgürlük-kardeşlik-hak-hukuk-adalet” talepleri ile siyasal teşhirler örgütleyeceklerini düşünerek “kaba, köşeli, dogmatik bir yapıya sahip olmayan” yürüteçleri ile sadece kendiliğindenciliği örgütlediler. “Geleneksel sol” olarak ifade edilen komünist örgütlenmenin zayıflığını, dağınıklığını ise bu yenilenmeye karşı tutucu ve teorik olarak “hayata dokunmayan sekter yan” ile açıkladılar. Ne güzel!

“…duruma göre tutum saptamak, günlük olaylara, önemsiz siyasal ayrıntılardaki iniş ve çıkışlara uymak, proletaryanın temel çıkarlarını, tüm kapitalist düzenin temel çizgilerini ve tüm kapitalist gelişmeyi unutmak, bu temel çıkarları gerçek ya da sözde küçük kazançlar uğruna feda etmek”6 reformist sol açısından öylesi bir yenilenmenin ya da geleneksel olandan kurtulmanın sağlayıcısı olabilir. Ama şunu vurgulamayız. Bu anlayışla bir devrim örgütleyemez ya da oluşabilecek kendiliğindenci bir hareketi sosyalist hedeflerle tanıştıramayız. Bu anlayış biraz sosyalizmden bahsetmek, gündelik faaliyetinde de “gerçekçi” olmak adına geri kitle düzeyi ile yetinmekle kendisini kotaramaz. Hayaller görmemek adına eklektik bir çizgiye teslim olmanın, her şeyi biliyor gibi görünüp bildiği hiç bir şeyi sosyalist düşünce ile buluşturamanın dışa vurumudur bu. Bu küçük-burjuva psikozun gına getiren tespiti, “siz tüm sorunların çözümünü devrimden sonraya erteliyorsunuz”dan öteye geçemez. O, “guevaracılık, blanquicilik, dogmacılık, sınıftan kopukçuluk, tutuculuk” demeyi tüm meselelerin çözümü ve yenilenmeye giden yolun garanticiliği açısından yeterli görür. E peki, kendimizi tanımlamayı çok sevdiğimiz devrimciliğin, bir devrimin yetersiz gördükleri ne olacak? O zaman devrimcilerin olduğu fakat devrimciliğin olmadığı ironik bir tablonun öznelci mızmızlanmalarına mı teslim olmalıyız?

“…Marksist ukalalar şöyle diyorlar: Bütün bunlar etik gevezelik, romantizm, gerçekçilikten yoksunluktur! Hayır baylar, bu o olmadan Marksizmin Brentanizm, Struvizm ve Sombartizm olacağı devrimci teorinin devrimci politikayla bağlanmasıdır. Marx, görünürde en barışçıl, bizzat kendi deyişiyle “huzurlu”, “Neue Zeit” yazı kurulunun ifadesiyle “açması bir kalın kafalılık” dönemlerinde, devrimin yaklaştığını hissetmeyi ve proletaryayı ilerici, devrimci görevlerinin bilincine varabileceği bir basamağa yükseltmeyi bilmiştir. Buna karşılık Marx’ı darkafalılıkla bayağılaştıran … aydınlarımız, en devrimci dönemlerde proletaryaya pasiflik, “akıntıyla birlikte” itaatkârca yüzme, moda olan liberal partinin en hercai unsurlarını müteredditçe destekleme politikasını öğretiyorlar!”7

Nihai hedefimiz ile pratik çalışmamızın diyalektik birliği; emekçiler ekonomizme teslim olamaz, çünkü komünistler var!

Onlar (ortalama sol), devrimci programa dayanan çalışmayı “apolitizmin” bir biçimi olarak ifade ediyorlar. Yani güncel politikayı boşlayan, emekçilerin ve kitlelerin sorunlarına dahi bir şey söylemiyor gibi görünen, sadece “yaşasın sosyalizm” diyen bir pratik politikanın ertelemeciliği kadar, ütopyacılığını da eleştiriyorlar. Fakat iktidar perspektifinin somut olduğunu, devrimcilik denen yıkıcılığın muhalefetçilik olmadığını da unutuyorlar. Yani sadece sosyalizm demediğimizi, onu da yüce idealler ve duygularla altını doldurarak söylediğimizi görmek istemiyorlar. Çünkü ne kadar öyle olduklarını söyleseler de anti-kapitalist değiller. Bankaları ve tekelleri hedef alan, bunu pratik politikada somuta döken bir tek söylemleri, şiarları yok. Yığınlarca insan kredi kartları ve kredilelerle finans ağına kölece bağlıyken bunu mesele edinen ve burjuva iktisatı yıkıcı temelde hedef alan bir tek çalışmaları yok. Sadece ekonomik krizi istemiyorlar(!) Siyasal devrimciliklerinin bir tek ibaresi yok. Yabancılaşmayı dahi insanlar arası ilişkinin karakteristik özelliklerine dayandırıyorlar. Çok psikolog, çok sosyolog, çok akademisyenler(!) Lenin, “Kapital bir iskeletti, biz onun omurgası, kolları, uzuvları olduk” dediğinde anlatmak istediği üretim araçları ve ilişkileri üzerinden sınıfların adıkları pozisyon, konumlanışları ile birlikte ezilen emekçi sınıfın bu konumu değiştiren “sınıfları ortadan kaldırma” mücadelesiydi. Bu “dar bir partinin” meselesi olmaktan çok daha yakıcı ve kitlesel bir sorun olsa gerek. Öyleyse buna politik parti politik-ideolojik mücadele yürütür, “alan” örgütlenmeleri de kendi sorunlarından hareket ederek politik-ideolojik mücadele yürütemez diyerek göğüsleyemeyiz.

“Özel bir soruna ilişkin ajitasyon taktiklerini ya da parti örgütüne ilişkin herhangi bir ayrıntıdaki taktikleri 24 saat içinde değiştirmek mümkündür. Ama 24 saat içinde demeyeceğim, 24 ay içinde bile, insanın bir mücadele örgütünün ve yığınlar içinde siyasal ajitasyonun genel, sürekli ve mutlak zorunluluğu konusundaki görüşünü değiştirebilmesi için her türlü ilkeden yoksun olması gerekir.”

Devrimci partilerin siyasal görevleri olur. Bu görevlerden birisi de işçileri, emekçileri, nüfusun geniş yığınlarını, dışındaki emek örgütlerini sosyalist bilinçle tanıştırmaktır. Sadece iktisadi mücadele ile, kendiliğinden mücadele ile, genel hareketi “iyi niyete dayalı” pratik cepheden desteklemekle sosyalist bilince ulaşılamaz. “İktisadi mücadele ve hak alma mücadelesi veren işçi ve emekçiler bilinçlenir ve buradan sosyalist bilince hazır hale gelirler” düşüncesi gericidir, aşamacıdır. “İktisadi mücadelenin kendisine siyasal nitelik kazandırma” türünden yaklaşımlarında koyu bir ekonomizmi perdeledikleri pratikte sabittir. Kendiliğindenciliğe siyasal bir gömlek giydirmenin çabasıdır.

“… Demek ki, “iktisadi mücadelenin kendisine siyasal bir nitelik kazandırma” yolundaki gösterişli sözler “korkunç derecede” derin ve devrimci görünüş altında, devrimci siyaseti, sendikal siyaset derekesine düşürme geleneksel eğilimini gizlemektedir!… Gerçekte, “İktisadi mücadelenin kendisine siyasal bir nitelik kazandırmak” sözü, iktisadi reformlar uğruna mücadeleden başka bir anlam taşımaz… Somut önlem istemleri — bu, toplumsal reform istemleri anlamına gelmez mi? Ve tarafsız okura bir kez daha soruyoruz: (menşeviklere) maskeli bernştayncılar dediğimizde kendilerine iftira mı ediyoruz? Devrimci komünistler, reformlar uğruna mücadeleyi eylemine her zaman katmıştır ve şimdi de katmaktadır. Ama komünist hareket “iktisadi” ajitasyonu, sadece hükümetten her türden önlemleri yerine getirmesini istemek için değil, aynı zamanda (ve esas olarak) hükümetin bir otokratik hükümet olmasına son vermesini istemek için de kullanılır… Oysa Martinov, aşamalar teorisini yeni bir biçimde canlandırıyor ve sanki siyasal mücadele yerine tamamıyla iktisadi bir gelişme yolu izlenmesini vazetmeye çalışıyor.”9

Ürkek zigzaklar teorisi olarak da ifade edilen bu aşamalar teorisi; kazanımcılıkla edinilen bilinçsel değişimle politik eylemler, politik grevler, politik talepler, politik işçi hareketi, politik öğrenci hareketi, politik kadın hareketi, politik kent hareketi, politik bir ulusal hareket yaratabileceğini düşünen solcuların kitlelere güvensizliğini, onların duygu ve isteklerindeki biriken devrimci enerjiyi görmezden gelişini açıklar. Haziran (Gezi) Ayaklanması, Mısır, Tunus Devrimleri, Fransa’da ki Sarı Yeleklilerin ve bir çok toplumsal ayaklanmanın çıkış noktası dahi ortalama sol alışıla geldik pratiğinin gereksizliğini ve güçsüzlüğünü göstermek açısından öğreticidir. Bu toplumsal ayaklanmaların burjuva egemenliği dağıtma açısından yetersizliğini karşılamak devrimci siyasal görevleri yerine getirmekle orantılıdır. Bu da bu çalışmayı ayaklanma sonrasına, biraz ironik olmak gerekirse devrim sonrasına (!) ertelemekle başarılabilecek bir zorunluluk değil. Bugünün sorunu olduğu açık. Çünkü bir ayaklanmaya (bu devrimci durumun üst düzey belirtisidir) “iyi de komünist partisi yok, buradan bir şey (devrim) çıkmaz” diye yaklaşamayız. Ayaklanmanın mevcut taleplerini dahi düzen sınırları içerisinde tutmak ekonomizmin başka bir örneğidir. O acı soruyu bize sorarlar: “Peki sen, ayrımlarını gerekli saiklerle ortaya koyan, kapitalizmin miadını doldurduğunu düşünen sen, siyasetin dışına düşmemekle övünen, devrimci olan sen, bu zamana kadar ne yapıyordun?”

Lenin’in ne yapmalı sorusuna, “üçüncü döneme son verin!” talimatı, dönemlere egemen olan düşüncelerin etkisizleştirmesi ile birlikte yeni bir kopuşun da gelişini işaret ediyordu. Kitapta yer alan devrimci düşünceler içinde bulunduğumuz dönemin de sorularına aynı kopuşu örgütlemeyi gerek duyduracak kadar günceldir. Bu bakış açısıyla okunması gerekir. Lenin, kadrolara kopuş ve döneme son verme çağrısı yaparken bir bakıma bunun ajitasyonda, siyasal eylemde, örgütlenmede, devrimci örgüt fikrinde bir mevzileniş olduğunu ifade ediyordu. Bunu neden söylüyoruz. Bolşevikler sadece partilerinin siyasal çalışması ile yetinseler ve programlarını içe büken bir hatta oturtsalar da Sovyetleri devrimin organları haline getiremezler, devrimin de sosyalist niteliğe sahip olmasını sağlayamazlardı. Lenin’in düşüncesi sadece harekete geçirmek değildi, hareketin kendisine “ileri” roller dağıtmaktı. Ekim bu nedenle bir Bolşevik Devrimi değil, ‘Ne Yapmalı’da üzerinde sıklıkla durduğu devrimciler örgütünün (azınlık örgütünün) sosyalist hedeflerle kuşattığı Sovyet Devrimiydi. Başka yerlerde işçi konseyleriydi. Başka başka yerlerde “dünün özyönetim organları, yarının iktidar organları”ydı. Devrimciler örgütünü ‘geleneksel sol’un kabızlığına (!) düşmemek adına kitlenin olduğu nokta olarak hesaplayanlar, bu taktisyenliği kavramalılar. Lenin’e Şubat’tan sonra tezleri hazırlatan, programı değiştiren ve ikili bir iktidar tanımına ulaştıran, silahlı bir halk gücüne dayanmasına rağmen (vay Blanquistler, maceracılar) “iktidarı burjuvaziye gönüllü terk eden” Sovyetler üzerinden taktikler geliştirten, devrimci talepler ürettiren ustalık kitle-parti-devrim ilişkisini yıllar öncesinden sağlıklı bir şekilde ortaya koymasıydı. Ne miydi o?;

“ iktisadi mücadeleye siyasal nitelik kazandırmaya ilk kalkışan, çok kez, bizzat polis olmuştur; hükümetin kimi desteklediğini kavramayı işçiler kendileri öğreniyorlar. Yeni bir Amerika keşfetmiş gibi bu kadar övgüsünü yaptığınız “işçilerin işverene ve hükümete karşı iktisadi mücadelesi”, grevlerden sözedildiğini işitmiş, ama sosyalizm konusunda hiç bir şey duymamış işçilerin kendileri tarafından yürütülmektedir. Elle tutulur sonuçlar vaadeden somut istemler ileri sürerek biz işçiler arasında harekete geçirmek istediğimiz “eylemi” biz zaten ortaya koyuyoruz ve günlük, sınırlı sendikal çalışmalarımızda, bu somut istemleri çoğu kez aydınlardan hiç bir yardım görmeksizin biz kendimiz ileri sürüyoruz. Ama bu eylem bize yetmiyor; biz sadece “iktisadi” siyaset lapasıyla beslenecek çocuklar değiliz. Biz ötekilerin bütün bildiklerini bilmek istiyoruz. Siyasal yaşamın bütün yönlerini ayrıntılı olarak öğrenmek ve tek tek her siyasal olaya etkin olarak katılmak istiyoruz.”10

Lenin burada bir işçinin yerine geçiyor ve konuşuyor. Bolşevikler Sovyetleri ele geçirmemişken, bırakın ele geçirmeyi henüz Sovyet tarzı örgütlenmeler yokken, sınıf içerisinde etkin bir güç olmayı başaramamışken yazıyor bunları. Daha devrimciler örgütü olmayı gerçekleştirememişken, siyasal bir gazeteyi örgütleyememişken yazıyor.  

“Nüfusun azıcık olsun siyasal bilince erişmiş olan her kesiminde siyasal teşhir için bir tutku yaratmalıyız. Siyasal teşhirin sesinin bugün bu kadar zayıf, ürkek ve seyrek duyulur olmasından cesaretimiz kırılmamalıdır.”11 

Bir mantık, yöntem aktarmak istediği. Buna “dışarıdan bilinç” diyor. Ama “yeni” olan sol ne diyordu; “Siz sorunların çözümünü devrim sonrasına erteliyorsunuz.” Sosyalist hareketi örgütlemeye çalışmak ile reformist bir hareketi örgütlemeyi çalışmak arasındaki fark bu denli açık oysa. Yani sosyalist politikanın pratiği sadece politik örgütü (partiyi) kesen, onun içine kapanan, kendisine orada yer bulan bir pratik değil. Sendikalar, işçi ve emekçi örgütleri, taban örgütlenmeleri, öğrenci örgütleri, kitle örgütleri bu pratiğin “dışarıdan” yönelimine açık olan hedef yerler. Siz buraları sosyalist hedeflerle tanıştırmazsanız, sosyalist düşünceyi etkin bir güç haline getirmezseniz, kim isteyecek sosyalizmi, kimin gündemi olacak? Sadece devrimci bir örgütün mü?

Elbetteki komünistler, işçilerin ve emekçilerin ekonomik temelli çıkışlarına destek olacaklar ve bu kavganın kendiliğinden yükselişlerinden kopmayarak, onları sosyalizm programı etrafında siyasallaştırmaya ve birleştirmeye gayret edecekler.

“Parti, iradi biçimde kendi gündemini sınıfa “dayatır”, aynı zamanda sınıfın gündelik mücadelesine sürekli siyasî müdahalelerde bulunur ve bir toplumsallık oluşturur. Bunu yapamayan parti de, sadece örgütsel pozisyonlara ricat eden ve kendisini örgüte sıkıştıran, siyaset üretemeyen “yönetici” kadrolar da çürür.12

Bu ricattan işçileri ve emekçileri burjuvazinin ancak “uydusu” haline dönüştüren bir bozukluk ortaya çıkar. İdeolojik mücadele her anlamda önemlidir ve Lenin’nin bu mücadeleyi abartılı bulanlara yönelik yanıtı da çok serttir.

“Yani komünist partinin birbirinden ayrı düşünülemeyecek içe ve dışa öncülük faaliyetleri aynı zamanda kuvvetli ve sürekli bir ideolojik mücadele boyutu taşımalıdır”13

Devrimin güncelliği öznel koşula boyun eğmeyenlerin perspektifidir!

Devrimci örgütdevrim olgusu üzerinden şekillenir. Bu devrimci durumun olupolmamasından bağımsızdır. Devrimci örgüt adımlarını her daim “olabilen devrimin” sunabileceği olanaklar üzerinden atar. Kadro birikimini ve siyasal eyleme yönelik girişimlerini devrim perspektifi ile gerçekleştirir. Tarih bilinci, tarihi “yapma” arzusu perspektifin çalışma azmi, çabası ile anlama kavuşur. Komünistler nesnel olana öznel müdahaleler de bulunurlar. Devrimi güncel ele almayan bir bakış açısı için siyasi iktidarı fethetme çağrıları, devrimci programlar hayalin, ütopyanın kendisidir. Oysa kendisini bu perspektif üzerinden ilerletmeyen parti ya da örgüt şekilsiz, kof bir yapıya dönüşür. Aydınlanmış bir grup olarak faaliyetini sürdürür. Öznel koşulun yetersiz oluşunun** basıncı, mevcut olana ayak uydurma, “hareketi her şey olarak görme” siyasi özneyi statükocu bir noktada tutar. Atıllığı atma seansları, parlemanter eylemin sınırlarına, seçim dönemlerine denk gelir. Burjuva seçimlerin etkin sosyalistlerini sahnede görebilirsiniz! Apolilitizme meydan okuyanların kurtarıcı simididir bu zamanlar(!)

Komünist öznenin hem içe hem de dışa dönük sosyalist faaliyeti, sürecin devrimci olup olmamasından bağımsızdır. Diyalektik de bunun için denek taşı değil midir zaten? Gericilik yıllarında, devrimci yükselişin görülmediği dönemlerde komünistlerin temel görevlerini ihmal ettikleri görülmüş müdür? Biz devrimi örgütlemeyi hedefliyoruz! Bilindik ifadesi ile devrim kitlelerin eseridir. Peki bu genel tanımı yapıyor olmamız, devrimin dayandığı sınıfların ya da tabanın ayrımlarını, devrimdeki kurucu inisiyatiflerine yönelik yüklediğimiz görevlerin farklılığını silikleştirebileceğimiz anlamına gelir mi? Devrimi devrimci kitleler de yapıyor olmazlar mı? Komünistler genel sınıf hareketinin karşısına devrimci sınıf hareketini örgütlemek için çıkamazlar mı? Şüphesiz çıkmak zorundadırlar. Komünistler neden işçi kuyrukçusu, neden sendika kuyrukçusu olmamışlar, neden halkın geri yanlarına biat etmemişlerdir. Neden? Onun için çocukça “devrimi sınıflar yapar” gibi belirlemelerinizin bir kıymeti yoktur. Biz de sizlere devrimi “aynı zamanda devrimci sınıflar yapar” diyebiliriz. Biz bu toprakların komünist hareketini örgütlemeye çalışıyoruz. Başkaları neyi hedefliyorlarsa onu örgütlemeye çalışabilirler. Fakat devrimci bir parti-örgüt ile ilgili konuşurken sizin ölçünüz şu anda, doğrudan ulaşılabilen ise hatırlatalım; “… sosyalist hareket her yerde ve her zaman, sınıf-bilinçli olmayan işçilerin değil, fakat sınıf-bilinçli işçilerin temsilcisi olmuş ve başka da olamaz, işçilerin gelişmemişliği üzerine demagojik tahminlerden daha tehlikeli ve daha cani bir şey olamaz. Eğer eylemin ölçüsü, şu anda, doğrudan ve geniş kitlelerce en yüksek derecede ulaşılabilen ise, söyleyelim, Kronstadt papazı Johann’a çağrısı temelinde anti-Semitizm’i öğütlemiş veya ajite etmiş olmalıydık.”14 Siz, siz olun papazı kaçırmayın(!)

*Raboçeye Dyelo (İşçi Davası) Yurtdışı Rus Sosyal Demokratlar Birliği’nin yayın organı. Ekonomizmin bu savunucları parti içindeki en sağ kanadı temsil ediyorlardı.

**Olanakçılar (P. Burus, M. Balon ve ötekiler): Bir küçük burjuva reformcu akımı temsil ediyorlardı. İşçilerin Sosyal-Devrimci Partisi’ni kurdular. Sosyalist amaçları geri plana iterek , işçileirin mücadelesini gerçekleşmesi mümkün olanla sınırlamakla ısrar ettiler. İsimlerini buradan aldılar. Daha sonra öteki reformcu gruplarla birleşerek 1902’de Fransız Sosyalist Partisi’ni kurdular.

1- Lenin, Ne Yapmalı, Teorik Mücadelenin Önemi Konusunda Engels Bölümü
2- Marks, Fransa’da Sınıf Savaşımları, Sol Yayınları, 1996, çev: Sevim Belli, s.130.
3- Lenin, Bir Adim İleri İki Adim Geri, çev: Yurdakul Fidanci, Sol Yayınları, Ankara, 1992, s.227.
4- Lenin, a.g.e, s.229.
5- Yunanistan Komünist Partisi Tarih Departmanı. Dokimio Istorias tou KKE 1918-1949 cilt-1, Atina: Synchrone Epoche, 2011, 154.
6- Lenin, “Marksizm ve Revizyonizm”. İşçi Sınıfı Partisi Üzerine içinde, Ankara: Sol Yayınları, 1993, 251.
7- Lenin, Marks’ın Kugelmann’a Yazdığı Mektubun Çevirisine Ön Söz, adlı makalesinden.
8- Lenin, Nereden Başlamalı, makalesinden.
9- Lenin, Ne Yapmalı
10- Lenin, Ne Yapmalı
11- Lenin, Nereden Başlamalı, makalesinden
12- Lenin, Ne Yapmalı, Syf. 48
13- Lenin, “RKP (B)’nin 11. Kongresi”ne bakınız.
14- Lenin, Profession de Foi Hakkında, Bir Program Açıklaması

Ayrıca kontrol

KDG’de yaşanan olumsuzluklar üzerine…

Eski KDG’li bir devrimci Bir devrimci örgüt düşünün adına “Kıbrıs Devrimci Gençlik” diyen. Kurulduğu gün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir