ANA SAYFA / Anasayfa / Venezuela ve manipülasyon

Venezuela ve manipülasyon

Ülkedeki açlığın ve yoksulluğun başlıca nedeni emperyalist müdahaleler ve yaptırımlardır. Emperyalistlerin insani yardımları birer aldatmacadır ve kendilerini demokrasi havarisi göstermeleri de ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Sermaye medyasının görevi bunu maskelemek ve emperyalizmin barbarca saldırganlığının kamuoyu desteğini oluşturmaktır.

ABD emperyalizminin arka bahçesi olarak gördüğü Venezuela üzerindeki emperyalist oyunlar, Chavez’in başa geçmesinden bu yana hiç hız kesmedi. ABD, emperyalist çıkarlarını korumak ve bölgedeki hegemonyasını pekiştirmek için Venezuela’da kendisine bağımlı bir kukla hükümet kurma çabasını, Maduro’nun başkan olmasından sonra da sürdürdü.

Petrol varil fiyatlarının olağanüstü düşmesiyle dünya çapında başlayan krizden en fazla etkilenen ülke olan Venezuela’da, ekonominin neredeyse tamamen petrole dayanması nedeniyle enflasyon devasa biçimde arttı. Bu durum temel ihtiyaç mallarında ciddi oranda eksikliğe yol açtı. Ve arkasından da kaçakçılık geldi. Özellikle gıda ve benzinin çok düşük fiyatlarla halka sunulması kötüye kullanıldı. Devlet bilinçli olarak yüklü zarara uğratıldı. Eş zamanlı olarak enflasyon speküle edilerek şişirildi. Amerikancı muhalefet bu dönemde sokak ve şiddet eylemlerini artırdı. ABD ve bağlaşığı emperyalist ülkeler Venezuela’ya yönelik kapsamlı bir “medya savaşı” başlattılar. Batı medyası ABD emperyalistlerinin çıkarlarına uymayan her gelişmeyi “anti demokratik” ve Maduro’yu da diktatör ilan etti.

Sermayenin sesi medya yanlış, eksik ve manipülatif haberlerle kitleleri emperyalistlerin ideolojileri doğrultusunda biçimlendirmek, tamamen etkisi altına aldığı kitleleri istediği şekilde yönlendirmek için üzerine düşeni kusursuz yapmayı sürdürüyor. Medyanın bu tarz haberlerle kitleler üzerindeki etkisi ve gücü Irak, Yugoslavya, Afganistan, Libya, Suriye gibi örneklerden biliniyor. Aynı oyunlar uzunca süredir darbe hazırlıklarının yapıldığı Venezuela üzerinde oynanıyor.

Emperyalistler ve Batı medyası, Maduro’nun seçimleri kazanmasının ardından büyük bir karalama kampanyasına girişmişti. Seçimin demokratik olmadığı yönlü haberler manşetlerden hiç düşmedi. Maduro hükümetinin rüşvetçiliği yazılıp çizilirken, “uyuşturucu ve kaçakçılık mafyası ile bağlantıları” üzerine yayılan bilgilerle kitleler etki altına alınmaya çalışıldı.

Daha önce ABD destekli sağcı çeteler, seçim sürecini baltalamak için Caracas’ta seçimlere saldırmıştı. BBC, yaşanan ölüm ve yaralanmaların sorumlusu olarak orduyu göstermişti. Gerçek dışı bu haber Londra’da protestolara neden olmuştu.

Burjuva medyada Maduro ile ilgili karalama haberlerini, emekçilerin içinde bulunduğu yoksulluk, açlık, sefalet haberleri veya görüntüleri izledi. Batı medyasında, uzun kuyruklarda bekleyen insanların, günde sadece bir öğün yemek yiyebilen ve sürekli kilo kaybeden yoksul emekçilerin, ilaç bulunamadığı için tedavisi yapılamayan hastaların ve bu nedenle çocuklarını kaybeden annelerin röportajları uçuştu. Venezuela’nın bir “yoksullar evi” olmasının sorumlusunun rüşvetçilik, kötü ekonomik yönetim, yanlış yatımlar, kötü eğitim politikaları vb. olduğu vurgulandı. Venezuela’yı terk eden insanlar görüntülendi. Bu görüntüler Irak’ta veya Bosna’daki ölüm ve yıkım saçan savaştan yaya olarak kaçan insanların görüntüleri ile büyük benzerlikler taşıyordu.

Guaido’nun kendisini “geçici başkan” ilan etmesinden bu yana Guaido’nun portresi, sermaye medyasında sıkça Obama’ya benzetilen pozları ve enerjik bir konuşmacı edasıyla veriliyor. Görsel olarak mitinglerin kitleselliği hep öne çıkarılıyor. Bununla kitlelere Guaido’ya kitle desteğinin büyüdüğü empoze edilmeye çalışılıyor. Örneğin, 2 Şubat Cumartesi günü başkentin zengin doğusunda gerçekleşen ve devasa ABD bayrağının taşındığı yürüyüşe Batı medyasında geniş yer verildi. Abartılı haberlerde, katılımdan “milyonlar” diye söz ediliyordu.

Ama aynı gün başkentin diğer bir bölgesinde Maduro’nun, Guaido’nun Amerikan kuklası olduğu ve bunun Amerika’nın desteklediği bir darbe girişimi olduğuna vurgu yaptığı konuşmasında yüz binlerce kişiye hitap ettiği gösteri medyada pek yer almadı. Bazı yazıların satır aralarında, gösteriye katılanların “birkaç bin kişi” olduğu yazıldı. Kullanılan görsellerde ise Maduro sahnede üç-beş kişinin arasında duruyordu. Kitlesel bir eylemden ne söz edildi ne de bir görüntü kullanıldı. Böylece medya patronları dünya kamuoyuna kitle desteğini yitirmiş Maduro’nun karşısında geniş kalabalıklara, hatta “milyonlara” hitap eden Guaido bulunuyor mesajı vermeye çalıştılar.

Keza Amerikan uşağı Guaido’yu destekleyen hava kuvvetleri generalinin sosyal medyadaki videosu (“ordunun yüzde 90’ının ‘diktatörün’ tarafında olmadığını” ifade ettiği görüntüler) kullanılarak, şimdiye kadar anayasayı koruduğunu söyleyen ve Başkan Maduro’ya desteğini açıklayan ordunun içinde de Maduro’nun büyük güç kaybettiği izlenimi uyandırılıyor.

Batı medyası uluslararası alanda Guaido’yu kimlerin meşru gördüğünü, her gün döne döne tekrarlarken, Maduro’ya yapılan tehditleri de usanmadan yineliyor. Ama aynı medyada 15 Karayip devletinden oluşan Karayip Topluluğu (Caricom), Meksika ve Uruguay’ın arabulucu tavırları çok fazla yankı bulmuyor. Bunların ABD ve Avrupalı emperyalistlere, Guaido’nun arkasında duran Lima Grubu’na karşı açık tavır almaları haber konusu bile sayılmıyor.

Emperyalistler, ülkedeki yoksulluğun, açlığın, göçün sorumlusu olarak, Venezuela’nın Başkanı Maduro’yu gösteriyorlar. Maduro’nun giderek kitle gücünü kaybettiğine ve yönetemeyecek duruma geldiğine dikkat çekerek, kitlelerin gözünde onu yıpratmayı ve iktidarını yıkmayı amaçlıyorlar. Bunu da en iyi medya üzerinden yapıyorlar.

Oysa ülkedeki açlığın ve yoksulluğun başlıca nedeni emperyalist müdahaleler ve yaptırımlardır. Emperyalistlerin insani yardımları birer aldatmacadır ve kendilerini demokrasi havarisi göstermeleri de ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Sermaye medyasının görevi bunu maskelemek ve emperyalizmin barbarca saldırganlığının kamuoyu desteğini oluşturmaktır. Çok sayıda ülkenin kan gölüne çevrilmesi gerçeği ve bu süreçlerde burjuva medyasının oynadığı kirli rol başka söze gerek bırakmamaktır. Sadece son 20 yıldaki örneklere bakmak bile bunu görmek için yeterlidir.

Kaynak: Kızıl Bayrak

Ayrıca kontrol

Kamu çalışanı doktorlar 24 saatlik greve çıktı

Güney Kıbrıs’ta kamuda çalışan Pasyki sendikası üyesi doktorlar, kamu hastahanelerindeki personel azlığı nedeni ile halk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir