ANA SAYFA / MAKALELER / “KKTC”: Sömürgeci-İşgalci Kontrgerilla Cumhuriyeti TC’nin Kıbrıs’taki örtüsü

“KKTC”: Sömürgeci-İşgalci Kontrgerilla Cumhuriyeti TC’nin Kıbrıs’taki örtüsü

“KKTC” ilanı TC’nin 12 Eylül’ünün sömürgeleştirilen Kıbrıs’ın kuzeyindeki ifadesidir! 15 Kasım halklarımızın yüzüne çarpan diğer acı günlerden birisidir!
Sömürgeci TC devleti işgal edip sömürgeleştirdiği Kıbrıs’ın kuzeyinde kendi varlık ve egemenliğini örtmek amacıyla aldığı kararlara göre; *1982 yılı son ayları ile1983 yılı ilk aylarında sömürgedeki işbirlikçileriyle birlikte;
*Güvenlik kuvvetleri komutanlığı karargahında “anayasa çalışmalarına” başlamış;
*Mayıs ayı içerisinde işgal ordusu tüm birlik komutanlarına “devlet ilan edilecek (x) ay , (y) gününe kadar en küçük birlik bazında alınacak tedbirler ve teyakkuz durumu”nu içeren gizlilik derecesi ÇOK GİZLİ olan ve okunduğu ve anlaşıldığına dair imzalandıktan sonra askeri postaya (kurye) geri iade edilen emirler yayınlamış;
*Üst koordinasyon kurulunda TC (MGK,TSK,hükümet)’den gelen emir, talimat vb üzerine sömürge yönetimi altındaki tüm ilgili bakanlık, dairelerde alınacak tedbirler planlanmış;
*15 (y gün) Kasım (x ay) günü öncesi son bir hafta içerisinde son hazırlıklar yapılarak çıkarılan “olağanüstü hal yasası”da heran uygulanacak şekilde;
*Askeri birlikler ve polis “alarm durumu”na geçirilmiş, temas hattındaki birlikler takviye edilmiş, içte polis tedbirlerini artırmış;
*İç ve dış haberleşmeler önce kontrole alınarak kesilmiş, vb uygulamalar hazırlanmış planlamalara uygun olarak 14 Kasım gecesi tamamlanarak;
15 Kasım sabahı devlet ilan ettiğini açıklamıştır…
Ülkemiz Kıbrıs’ın geçmişten bugüne neden ve nasıl geldiğini bilmeden ne bu acı günlerden ve sonuçlarından kurtulabiliriz ne de geleceği sağlam zemin üzerine kurabiliriz. Kıbrıs, eski çağlardan beri önce yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ve sonraları da Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi özgür geleceklerini kendileri belirlememiş , belirleyememiştir.Kıbrıs’ın tarihi işgaller tarihidir dersek yeridir.
Kıbrıs’ın tarihini kısaca M.Ö 1500-58 Eski Mısır, Hitit, Aka, Miken, Finike, Asur, Mısır, Pers, Ptolemi(Mısır) işgallerini, M.Ö 58-M.S 324 Roma, M.S 324-649 Bizans, M.S 649-965 Arap Müslüman, M.S 965-1191 Bizans, 1191-1192 Templar Şövalyeleri, 1192-1489 Lüzinyan, 1489-1570 Venedik, 1570-1878 Osmanlı, 1878-1960 İngiliz, 1960 KC kuruluşu (Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde (vesayeti altında),1963-74 halkların kırdırılması, 1974- Adanın ve halkların bölünmesi ve garantörler arasında paylaşılması ve işgalleri olarak özetleyebiliriz.
20’nci yüzyıl başlarına kadar sürekli başka devletlerin boyunduruğu altında kalan Kıbrıslılar, ekonomik, sosyal ve benzeri baskılar karşısında dayanamamış ve işgalcilere karşı da ayaklanmışlardır.Ancak isyanları hep kanlı bir şekilde işgalci devlet güçleri tarafından bastırılmıştı.
Sömürgeden garantörlü “Cumhuriyet” paylaşımına
İkinci Emperyalist paylaşım savaşı sonrası Kıbrıs’ta da daha ileri boyutlarda gelişmeye başlayan İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadele, kısa süre sonra emperyalistlerin adada Türkiye ve Yunanistan’ın sömürgeci çıkarlarını da gözeterek kurdurdukları EOKA ve TMT faşist örgütleri aracılığı ile bastırılmış ve halklararası içsavaşa dönüştürülmüştür.Bu savaş sürerken yapılan görüşmeler ve varılan anlaşmalar sonrasında 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti devleti emperyalist İngiltere , sömürgeci Türkiye ile Yunanistan ve onların Kıbrıs’taki Türkleştirilmiş, Yunanlılaştırılmış işbirlikçilerinden oluşan EOKA ve TMT faşist örgütlerinin halklara karşı uyguladıkları ve halkları birbirine kırdırarak yürüttükleri savaş sonucunda, çıkarlarını dengeleme üzerine kurdukları bir devlettir. Bu devlet Kıbrıs Halklarının tümünün eşit haklara sahip olması üzerinden değil, halkları birbirine boğazlatmaya yönelik Türk ve Yunan milliyetçiliğini egemen kılmaya yönelik , Türkleştirilmiş, Yunanlılaştırılmış işbirlikçi burjuvazilerin çıkarlarını dengelemiş kapitalist üretim ilişkilerine sahip bir burjuva devletti. Ülkenin bir kısmı (Dikelya, 2.5 Mil ve Ağrotur, Piskobu bölgeleri- İngiliz Üsler Bölgesi- hava, deniz limanlarıyla karayolları ve birçok bölge üzerinde de lojistik v.b kolaylıklara sahip olma hakkını, Garanti ve İttifak Anlaşması’na ek olarak sağlamıştır) İngiltere’nin işgaline bırakılırken, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye kurulan devletin garantörü oldular ve Kıbrıs’a alay düzeyinde askeri birlik çıkardılar. Kıbrıs, böylece emperyalist İngiltere’nin sömürgesinden Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geçerken bağımsızlığını değil, bizzat ülkenin bir kısmını ve bağımsızlığını da emperyalist İngiltere ve ABD emperyalizminin yeni sömürgelerinden Türkiye ve Yunanistan’a teslim etmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti devleti Kıbrıs Halklarının kendi geleceklerini belirleme haklarını kullanmalarının sonucu olmadığı gibi, tümünü kapsamamakta ve sadece Türkiye ile Yunanistan’ın egemenliğindeki halklara tabi kılınmaktaydı. Kıbrıs halkları sadece iki halktan değil, Kıbrıs’ta içiçe ve birlikte yaşayan Maronice, Ermenice, Latince, Türkçe ve Rumca konuşan halklardan oluşmaktadır. 1960 Ağustos ayında kurulan sözde bağımsız ama özünde bağımlı devlet, kuruluşundan çok kısa bir süre sonra emperyalistler, sömürgeci devletler ve işbirlikçilerin arasındaki paylaşım kavgaları, halkları yeniden birbirine kırdıran çatışmalara dönüştürülmüştür. Çatışmalar halkları birbirine düşmanlaştırırken, biryandan da Türkleştirilmiş ve Yunanlılaştırılmış burjuvaların egemenliği altında kendi kimlikleri yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılmıştır. Azınlıktaki diğer halklar ise kendilerini koruma ve yaşamak amacıyla egemen olan burjuvazinin isteklerine boyun eğmişler ve asimilasyona karşı pasif direniş sürdürmüşlerdir.
Garantörlü “Cumhuriyet” paylaşımından bölünerek paylaşıma
Temmuz 74 ülkemiz Kıbrıs’ın yakın tarihinde acıların yaşandığı, halkların birbirinin canına kıydığı ve birbirinden zorla sınırlarla ayrıldığı, ülkenin bölündüğü ve herbir parçasının işgalci ve sömürgeciler tarafından fiilen işgal edilerek sömürgeleştirildiği bir aydır. 15 Temmuz 1974 Faşist Yunanistan Cuntası’nın Kıbrıs’taki Yunanlı Subayların komutasındaki Rum Milli Muhafız Ordusu’yla gerçekleştirdiği darbe ve bu darbeyi gerekçe göstererek 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmalarının ekindeki İttifak ve Garanti Anlaşmalarına dayanarak Kıbrıs’a çıkarma yapmış ve doğu batı istikametinde adayı kuzey ve güney olmak üzere etnik temelde ikiye bölecek olan TC devletinin işgali gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 74’teki TC devletinin Kıbrıs’ın kuzeyini işgali ile sonuçlanan emperyalistlerin (ABD, İngiltere) adayı bölerek gerçekleştirdikleri operasyon kuzeydeki halklara özgürleşme olarak sunulmakta, güneydeki halklara ise sadece Türkiye’nin işgali olarak sunulmaktadır. 1974’ten 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin sivil faşist hükümete devrine kadar olan süreçde ülkemizin TC tarafından işgal altında tutulan bölgesine, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki (Osmanlının işgal ettiği ülkeleri İslamlaştırma ve kendi egemenliğini sağlamlaştırma için kendisine sadık nüfus taşıma işlemleri ) uygulamaların geliştirilmiş şekillerini uygulamıştır. Kuzeyden güneye kovulan Müslüman olmayan, Türkçe konuşmayan Kıbrıs halkları yerine, yerlerine, malllarına el konularak “ganimetlemiş” ve Türkiye’den taşıdığı nüfusu yerleştirerek dağıtmıştır. Nüfus taşırken esas amaç olarak da, bir yandan Türkçe konuşan halkı “Kıbrıs Türkü” “Kıbrıslı Türk” etnik tanımı içerisinde tutarken, yeterince de Türk ve İslam görmediğinden Türkleştirmeyi ve İslamlaştırmayı hedeflemiştir. Aynı dönemde ve halen TC’nin işgali altındaki Karpaz bölgesi başta olmak üzere, diğer yerleşim birimlerinde kalan Müslüman olmayan, Türkçe konuşmayan halklar sistemli bir baskı, yıldırma ve benzeri baskılarla güneye kovulmaya devam edilmiş ve edilmektedir.
12 Eylül’ün sömürgeleştirilen Kıbrıs’ın kuzeyindeki ifadesi, TC’nin “KKTC” ilanıdır!!!!
12 Eylül darbecileri yürütme yetkisinin birkısmını sivil faşist hükümete devrederken ABD emperyalistlerinin de onayı ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki sömürgeci işgal yönetimi olarak alt yönetimini oluşturan Kıbrıs’ın kuzeyindeki işbirlikçileri için Kuzey Kıbrıs’ı da ekleyerek isimlendirdiği yönetimine 15 Kasım 1983’te ‘KKTC’ ismini vermiş ve bunu da (taşınan nüfus ve işbirlikçileri dahil) onaylatmıştır. Türkiye’de 12 Eylül’le İthal İkameci Sanayileşme Modelinin terki ve yerine İhracata Dönük Sanayileşme Modelinin konulması demek olan 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanması için gereken ortamı hazırlandıktan sonra, Kıbrıs’ın kuzeyinde de buna uyum sağlama amacıyla engel oluşturabilecek her alana müdahale edilmiştir. Bununla da yetinmeyerek Türkiye’deki 12 Eylül Anayasa’sının bir kopyası olan Sömürge Yönetimi anayasasını da işbirlikçileriyle birlikte onaylatmışlardır.
“KKTC” işgalci, sömürgeci kontrgerilla cumhuriyeti TC’nin Kıbrıs’taki örtüsüdür
Kıbrıs’ın kuzey yarısında işgalci TC’nin kontrolunda kurulan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” TC devletinin bir devamı ve parçasıdır. Yani kontrgerilla cumhuriyetinin bir alt yönetimi olarak işlem görmektedir. Kıbrıs’ın kuzeyindeki Sömürge Yönetimi TC MGK’sının Kıbrıs ayağı olan Koordinasyon Kurulu denilen yönetim organından oluşmuştur. Kıbrıs’ın kuzeyinde sömürgeci işgal yönetimini oluşturan Koordinasyon Kurulu (Türkiye’deki MGK’nın alt birimidir.) Üst ve Alt Koordinasyon Kurullarıyla egemenliği elde tutmaktadır. Bu kurullardan Üst Koordinasyon Kurulu MGK kararlarına uygun kararları almakta ve Alt Koordinasyon Kurulu ise alınan kararların ”alt yönetim, acenta hükümet” tarafından uygulanmasını yürütmektedir. Kısaca yürütmeden sorumludur. Koordinasyon Kurulu; Üst Koordinasyon Kurulu üyeleri olan TC Lefkoşa Büyükelçisi, Kıbrıs’ın kuzeyin işgal altında tutan kolordunun 6 generali (Korgeneral, 3 tümgeneral ve 2 tuğgeneral) ve alt koordinasyon üyeleri ile yerel idarenin “cumhurbaşkanı” ile “başbakanı” katılımıyla olağan toplantıları ayda bir kez cumhurbaşkanlığında veya TC elçiliğinde; ve ona bağlı; Alt Koordinasyon Kurulu üyeleri olan TC Lefkoşa büyükelçiliği müsteşarı, Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı Sivil Savunma Teşkilet Başkanı, TSK’dan bir kurmay albay, TSK’ya bağlı Özel İstihbarat Başkanı (legal ismi olan Sivil İşler ve Halkla İlişkiler Başakanlığı ), bir kurmay albay, yerel idarenin “cumhurbaşkanı müsteşarı”nın katılımı ile 15 günde bir toplanarak bir yürütme organı olarak çalışmaktadır.
Yerel idarenin “parlamanto=meclis” dedikleri yer ve içindeki işgalcinin işbirlikçileri, TC devletinden (MGK) Koordinasyon Kurulu’na ve Koordinasyon Kurulu’ndan Alt Koordinas Kurulu’na ve ondan sonra başbakanlık üzerinden gelen yasa tasarılarını “yasalaştırarak” sömürge ve işgalin örtüldüğü yerdir.
Kıbrıs sorunu, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve görüşmeler
Ülkemizin coğrafik yapısı ve bulunduğu coğrafya dikkate alındığı zaman (Ülkemizde yeraltı, yerüstü zenginlikleri emperyalistlerin iştahını kabartacak miktarda olmadığı için onların gözünde stratejik değeri önem kazanmaktadır), Ortadoğu ve Akdeniz’de egemenlik kurmak isteyen emperyalist kapitalist devletlerin BOP ve benzeri projelerini (emperyalist projelerden biri de Avrupa Birliği’dir) gerçekleştirmek için stratejik öneme sahip ülkemizi egemenlikleri altında tutmak, kaybetmemek veya elde etmek için paylaşım savaşlarını, kavgalarını sürdürmektedirler. Amaçlarına ulaşmak için de her yolu mübah saymaktadırlar. Bir yanda emperyalist İngiltere, bölgede güç olmak isteyen ABD emperyalistlerinin işbirlikçisi ve onu desteğinde AB’ye girmeye çalışan Türkiye ve işgalindeki bölge ve AB’nin içindeki Yunanistan’la onun işgalindeki bölge; Diğer yanda birbirine kırdırılan düşmanlaştırılan ezilen Kıbrıs Halkları ve egemen ülkelerin halklarıyla, Ortadoğu halkları. Kıbrıs sorununu çözülmesini emperyalist kapitalist ülkelerin insafına bırakıyoruz. Sorunun kaynağı emperyalistler kapitalistler olduğunu,onların egemenliklerini sürdürmek ve ülke üzerindeki paylaşımlarını garantiye almak yada yeni haklar elde etme üzerine kurulu projelerinin bir parçası olarak önce böldükleri ada ve halklarını şimdi sözde birleştirme adına toplumlararası görüşmeleri destekliyor ve de önerileriyle de ‘yardımcı’ oluyorlar. Görüşmelerle ilgili komitelerin hiçbirinde ülkenin bağımsızlığı için emperyalist, sömürgeci ilişkilerden kurtulma yönünde irade ve öneri dahi olmadığı; Halkları şovenizmden arındıracak ve kardeşleştirecek somut irade ve çalışmaların olmadığı; Ülke içindeki insan haklarını ve canlarını hedef almış, hedef alan her tür uygulama ve örgütlenmeyi hedef alan bir irade ve çalışmanın olmadığı; Tam tersine mevcut emperyalist sömürge ilişkilerini sağlama alan ve yeni emperyalist AB’ın da çıkarlarını düzenlemeye çalışan bir görüşme sürecinden herkes payına birşeyler koparmaya çalışıyor.
Emperyalistler ve onların işbirlikçilerinin çıkarlarının dengesi sağlanırsa bir anlaşma olur, ama yeniden bir paylaşım kavgasının başlamasına kadar süren bir anlaşma. Böyle bir anlaşma da burjuvazinin anlaşması, barışı olur. Ama ezilenlerin, halkların anlaşması ve barışı olmaz.
Peki böyle bir durumda Kıbrıs Halklarının gücü yetmiyor diye emperyalistlerin desteğinde yapılan görüşmelerin tarafı mı olmamız gerekir? Hayır.
Ne yapmalı?
Bütün bunlar apaçık ortada iken işgalci sömürge yönetiminin anayasasının demokratikleştirlebileceğini savunanların kendilerini hala ilerici devrimci olarak Kıbrıs Halklarına yutturmaya çalışmaları siyasal ikiyüzlülüktür. Özeleştiri yaparak sömürgeci işgalcinin yüzünü teşhir edemeyenlerin devrimci mücadele veremeyeceklerini deşifre etmenin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Kıbrıs’ta bağımsızlık, özgürlük ve sosyalizm için verilecek devrimci mücadele, genelde kuzey ve güneyin birlikte ortak mücadelesinden, özelde ise kuzeydeki ve güneydeki emperyalist ABD VE İngiltere’nin taşeronluğunu da yapan sömürgeci işgalciye/işgalcilere karşı ilkeli, tutarlı, tavizsiz bir sınıfsal örgütlenmenin önderliğindeki mücadeleden geçecektir. Bu mücadele yürütülürken Kıbrıs devrimcileri olarak bağımsızlık ve sınıfsal mücadelenin önündeki engeller başta olmak üzere yaşadığımız alanlardan başlayarak ideolojik, teorik, pratik mücadele yükseltilmeli ve buna paralel olarak da eleştiri-özeleştiri mekanizması yaşama geçirilmelidir. Bütün bunlar yapılmazsa, devrimcilikleri kendinden menkul kuzeydeki ve güneydeki kişiler/örgütlenmeler bir yandan emperyalizme, kapitalizme, sömürgeciliğe ve işgale karşı olduklarını söyleyecekler ama somuta gelince kuzeydeki işgali görürken, ne güneydeki ne de ingiltere’ye üs olarak verilmiş bölgelerdeki işgali, sömürgeciliği gözardı edilecek ve görmezden gelinecektir.
Ve örneğin kuzeyde aynı zamanda işgalci sömürge yönetiminin anayasasının demokratikleştirilmesi mücadelesini esas alacak çalışmalara ağırlık verilecek; Bu reformist düzeniçi muhalefet yürütenler, bu ”anayasanın” yapılması için harcadıkları emekten söz ederek demokratikleştirilebileceği umudunun kitleler arasında yayılmasına yardımcı olma konusunda hiçbir sakınca görmEyeceklerdir.
Güneyde ise KC’nin bağımsız ve tüm kıbrıs halklarına ait bir cumhuriyet olduğu yalanları ile işgalci TC’ye karşı kurtuluş için yunanistan komutasındaki RMMO’nun silahlandırılarak güçlendirilmesi savunulmaktadır. Bir İşgalcinin ordusuna dayanarak öteki işgalcinin ordusuna karşı kurtuluş ve de bağımsızlık sağlanamaz.
Halkların mücadelelerinin önünün açılması için, bu devrimcilikleri kendinden menkullere karşı ideolojik mücadele yükseltilmelidir. Ülkenin komünistlerinin, devrimcilerinin, demokratlarının, halkların kardeşliğini savunanların önlerine koyacakları en acil görev özelde ezilen ülke halklarının, işçi sınıfının, ezen ülkeler ve Ortadoğu’daki ülkelerinin, genelde dünya halklarıyla kardeşleşmesini ve işçi sınıfının birliğini, teoriden pratiğe geçirecek örgütlenmeyi gerçekleştirmek olmalıdır.

Ayrıca kontrol

Yusuf Alkım-Dert halkın huzuru değil, polis şiddetine meşruluk kazandırmaktır!

Son günlerde sömürge düzeninin kolluk kuvetleri “huzur operasyonları” düzenleyip, yanlarında götürdükleri medya mensupları aracılığıyla, özenli …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir