ANA SAYFA / HABERLER / Karpaz’daki etnik temizlik ve sömürgecinin elkoyma, demografik yapıyı değiştirme, asimilasyon uygulamaları

Karpaz’daki etnik temizlik ve sömürgecinin elkoyma, demografik yapıyı değiştirme, asimilasyon uygulamaları

1974 Eylül’ünde sayıları 10,000 (on bin) olan ve 2000’li yıllara gelindiğinde 500 (beş yüz)’e* düşürülen Karpaz bölgesi Rumlarının durumları TC işgalinin, sömürgeciliğinin etnik temizliğinin Temmuz, Ağustos 1974 sonrası da nasıl devam ettiğinin göstergesidir!

Ve bu gerçekler ortadayken Yüksek Yönetim Denetçisi (Ombudsman) raporunda** Karpazlı bir Rumun evine el konularak başkasına tapu verilmesini haksız bulunması ve iskan dairesi memurlarını sorumlu tutması, sorunun ana kaynağını göstermiş ve ortadan kaldırılmasını sağlamış gibi gösteriyorlar! Yüksek Yönetim Denetcisi Emine Dizdarlı hazırladığı rapor ile sömürge yönetiminin silahlı, silahsız askeri ve polis gücünü korurken sorunun sorumlusu olarak sadece sömürge memurlarını gösteriyor. Yukarıdaki haberde “KKTC Polis Genel Müdürlüğü nezdinde yaptığımız soruşturmada Sayın Kasapi’nin Polis nezdinde tehdit edildiğine dair bir şikayeti olmadığı saptanmıştır. Bu itibarla bu iddianın reddedilmesi gerekmektedir.” denilerek sıyrılmak istemektedirler.

Dizdarlı, suçu işleyen kurumun verdiği yanıtı doğru olarak kabul etmekle TC devletinin direk komuta ve kontrolundaki kurumları aklamış oluyor. Çünkü ayni polis sözkonusu kişinin ikameti ile ilgili olarak Dizdarlı raporunda “İskan ve Rehabilitasyon Dairesi’nin polisten Kasapi’nin 1974 sonrasında ikameti konusunda bilgi istediği, polisten gelen yanıtta Kasapi’nin temelli olarak Güney Kıbrıs’a göç ettiği bilgisi verildiği ancak bunu destekleyen herhangi bir belge sunulmadığı bildirildi.” şeklinde belirtmektedir. Burada açıkca polis sömürgeci devletin etnik temizlik ve sömürgeci uygulamalarının bir parçası olduğu ve yanlış, gerçekdışı bilgi verdiği halde ne kusurlu, ne sorumlu, ne de suç işlediğinden sözedilmiyor!

Sorunun, sömürgecinin etnik temizlik yaparak elkoyduğu taşınır, taşınmaz mal ve mülkleri taşıdığı silahlı, silahsız paramiliter (demografik yapıyı değiştirmeye yönelik) nüfusuna ganimet olarak dağıtması olduğu saklanmaktadır! Ülkenin TC sömürgesi kuzeyini kendilerinin “ülkesi” ve sömürgeci amaçlarla taşınanları (elkonulmuş malların koçanları, uzun vadeli işletme hakkı vb.verilenler) “göçmen” olarak tanımlayıp “Kıbrıslı türk halkı” yapan küçük burjuva siyasetlerin geldiği ve dayandığı çıkmaz sokak işte tam da bu noktadır.

Çalışma vb amaçlarla gelmiş ve hengi milliyetten olursa olsun, çalışarak emeği ile geçinmek zorunda kalan işçi emekçi insanlarımızla sömürgeci devletin savunucusu faşist, gerici paramiliter nüfusu ayni kefeye koymak sömürgecinin ekmeğine yağ sürmektir!

Kıbrıs halklarının özgürleşmesi ve ülkenin birleştirilmesine yönelik sömürgeciye karşı mücadelenin hedefini şaşırtıyorlar!

* “Mete Hatay, 16 Kasım, 19:33: Dün 99 yaşında kaybettiğimiz Apostolos Andreas Manastırı’nın gönüllü “care takeri” Despina Pandelis 1974’den sonra ısrarla Karpaz’da kalmaya devam eden Rum sakinlerdendi. Sayıları 1974’ün Eylül ayında 10 bin civarıydı. Yavaş yavaş Karpaz burnu Zafer Burnuna dönüşürken onların sayıları da azalmıştı. 1979 yılına geldiğimizde dört köyde sadece bin kişi kalmıştı. Dipkarpaz’da 700, Sipahi’de ise 200. O ve Manastırın papazı yıllarca diğer papazlar ayrıldığı için hem Manastırın, hem de Dipkarpaz köyünün ayinlerini idare etmeye çalıştı. Papaz’ın karısı ise ilk aşamada okumaya giden çocuklarıyla birlikte Güney’e geçtiği için geri dönmesine izin verilmemişti. Yıllarca ayrı yaşamak zorunda bırakılacaktı bu çift. Bu sadece onlar için geçerli bir uygulama değildi, giden her çocuğun geri dönüşü engelleniyordu. 2000’lere geldiğimizde ise Rum sakinlerin sayıları 500 civarına düşmüştü. Çoğu 60 yaşın üzerindeydi. Üzerilerinde hiç istemedikleri kadar bir baskı vardı. Bir taraftan Kuzey’deki yönetime biat etmeye zorlanıyorlar, mallarına el konuluyor, diğer taraftan Rum yönetimi tarafından, Rum varlığını koruyan Türklerin işgalindeki bölgedeki mahsur kalmış kahramanlar olarak görülüyorlardı. Günlük hayat ise başka şeyler talep ediyordu tabii. Bu arada Karpaz burnu nasıl Zafer Burnu olmuşsa, Dipkarpaz köyü de yavaş yavaş dönüşüyordu. Köydeki nüfusun büyük bir kısmını Türkiye’den getirtilen köylüler oluşturuyordu artık. Köydeki kilisenin önüne ve Rum kahvehanesinin yanına kocaman at üzerinde bir Atatürk heykeli dikilecekti. Altında “Egemenlik verilmez alınır yazıyordu.” Köyün bütün sokak isimleri değiştirilmiş ve birçok komutanın ve devlet büyüğünün adı verilmişti. Bundan 7 yıl önce ise Rumların Kıbrıs’taki en önemli dini ziyaret yerlerinen biri olan ve Despina’nın gözü gibi korumaya çalıştığı Apostolos Andreas Manastırının avlusunun ismi dönemin Belediye Başkanı tarafından Bülent Ecevit Meydanı olarak değiştirilecekti. Köyden oraya giden yolun ismi ise Necmettin Erbakan Bulvarı olmuştu. Dün güneyde bulunan bir hastanede hayatını kaybeden Despina’nın cenazesi de herhalde eğer izin alınılırsa bu meydandan kalkarak, Necmettin Erbakan Bulvarından geçtikten sonra şahlanmış at üzerindeki Atatürk heykelinin önündeki kilisede ayini yapıldıktan sonra Dipkarpaz Rum mezarlığına defnedilecektir. Işıklar içinde uyu Despina..”

** Ombudsman: “Evine başkası yerleştirilen Kıbrıslı Rum mağdur edildi”

12 Kasım 2018 – TAK

Yüksek Yönetim Denetçisi (Ombudsman), Dipkarpazlı Niki Nikola Lithragkomitou Kasapi’nin köydeki evine başkalarının yerleştirilmesi üzerine İçişleri Bakanlığı nezdinde yaptığı girişimlerden sonuç alamaması nedeniyle yaptığı başvuruyla ilgili hazırladığı raporu yayımladı. Ombudsman, yapılan iskan işlemleriyle Kasapi’nin mağdur edildiği sonucuna vardı.

Yüksek Yönetim Denetçisi Emine Dizdarlı imzasıyla yayımlanan raporda, Kasapi’nin Dipkarpaz’daki babasından bağış olarak devraldığı koçanlı malında 1974 sonrasında da yaşamaya devam ettiğini, KKTC Tapu ve Kadastro Dairesi’ne başvurarak koçan suretlerini de aldığı ancak köyde ikamet ettiği sürede burada ikamet edenler tarafından tehdit edildikleri iddiasıyla zaman zaman çocuklarını da alarak Limasol’a gittiği belirtildi. Raporda, Kasapi’nin evine başka kişilerin yerleştirildiği, bu sorunları gidermek amacıyla ilgili makamlara ve en son KKTC İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’na 16 Şubat 2016’da bir dilekçe verdiği, ardından İskan Komitesi Başkanlığı’na da gittiği ancak yanıt veya sonuç alamadığı kaydedildi. Raporda, Kasapi’ye ait taşınmaz malla ilgili bilgilere yer verilerek İçişleri Bakanlığı’nca “terk edilmiş mal” statüsünde değerlendirilerek “kaydın yapılması uygundur” talimatıyla işlemlerin ilerletildiği belirtildi.

“KASAPİ’NİN HAKLARI GÖZ ARDI EDİLDİ”

Yapılan soruşturmada, KKTC İçişleri Bakanlığı, İskan ve Rehabilitasyon Dairesi İskan Komitesi Başkanlığı nezdindeki işlemler yapılırken görevlilerin Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürlüğü’nün gönderdiği hiçbir tutanağı, bilgiyi veya bu konuda yazılı ikazları dikkate almadan yaptıkları ve Tapu Dairesinin aktardığı görüş ve bilgilerin değerlendirilmediğinin açıkça görüldüğü ifade edilen raporda, Kasapi’nin haklarının göz ardı edilerek işlemler yapıldığı kaydedildi. Bu şekilde yürütülen işlemlerle, Kasapi’ye ait 6 taşınmaz malın 4’ünün başka kişilere önce tahsis edildiği, daha sonra taşınmaz mal koçanı verildiği bulgusuna yer verilen Ombudsman raporunda, İskan ve Rehabilitasyon Dairesi’nin polisten Kasapi’nin 1974 sonrasında ikameti konusunda bilgi istediği, polisten gelen yanıtta Kasapi’nin temelli olarak Güney Kıbrıs’a göç ettiği bilgisi verildiği ancak bunu destekleyen herhangi bir belge sunulmadığı bildirildi. “Bu araştırmanın İskan ve Rehabilitasyon Dairesi Müdürlüğü tarafından 2016 yılında değil Sayın Kasapi’nin taşınmaz malları başka kişilere tahsis edilmeden ve/veya tahsis edildikten sonra koçan verilmesi aşamasında yapılması ve değerlendirilmesi gerekiyordu” ifadelerine yer verilen Ombudsman raporunda, 41/1977 sayılı İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası’nın amaçlarına değinildi.

Raporda şu değerlendirmeler yer aldı: “Kasapi’nin taşınmaz malları için başka kişilere tahsis ve koçan verilmeden önce gerekli araştırmanın yapılarak bu taşınmaz malların ‘terkedilmiş’ olup olmadığı kararına varılması gerekmekte idi. KKTC Anayasasının ‘Devletin Mülkiyet Hakkı’ başlıklı 159. maddesi tahtında, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilan edildiği 13 Şubat 1975 tarihinde terkedilmiş bulunan veya söz konusu tarihten sonra mezkur Yasanın terkedilmiş veya sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği veya hüküm veya tasarrufu kamuya ait olması gerekli olup da aidiyeti saptanamamış olan tüm taşınmaz malların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin mülkiyetindedir.

41/1977 sayılı Yasa tahtında Sayın Kasapi’nin söz konusu taşınmaz mallarını 13 Şubat 1975 tarihinde terk etmediği hususu açıkça anlaşılmaktadır. Sayın Kasapi’ye Kuzey Kıbrıs’ta yaşadığı cihetle 074229 numaralı Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Kimlik Kartı verildiği ve ilgili dönemde İdare’nin yetki alanı sınırları içerisinde yaşadığı sabittir. Bu nedenle Sayın Kasapi’nin kimliği veya nerede olduğu bilinmeyen yabancılar sınıfına girmediği de görülmektedir. Bu itibarla ilgili tarihte Yasa’nın aradığı koşullara göre Sayın Kasapi’nin taşınmaz mallarının KKTC Anayasası tahtında ve ilgili yasada belirtilen ‘sahipsiz taşınmaz mal’ veya ‘terkedilmiş mal’ olarak nitelendirilmesi mümkün görülmemektedir. Sayın Kasapi’nin, 1974 yılından sonra 1988 yılına kadar evinde ikamet etmeye devam ettiği, KKTC Mavi Kimlik Kartı sahibi olduğu, Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürlüğüne başvurarak zay koçanlarını aldığı ve daha sonraki yıllarda da KKTC’ye sıklıkla geçiş yaparak taşınmaz malları ile ilgili taleplerini ve/veya mağduriyetlerini gidermek için yetkili makamlara başvurarak haklarını aradığı, ancak evinin başkasına tahsis edilmesi neticesinde evini kullanamadığı ve/veya evinde kalamadığı hususu göz önünde bulundurulmadığı ve değerlendirilmediği saptanmıştır.”

“TAHSİS KARARI VERİLMEDEN ARAŞTIRILMALIYDI”

Kasapi adına kayıtlı mallarla ilgili tahsis kararı verilmeden ve işlemler yapılmadan önce İskan Komitesi Başkanlığı ile İskan ve Rehabilitasyon Dairesi Müdürlüğü tarafından dağıtım konusu kaynak olup olmadığına yönelik araştırma ve/veya değerlendirme yapılması ve/veya yaptırılması gerektiği vurgulanan Ombudsman raporunda, ilgili şube amirinin ilk günden itibaren söz konusu kişiyle ilgili gerekli uyarıları yaparak işlem başlatıldığını yazdığının, bu konuda ciddi bir araştırma yapılması gerektiğini belirttiğinin ve sürekli biçimde yıllarca İskan Dairesi’ni ve İskan Komitesi’ni ikaz ettiğinin tutanaklardan görüldüğü kaydedildi. İskan ve Rehabilitasyon Dairesi Müdürlüğü ve/veya İskan Komitesi’nin dağıtıma tabi olmayan malları dağıttığı ve Kasapi’nin mağduriyetine sebebiyet verildiği ifade edilen raporda şöyle denildi: “Sayın Kasapi’nin geriye kalan taşınmaz malları ile ilgili kararların ve işlemlerin İskan Komitesi tarafından yeniden değerlendirilmesi, mağduriyetinin giderilmesi veya üçüncü kişilere satılan malları ile ilgili tazmin edilmesi gerekmektedir. KKTC İçişleri Bakanlığı Sayın Kasapi’ye dilekçesi ile ilgili herhangi bir yanıt vermemiştir. Sayın Dayıoğlu Dairemize gönderdiği yanıtta, Sayın Kasapi’nin dilekçesi hakkında bir kişinin Başkanlığa sözlü müracaatta bulunduğunu ancak vekaletnamesi olmadığından kendisine bilgi verilemediğini ifade etmiştir. İyi İdare Yasası’nın 15’inci maddesi tahtında İdare, istemle ilgili kararını, en geç otuz gün içinde, gerekçeli olarak, başvuran kişiye veya kişilere yazılı olarak bildirmesi gerekmektedir. İdare, bunu yapmayarak hatalı davranmıştır.

KKTC Polis Genel Müdürlüğü nezdinde yaptığımız soruşturmada Sayın Kasapi’nin Polis nezdinde tehdit edildiğine dair bir şikayeti olmadığı saptanmıştır. Bu itibarla bu iddianın reddedilmesi gerekmektedir.”

Ayrıca kontrol

Nazım İçin” oyunu seyirci ile buluşuyor

Üretim Merkezi tiyatro ekibi Tiyatro Üretim tarafından hazırlanan ve Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşan müzikal tiyatro …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir