ANA SAYFA / MAKALELER / Toprak Çağan – Arada kalanların edilgenliği

Toprak Çağan – Arada kalanların edilgenliği

Yaşanılanlara karşı tepki duyma hali, başlangıç aşamasından yaşanılana müdahale etme, onu başka bir durumla değiştirme sonucuna kadar bir mücadeleyi gerektirir. Biz bu düzeni-yaşamı istemiyoruz! Peki başka bir yaşam için mücadeleye, özellikle de kolektif bir mücadeleye girişiyor muyuz? Bu soru aslında bu düzenle bağları koparıp koparamamanın cevabını arıyor. Bireysel özgürlük, varoluşçuluk adına kendi fanusuna sıkışıp toplumsal bir mesele ile karşı karşıya kaldığında şaşkın ördeğe dönenler bu sorudan muaf değiller.

Biraz arada kalanlar, kendilerini öteki olarak görenler üzerine yazmış olacağız. O kadar çoklar ki, çoklukları bu kadar olaylı dünyanın içerisinde hareketsizlikleri ile sırıtıyor. Kendilerini tanımlamaları, bir kavramın içerisine tutundurma çabaları “tam bir kaos” olarak ifade ettikleri durum karşısında pek bir işe yaramıyor.

Ekonomik krizlerin, siyasal bunalımların, savaşların ve toplumsal çürümelerin dünyasında sınıf dışı yaklaşımların, aslında bir “sınıfsız” görünme çabasının olumlu olarak düşünebileceğimiz etkisi yok. Fakat yaşanılan neyse ona dair sözünü söyleyen, sözü dahi olanı var edenin sınırları içerisinde ifade eden, bunu da topluma dair akademik-sosyolojik tespitlerin bir uzantısı olarak belirleyen entellektüellerin dünyası (!) Onların tüm aşırılığa kaçmayın uyarılarına kulak asmadan yaşıyoruz.

Arada kalmanın sonucu “arada kaldım” olmuyor. Nihayetinde bu güç, hegamonya denkleminde sömürülenlerin ve yoksulların kapitalizme karşı savaşımında arada kalma durumu  ne kadar bir edilgenlik taşıyor olsa da, burjuvazinin egemenliğinin devamından yana dolaylı bir tavır takınmayı yaratıyor.

Kapitalistler uluslararası finans-ekonomik ilişkileri, askeri-lojistik güçleri, dünya genelinde siyasi iktidarları ellerinde tutma ayrıcalıkları ile bir savaş düzenindeler. Burjuva iç-savaşların birbirini etkileme ve başka bir noktaya evriltme dinamikleri ile dış-savaşlarla birbirine eş zamanlı yaşandığı evrede proleterlerin ve ezilenlerin iç savaşa kendi cephelerinden yanıt verme girişkenliğine müdahil ol(a)mamanın handikapı arada kalmak, iyi ifade ile “arada sıkışıp kalmak”la ifade edilebilir.

Yalnız sınıf dışı söylemlerin bir tarafı bunu ötekileştirme-ötekileleşme vb. gibi kavramlarla ele alarak ezen-ezilen ilişkisine pasifist bir çizgi kattı. Yani ben de aslında sizin gibiyim ey patronlar, ezenler, din tüccarları, fakat siz beni sizin dışınıza iterek ötekileştirdiniz(!) Yani ötekileşmeyi sağlayan proleter, yoksul sınıfın yöneten yaşam ilişkileri değilse, bu ötekileleştirmenin yaratıcılarına, yani burjuva toplum ilişkilerinin sürdürücülerine ait görünme çabası diyebiliriz. Alevi, kürt, siyahi  vs.. olarak “ötekileşmenin” geçmiş tarihi yakın zamanlara dayanmıyor diye biliyoruz.

Proleter ve yoksul sınıfının mücadele cephesini ayrıştıran, bölen her türlü anlayışa karşıyız. Alanları ayrıştırmak, özgünlükleri yakalamak adına silikleştirilen, kenara itilen sınıf savaşımı, burjuva iç savaşın ağır tahakkümü altında devrimciler, proleterler ve yoksullar tarafından yürütülmeye çalışılıyor. Buna destek olmanın, güç sağlamanın imkanları orta yerde dururken onları da “sınıfsız düşüncelerin” bir parçası haline getirmeye çalışmak Engels’in tabiri olan “ namuslu oportünizm” olma durumunu dahi sağlamıyor.

Ara kitlelerin bir savaş düzeninde normal yaşam ilişkilerini sürdürebilme hakkı savaşın ana unsurlarının, onları bu savaşa istemli ya da istemsiz çekme çabasına bağlı olabilir. Bu bir dikkat çekme de olabilir, mağdur etme de. Küçük mülk sahipleri, orta sınıf hayal-perestleri bunlar arasındadırlar.  Savaş; yoğunlukları ile sonuç haline geldiği ekonomik ve politik koşulların dışında bir durum değilse, arada kalan kitlelerin de bu savaşı hissetme, tanılama, bu savaşa taraf olma, politik yönelimlerini buradan belirleme ve bu savaşı halklar lehine durdurma hareketini örmesi gerekir. Arada kalmak bu meselenin en korunaksız ve zedeleyici yanı… Marks, “İnsana dair olan hiç bir şey bize yabancı değildir, hümanizm dışında!..”, diyerek aslında hem bu yakınma halinin insanda bıraktığı derin açmazı dile getirdi, hem de hayatı sadece “yaşamak” üzerinden kurgulayan salt-insancıl kuru aforizmayla da arayı açtı. Ve bunu gerçeklere karşı, bu gerçekleri radikal, üzücü, kırıcı faaliyetlerle insana karşı ifade eden sistemin karşısına, insanları ondan daha fazla radikal, yıkıcı karaktere sahip olmaya çağırarak yaptı. Malum düzen yıkım düzeniydi. İnsanlık yıkılmamalıydı… Bu ise yıkarak olabilirdi.
Bu savaş; “canlı bombalarla, silahlarla, terörizmle, istatistiki değerlerle, yeteri kadar insan olmayı başaramamakla” açıklanabilecek bir savaş değil. Ölenlerin sayıları ve masumiyeti ile de. Çünkü bu savaş; rahminden çıktığı düzenin insanlığın yaşam hakkına doğru fırlattığı politik bir kaos. Bu kaosu ideolojik bulanıklık altında yaşıyoruz. Suriye, Rojava, Rusya, uçak, hendek, terör, din,, tır, silah vs.. derken olaylar akıyor ve  örgütsüzlüğümüzle biz savruluyoruz.
Devrimci sınıf politikası burada muazzam bir ihtiyaç. Bunun işlenmesi aslında terörün, savaşların, yabancılaşmanın, işsizliğin, çürümenin  “ne olduğu, neyin sonucu” olduğunu açıklayabilir. Arada kalanların ise şaşkın ve korkakça haline cesurca enjekte edilebilecek bir müdahale aracı yaratabilmeliyiz.
Şu an kapitalist düzen kitlelerin bir kısmı tarafından tanımlanamayan, onları korku ve kargaşa haline sürükleyerek yalnızlaştıran karmaşa ortamını iktidar da kalabilmek için sağlıyor. Bölgeler, kentler,  sermayenin bu merkezi üsleri savaş paranoyasını, korkaklığı, mağduriyeti, sürekli kaybı yaşayan insanlarla ayakta kalabilir mi?
Bu merkezi üsler ayakta kalamayacaksa düzen hayatta kalabilir mi?
Sürekli ölüler doğurarak belki!
Yaşamın insan yanını fethetmek devrimci sınıf politikaları ile olabilir. Özümüzü bulalım. Buna ihtiyacımız var. Kapitalizm her anlamıyla öldürür, kapitalizmi öldürelim. Aralar da bir yerlerde kalmayalım!

Ayrıca kontrol

Emperyalist, sömürgeci üslerden, askerden arınmış bağımsız, demokratik, birleşik Kıbrıs için İLERİ!

Emperyalist ABD, İngiltere, AB ve onlara bağımlı TC devleti ile Yunanistan ülkemizdeki taksimlerini ve halklarımızın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir