ANA SAYFA / HABERLER / Yerel ve sömürgeci sermayenin krizle gelişen sancısı

Yerel ve sömürgeci sermayenin krizle gelişen sancısı

Kıbrıs’ın kuzeyindeki TC Sömürge Yönetimi ekonomik krizden tüketilen tüm madde ve hizmetlere yeni zamlar yükleyerek çıkmaya çalışıyor!
Sömürge yönetiminin seçilmiş atanmış üst düzey yerli memurlarının oluşturduğu dörtlü “hükümet” ise sömürgecinin basınına göre “devrim” niteliğinde bir karar açıklamıştır!
Söz konusu kararla tavuk ürünlerinde rekabet ortamının ve ucuzluğun sağlanması adına ithalatı serbest bırakıldığı açıklandı.
Açıklama sonrası gelen tepkilere bakıldığında diğer kararlarda olduğu gibi kurulu düzen, karar alıcılar, özü ve amacına yönelik tutarlı bir eleştiri, karşı çıkış olmadığı yeniden görülmüştür.
Sömürge Yönetimine bağlı “hükümet” dörtlüsünün parti ve partilileri sömürgeci basın gibi kararı “devrim” niteliğinde görmüş, olumlu karşılamışlar ve desteklerini açıklamışlardır.
Konu ile ilgili yerel işbirlikçi sermaye ve birlik odası da sömürge memurlarını hedef göstererek, sömürge düzeni ve sömürgeci sermayenin varlığı ve egemenliğini gizlemeye/örtmeye yönelik bir tepki ortaya koymuşlardır.
Mustafa Hacı Ali İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Hacı Ali, “Tavukta fahiş fiyat uygulamıyoruz”, “.. hükümetin tavuk eti ithalinin serbest kalması yönünde aldığı kararın kendilerini etkilemeyeceğini”, “ülkeye ithal tavuk gelmesi durumunda satılmayacağını”, “bizim insanımız taze, günlük tavuk tüketmeye alıştı. Yıllardır askeri kantinlere ithal tavuk geliyor, ancak satılmıyor. Kolordunun bütün kantinlerinde bizim tavuğumuz satılır” diye konuştu.(1)
Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) ise alınan karara karşı çıkmıştır.
KTSO açıklamasında, krizden en az hasarla çıkabilmenin tek çaresinin toplum olarak daha fazla üretmek olduğu; ithalatla ucuzluk geleceği yaklaşımının yanlış olduğunu, bu yaklaşımların dışa bağımlılığı artırıp Kıbrıs Türk ekonomisine büyük zarar vereceğini belirterek “Devletin kurumları, yasaları, kanun hükmünde kararnameleri rekabeti sağlayamıyorsa, bunu sağlamak yürütmenin görevidir” dedi.
Açıklamada ayrıca “Öncelikle üretim yerine ithalatı destekleyen politikalardan vazgeçilmeli, ithalatı açmak yerine mevcut üretim sektörlerinin gelişmesi, rekabet ortamının yerel kaynaklarca sağlanması ve ithal ikame yoluyla yeni sektörlerin yaratılması teşvik edilmelidir” sözlerine yer verildi. (2)
Ülkemizin kuzeyindeki mevcut sömürge düzeninde bu ve diğer sorunlar ile varolan ekonomik krizin anlaşılabilmesi için durum tesbiti yapılması gerekmektedir.
Kuzeyde kurulu mevcut sömürüye dayalı kapitalist üretim ilişkileri de sömürgeci devletin /ülkenin kapitalist üretim ilişkilerine göre yeniden düzenlenmektedir.
Sömürgeleştirme aşamasında, sömürgeci ülke sermayesi için fazla cazip olmayan sömürge pazarı, gelinen aşamada özellikle demografik yapının değiştirilmesi için yapılan nüfus aktarımları ve kumarhane, kerhane otelciliğine ve diğer alanlarda verilen teşviklerle cazip hale gelmiştir. Yerli işbirlikçi sermaye pazarın cazip hale gelmesi aşamalarında sömürgeci sermaye ile çoğu alanda içiçe geçerek ortaklıklar kurmuş ve pazar konusunda sıkıntı çıkarmamıştır.
Şu anda yaşanmakta olan süreç de yerli işbirlikçi sermayenin bir parçası ile sömürgeci sermayenin küçük bir pazar dalaşmasının sonucudur. Dolayısıyle bu süreç yerli işbirlikçi ve sömürgeci sermayenin ayrışması, çatışması değil, sömürgeci emperyalist sermayenin egemenliğinin tüm alanlarda sağlanmasına ve tamamen kendi içine almasına doğru ilerleyen “sancılı” bir dönemidir!
Sömürgeci, emperyalist ülke sermayesi ile yerli işbirlikçi sermayenin kendi içlerinde bütünleşmesine doğru giden bu durum doğru değerlendirilerek, kapitalizmin kendi içindeki gelişme ve krizlerinin içseliği kavranmalıdır.
“Kapitalist sistemin krizlerinin temelinde, elbette ki, üretici güçlerin gelişimi karşısında üretim ilişkilerinin bu gelişmeyi engelleyici hale gelmesi, dolayısıyla ikisi arasında oluşan çelişki vardır. Gelişen toplumsal üretici güçlerin, özel kapitalist mülk edinme biçimine, emek sömürüsüne, azami kar yasasına, üretim anarşisine vs. dayanan kapitalist toplum biçiminin içine sığmaz hale gelişi vardır.”(3)
Halklarımıza bu gerçekler anlatılarak çözümün mevcut üretim ilişkilerinden ve sömürge durumundan çıkışta olduğu gösterilmelidir.
Çünkü yerli üretim diye bizlere sunulan, ithal edilen yem ürünleriyle binlerce işci emekçinin emeğinin sömürülmesi üzerine kurulmuş kapitalist bir üretim ilişkisidir! Ve bu üretim alanındaki büyük sermaye grubunun sömürgeci devlet ve sermayesi ile de işbirliği/içiçe geçmişiliği en yüksek boyuttadır. Bunu kendi ifadelerinde de görebilmekteyiz!
İşgal ordusu kantinleri vb yerlerindeki satılan tavuk ürünlerini örnek vererek; “Yıllardır askeri kantinlere ithal tavuk geliyor, ancak satılmıyor. Kolordunun bütün kantinlerinde bizim tavuğumuz satılır” diyor sözkonusu firma sahibi!
Bu nedenle ekonomik krizlere dair değerlendirme yaparken dikkat edilecek noktalardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
“1- Marx, şeyleri yalnızca aldatıcı görünümlerini yakalayan günlük deneyimlere dayanarak açıklamaya çalıştığımızda, bilimsel gerçeklere ulaşamayacağımızı, aksine her zaman bilimsel gerçeklerin bizlere ters görüneceğini söyler.
2- Dolayısıyla ekonomik ve toplumsal süreçlerde, günlük görünümlerine bakılarak açıklanamaz. Bunu yapanlar, bilimsel gerçekliğin aksi istikametinde bulacaklardır kendilerini.
3- Bilimsel gerçekliğin dışına düşmemenin yolu, gözlenen şeyin ne olduğunu anlatacak bir teoriye sahip olmaktır. İktisadi ve toplumsal gelişmelerin gerçek dinamiklerini ve alttan alta işleyen süreçleri anlamamızı mümkün kılan teori, Marksist teoridir.
4- Marksist teori; kişi, parti, sınıfların politika ve davranışlarını belirleyenin son tahlilde iktisadi ve toplumsal koşullar olduğunu ortaya koyar.
5- Politikacılar, ekonomik ve toplumsal süreçlerin iç dinamiklerinin, iç ve dış bağlantılarının toplamının bir sonucu olarak kendini dayatan politikaları yaşama geçirir. Dolayısıyla politikacıların etkisi, bu alan üzerinde ortaya çıkar ve nesnel koşulların belirlediği bu alanla sınırlıdır.
6- Küçük burjuva sosyalist hareket bunu hiçbir zaman anlayamamıştır. Politikacılara, hükümetlere, bunların ideolojik ve siyasal tercihlerine hiç hak etmedikleri bir misyon, belirleyicilik yüklemişlerdir. Dolayısıyla da politikaları hükümet eleştirisinin, muhalif olmanın, sistem içi bir seçenek olmanın ötesine geçememektedir. Bu küçük burjuva sosyalist hareketin Marksist teoriden uzak oluşunun, yoksunluğunun sonucudur.” (4)

Ayrıca kontrol

Nazım İçin” oyunu seyirci ile buluşuyor

Üretim Merkezi tiyatro ekibi Tiyatro Üretim tarafından hazırlanan ve Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşan müzikal tiyatro …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir