ANA SAYFA / HABERLER / Kadın cinayetlerinin sorumlusu devlettir!

Kadın cinayetlerinin sorumlusu devlettir!

Ülkemizin kuzeyinde işlenen kadın cinayetlerine bir yenisi daha eklendi. Gönyeli’de Akgünler Sokak üzerinde bulunan bir ikametgah içerisinde, günlük ev işlerinde çalışmakta olan 45 yaşındaki Gülbahar Ulutan, Fatih Çıkrıkçı tarafından vücudunun muhtelif yerlerinden bıçaklandı. Ulutan’ın kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Ulutan iki çocuk annesi kadın bir emekçiydi.

Sadece son bir yıl içerisinde ülkemizin kuzeyinde ikinci kez gerçekleşen kadın cinayetlerinin sorumlusu ise devlettir . Kıbrıs’ın kuzeyindeki devlet sömürgeci TC devletidir ve bu cinayetlerden işbirlikçisi sermaye, yerel üstdüzey seçilmiş, atanmış silahlı silahsız tüm memurlarıyla birlikte sorumludur!

Demografik yapının değiştirilmesi ve sömürgeci yerli sermayenin ucuz işgücü nüfusun da artmış olması nedeniyle işlenen cinayetler daha da görünür oldumuştur. Ancak yerli halk içerisinde de ayni suçlar işlendiği su götürmez bir gerçektir. Çünkü kurulu kapitalist sömürü düzeninin şekillendirdiği erkek egemen toplumun yapısında kadına yönelik sömürü, şiddet, taciz, tecavüz, cinayet vb tüm olumsuzluklar, kötülükler yeralmaktadır ve bu sömürgeci, sömürü düzeni yıkılmadıkça da devam edecektir.

İnsanın insan üzerinde hak idda etmesi ile köleci toplumdan itibaren başlayan baskı, şiddet, sömürü ve katletmeler fedol düzen ile devam etmiştir. Günümüz kapitalist toplumu ile yeni bir biçim alan bu olgu, güçlü olanın güçsüz üzerindeki yeni tipte baskı, sömürü ve katletmesi yöntemleri ile devam etmektedir. Bu durum sadece geri kalmış olarak adlandırılan, hala daha feodal yapıların etkili olduğu toplumlarda değil, gelişmiş olarak adlandırılan batıdaki kapitalist toplumlarda da varlığını göstermektedir.

Kadınlar, çocuklar, göçmenler ve bir bütün olarak yoksul kesimler üzerinde baskı ve şiddet kimi yerde tekil şiddet ve cinayetler, kimi yerde ise toplu köleleştirmeler ve katliamlar biçimini almaktadır.

Örneğin demokrasinin beşiği olarak adledilen İngiltere’de resmi verilere göre, 2009 yılından beri binden fazla kadın kocaları, eski kocaları, sevgilileri veya partnerleri tarafından öldürülmüştür.

Bir diğer batı Avrupa Almanya’da da durum farklı değildir. Federal Kriminal Dairesi’nin (BKA) verilerine göre, Almanya’da 2015 yılında 331, 2016’da ise 357 kadın cinayeti işlenmiştir. Bu cinayetleri işleyenler ise eşler, eski eşler, sevgililer veya partnerlerdir. Diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de kadın cinayetleri ile ilgili veriler pek farklı değildir. AB Temel Hakları Ajansı (FRA) tarafından yapılan bir araştırmada tüm AB ülkelerinde kadınlara dönük fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti içeren bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapora göre, Almanya’da 18-74 yaş grubu kadınların yüzde 35’i fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete uğrarken, aynı yaş grubu kadınların yüzde 20’si de eşleri, eski eşleri, sevgilileri veya partnerleri tarafından fiziksel şiddet yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Yüzde 8’i partnerleri tarafından cinsel şiddet görmüş, yüzde 7’si ise başkaları tarafından cinsel şiddete uğramıştır.

Diğer AB ülkelerinde de durum çok farklı değildir. AB genelinde fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 33’ü bulmaktadır, yani her 3 kadından biri. Aynı rapora göre, sonradan AB üyesi olan eski Doğu Blok ülkelerinden Romanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde ise fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalan kadınların oranı daha düşük. Hollanda, İsveç, Finlandiya, gibi en ileri burjuva demokrasisinin hüküm sürdüğü ülkelerde ise daha yüksek.

Yani sosyalizmi az biraz yaşamış toplumlarda insanın insana uyguladığı şiddet azalmaktadır. Hem de bu toplumlarda sosylizm yıkılmış, yerine en yoğun ve acımasız kapitalistleşme süreci yaşanmış olmasına rağmen.

Kıbrıs Türk toplumu ise Osmanlı sonrası İngiliz sömürge döneminde de, KC döneminde ve sonrasında da sömürü düzenlerinin şekillendirmesi ile bugünlere gelmiştir. Geçmişteki oranlara göre artmış olması, daha önce olmadığını göstermez. Feodal toplum ilişkilerinin daha güçlü olduğu Türkiye’nin sömürgeci işgali altında olmamız evet önemli bir etkendir, ancak bu olmasa ve örneğin daha “modern” olduğu söylenen Avrupa Birliği ülkelerinin etkisi altında olsak bu durum insanın insan üzerinde uyguladığı ve kadınlar ile çocuklar üzerinde yoğunlaşan şiddet ve katletmeleri ortadan kaldırmaz.

Ve bu sorunu sadece işgale, sömürgeciye ve onun demografik yapıyı değiştirmesine bağlamak, sınıfsal yönünü görmemek, yerli halkın sanki daha önce insanın insan üzerinde baskı, şiddet ve katletme uygulamadığı bir toplum değil de sosyalist bir toplum olduğunu savunmak gibi bir hataya, yanlışa taşır! Daha yarım yüz yıl önce her iki toplum içerisindeki gerici kesimlerin diğer topluma karşı toplu tecavüzler ve katliamlar uyguladığını ne çabuk da unutuyoruz…

Kadınların tecavüze uğramadığı, katledilmediği, çocukların her türlü istismardan kurtulduğu, insanın insan tarafından sömürülüp, yok edilmediği bir düzen mi istiyoruz? O zaman bunun yolu köleci toplum ile başlayan ve günümüz kapitalist toplumu ile devam eden bu cendereden kurtulmaktır. Sömürüsüz, adil bir düzen kurmaktır, yani sosyalist toplumu inşa etmektir! Size çok mu zor göründü, şiddete uğramaya, ezilmeye ve öldürülmeye devam etmek mi daha kolay olan?

Bu cendereden kurtulmak için tek yolumuz sömürüye dayalı bu kokuşmuş düzeni yıkmaktır, o nedenle diyoruz ki; Bu Pisliği Devrim Temizler!

Ayrıca kontrol

İki yüzlü “halkçı” siyasetler!

Demokrat ve halkçı söylemlerle kuzey Kıbrıs’taki sömürgeci alt yönetim seçimlerine katılan Halkın Partisi, TC çizgisindeki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir