ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Ya faşizme karşı birlik, ya faşizm altında ezilme!

Yusuf Alkım – Ya faşizme karşı birlik, ya faşizm altında ezilme!

Ülkemizin özellikle kuzeyindeki sol adına yürütülen mücadelede ciddi bir tıkanma ve buna bağlı bunalım yaşanıyor.

Bir yanda TC’nin sömürgeci işgal rejimi ile tüm çelişkilerininden “kurtulan” ve varlığını TC ile “iyi ilişkiler”e bağlamış olan ve “liberal sol” olarak adlandırabileceğimiz CTP-TDP, diğer yanda ise bu rejim ile çelişkilerini korumaya çalışan, ancak “sosyal demokrat” politikaları ile CTP-TDP’nin boşalttığı ortanın solunu doldurmaktan ileri gidemeyen BKP-Sol Hareket-Bağımsızlık Yolu-YKP.  tüm bu yapıların ortak yanı ise iş lafa gelince en devrimci, en solcu hatta kimileri en anti-emperyalist olduklarını savunmaları, güncel pratik açılımlara gelince ise yukarıda belirttiğimiz gibi malesef düzen içi muhalefet çizgisini aşamamalarıdır.

Bizler bu yapılar ile bir çok kez ortak eylemselliğe imza attık, hatta bir çok farklı ortak iş ve güç birliktelikleri sürecine girdik. Özellikle 22 Ocak Afrika gazetesi saldırısı sonrasında, bu yapılar içerisinde rejim ile çelişkilerini hala daha koruduğuna inandığımız yapılar ile daha kapsamlı ve kurumsallaşmasını öngördüğümüz anti-faşist platform çalışmaları yürüttük. Ancak bu yapıların hemen hepsi de bu çalışmalara ilgisiz kaldı. Bağımsızlık Yolu daha “yumuşak dilli”, yani faşizmin temel dayanağının işgal olduğunu ön plana çıkarmayan bir mücadeleden yana tavır alırken, YKP “gözlemci” statüde kalmayı ve eğer böylesi bir ortak platform oluşturulup işlevsellik kazanırsa dahil olabileceğini belirtti. Buna rağmen ülkemizdeki diğer anti-faşist yapılar ile bir dizi toplantı gerçekleştirildi ve somut adımlar atılma noktasına gelindi. Malesef süreç sorunlu bir yapının provakatif adımları sonucunda kesintiye uğradı.

Ancak Kıbrıs’ın kuzeyindeki anti-faşist güçler olarak bizlerin ortak bir mücadele platformu yaratamamış olmamız ne isterse olsun kabul edilebilir değildir. Çünkü TC’nin sömürgeci işgali altında olan ülkemizin kuzeyinde her geçen gün daha da hissedilir bir şekilde faşist baskı ve saldırılar yaşanmaktadır. Ve buna karşı anti-faşist güçlerin iş-güç birliği şarttır. Hiç bir anti-faşist güç yüz yüze olduğumuz TC odaklı faşist saldırılara karşı kendi başına mücadele yürütebilecek durumda değildir. Öyle olsa bile, bu anti-faşist güçlerin ortak mücadelesini örmeye engel olmamalıdır. Durum buyken ve yakın bir gelecekte TC’nin hızla içine sürüklendiği büyük ekonomik yıkıma karşı gelişecek kitlesel tepkileri daha da yoğun bir faşist baskı ile kontrol altına alacağı aşikarken, bizler faşizme, onun arkasındaki sömürgeci işgal rejimine ve bu rejimin ana kaynağı olan TC faşist iktidarına karşı en güçlü ortak mücadele hattını oluşturmak zorundayız.

Bu noktada denebilir ki; eğer ortak mücadele bu denli gerekli ise neden yazının başındaki gibi diğer yapılara karşı eleştiriler dile getiriliyor. Şunu açıklıkla ortaya koymak gerekiyor. Eğer ortak düşmana karşı ortak bir mücadele örülecekse, öncelikle ortak düşmanın ne olduğu konusunda netleşilmelidir. Ve bu yazının  başında da ortyaya konan diğer yapılar ile ilgili temel eleştiri ortak düşmanın ne olduğu, ortak mücadelenin neye karşı hangi temelde verilmesi gerektiği ile ilgilidir. Ve bu eleştirileri ortaya koymaktaki amacımız; bu konuda hatalı gördüğümüz ve en azından örgüt tabanlarında hala daha ciddi anlamda devrimci, demokrat kesimlerin bulunduğunu düşündüğümüzden, bu kesimlerin sorunun temeli ve mücadelenin ana çizgisi konusunda örgüt liderliklerinden daha ileride olduklarına inanmamızdan ve bu örgütlerin liderliklerini ancak kendi tabanlarından gelecek devrimci baskı ile daha ileri bir mücadele çizgisine çekebileceğimiz düşüncesinde olmamızdan dolayıdır. O nedenle ortaya koyduğumuz eleştiriler düşmanca değil, ciddi bir tehdit karşısında en güçlü ortak mücadeleyi örebilmek için, tabanında devrimci nüveler bulunan her bir yapıyı daha ileri bir pozisyon almaya zorlama çabası olarak görülmelidir.

Yani dememiz odur ki, karşı karşıya olduğumuz süreç bugüne kadarki gibi “demokrasicilik oyunu” ile herkesin rahatça barışçıl bir şekilde mücadele yürüttüğünden çok daha farklı bir durumdur. Ülkemizin kuzeyini alt yönetimi olarak kontrolünde bulunduran TC devletinin hemen yanıbaşımızda kendi ülkesindeki en ufak demokrat hareketlenmeye karşı dahi uyguladığı faşist baskıyı görmemek için gözlerinizin kör olması yeterli değildir, bu ayrıca gerçekleri görmeyi kabul etmeyen bir pozisyonda da olmayı gerektirmektedir. Ve kendi ülkesinde işler giderek kontrolünden çıktığı, yıkıcı krize bağlı kitlesel muhalefetin kendiliğinden gelişmesinin kaçınılmaz olduğu koşullarda çok daha yoğun bir faşist baskı sürecinin devreye sokulacağını görebilmek için müneccim olmaya da gerek yoktur. TC devletinin açıktan faşist karaktere bürünmesi ve başına Erdoğan ve AKP-MHP koalisyonu gibi faşist bir iktidar yapısının getirilmesi rastlantı değildir. Kendi sömürü düzenlerinin devamını sağlayabilmek için, bu çürümüş yapıya karşı gelişen muhalefeti, isyanları bastırabilmek için Erdoğan, AKP-MHP koalisyonundan farklı bir alternatifleri yoktur. Ve bu yapının alt yönetimi pozisyonundaki kuzey Kıbrıs’ta da Türkiye’deki faşist yapılanmaya paralel gelişmelerin yaşanması kaçınılmazdır.

İşte bu tehdite karşı hem Kıbrıs’ın öncelikle kuzeyinden başlayarak bütününü kapsayan, bununla birlikte başta Türkiye-Kürdistan ve diğer bölge ülkelerindeki anti-faşist güçlerle bağ kuran ortak bir mücadele hattı örmek zorundayız. Ve bunu yapmak için uzunca bir zamanımız da yoktur. Ya bir an önce bu yöndeki çalışmalarımızı artırıp elle tutulur sonuçlar elde ederiz, ya da gelmekte olan faşist baskı saldırıları altında ezilip sindiriliriz…

Ayrıca kontrol

Salih Olgun – Deniz beleş, ama kurtuluş DEVRİMLE!

Sorunu doğru teşhis etmezseniz doğru çözümleyemezsiniz! Kıbrıs’ın kuzeyindeki devlet işgalci sömürgeci TC devletidir. Ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir