ANA SAYFA / YAZARLAR / Toprak Çağan – Kaybolan kentlerin eskicileri, yeni yaşam sizin torbalarınızdadır

Toprak Çağan – Kaybolan kentlerin eskicileri, yeni yaşam sizin torbalarınızdadır

Sosyalistlerin dilini yenilemesi gerektiğinden bahsetmek, onu (sosyalizmi) güncellemek, yani zamana uydurmak sıklıkla duyduğumuz önerilerden biri. Önerilerin sahiplerine, “Peki bu nasıl olacak, bunun pratik karşılığı nedir?”  diye sorduğumuzda, sosyalist hedefler doğrultusunda pek bir yanıt bulduğumuz söylenemez. Ortaya çıkan iki sonuç var. Birincisi; insanların bu dönemdeki alışkanlıklarının ve yaklaşımlarının sosyalizmle aralarına koyabilecekleri mesafenin bir nedeni olduğu, bunun da onları kavrayabilecek, tutup çekebilecek bir tarzla aşılabileceği… Peki, tarz derken(?)

İkincisi ise öneri sahiplerinin aslında sosyalist yaşamı kurmak gibi bir amacının olmadığı. Bu tür laflar sadece burjuva dünyanın ilişki ağına takılmış, ondan kurtulamamış, kurtulma refleksi taşır gibi görünen ama ağın içinde çırpınan, çırpınmayı da haksızlığa uğrama durumu ile ifade edenlerin üzerine yapışmış gibi görünüyor. Elbet sosyalizm mücadelesini güçlendirmeyi, onu daha ileri ve kitlesel-nitelikli noktaya taşıyabilmeyi mesele edinmiş olanlar var. Onların çabalarını marksist öğretinin öğrenciliğinde hakkı verilmesi gereken bir çalışkanlık olarak görüyoruz. Okuyoruz, öğreniyoruz, onların düşüncelerini paylaşıyoruz. Onlarla yoldaş oluyoruz.

Eskiyi, geri olanı temsil eden dünya burjuva dünyası ve onun yarattığı toplum biçimiydi. Halen de öyle! Hiç de ilericilik, gericilik kavramsalına kapılmadan bu dünya savunucularının da kendi devrimlerine (yeniliklerine) anlam yükledikleri dönemde kullandıkları bir dil vardı. Ve bu dil burjuva niteliği taşıyan, alttan alta burjuva dünyanın egemenliğini örgütleyen kavramlarıyla halk hareketlerinin, sosyalizm düşüncelerinin de içerisine sızdı. Marks ve Engels için çalışmaları kulağa hoş gelen söylemlerin ve istemlerin yarattığı yanılsamaların gerçek içeriğini ortaya çıkartmak için kıyasıya bir ideolojik mücadele alanıydı da. Lenin bunu şu şekilde vurgulamıştı;

“…Birinci dönemin başında, Marx’ın öğretisi hiç de egemen değildi. Sosyalizmin birçok grup ya da eğilimlerinden yalnızca biriydi. Egemen olan sosyalizm biçimleri, çoğunlukla, bizim narodnizme (halkçılığa) yakın olanlarıydı: tarihsel hareketin materyalist temelinin anlaşılmamış olması, kapitalist toplumda her sınıfın rolünün ve öneminin ayırdedilmesinde yeteneksizlik, demokratik reformların burjuva niteliğinin, “halk”, “adalet”, “hak” ve benzeri konulardaki çeşitli yan-sosyalist tümcecikler altında gizlenmesi. 1848 Devrimi, Marx-öncesi sosyalizmin bütün bu şamatacı, karmakarışık ve gösterişçi biçimlerine öldürücü bir darbe vurdu…”

Size sosyalist hedeflerin ‘daraltıcı’ etkisi karşısında ‘yeni’ olmak adına sıkıcı bir eşitlik, adalet, hak, hukuk ve özgürlük gibi sınırları, beklentisi ve seslendiği yer itibari ile burjuva niteliği taşıyan kavramları önerenleri, Lenin’inde ifade ettiği gibi “sosyalizmin birçok grup ya da eğilimlerinden yalnızca biri” olarak görebilirsiniz. O da en iyi ihtimalle(!) bu yan-sosyalist tümcecikler devrimin vaat ettikleri ve sundukları arasında sıkışıp kalan ve bir çok kazanımını iç savaşların kanlı duvarlarının altında ezilerek kaybeden proleterler ve emekçilerin ufuklarını körelttiler. Gotha ve Erfurt programını ele alırken Marks ve Engels’in yazdıkları karşısında kendisini bugünün Lasalcısı posizyonunda bulmayan solcularımız parmak kaldırsın(!) Önemli gün ve haftalarda sosyalist, reelde burjuva siyasetinde burjuvaziyi geriletme mücadelesinin sıkı neferleri… Bunlar olmasa şuradan şuraya adım atamazdık(!) 

Devrimci komünistler kapitalizmin karşısına politik ve pratik cepheden çıktıklarında yeni dünyanın (sosyalizmin) kavramlarını, hedeflerini de net bir biçimde açıkladılar. Bu dili günlük çalışmalarının parçası haline getirdiler. Anlattıkları hakikattı. Hakikati konuştukça, anlattıkça, ona aç olanların kafalarında yeşeren açıklık bu dilin başka bir sınıfın, kendi sınıflarının dili olduğu noktasındaydı. Burjuvalara en pasifist anlamda küfredilir, kin duyulur, onlarla savaşılır, onların düzeni yıkılırdı. 

“… -ya burjuva ideolojisi, ya da sosyalist ideoloji. İkisi arasında bir orta yol yoktur (çünkü insanlık ”üçüncü” bir ideoloji yaratmamıştır ve ayrıca da sınıf karşıtlıklarıyla parçalanmış bir toplumda sınıf-dışı ya da sınıf-üstü bir ideoloji sözkonusu olamaz). Öyleyse, herhangi bir biçimde sosyalist ideolojiyi küçümsemek, ona birazcık olsun yan çizmek, burjuva ideolojisini güçlendirmek anlamına gelir.” (Lenin)

Yan çizişin çok teorisi yapıldı. Radikal demokratizm, liberal sol, “aşkın ve devrimin” partileri  el ele verdiler , Lenin’in bahsettiği gibi burjuva ideolojisini güçlendirmekten başka bir sonuca varmayan düşünceleri eyleme geçirdiler. Sınıfları ortadan kaldırmak hedefi, siyasal bir sınıf mücadelesinin gerekliliğinden bahsetmek, sınıf savaşımı demek, hatta “yoldaş” diye seslenmek demode oldu. Peki neden? Burjuva egemenlik olmadığı için mi? Mücadele gerekçeleri ortadan kalktığı için mi? Ekonomi-politik farklı mı işliyor? Çözümleyici mücadele araç ve biçimleri değiştiyse, ‘yeni’ olmayı, kapsayıcı olmayı temsil eden bu  mücadele araç ve biçimleri neden çözümleyici olamıyorlar?  

Neden mi? Çünkü devrim gibi bir iddiaları yok. Güncel görmüyor ve bulmuyorlar. Devrimin olamayacağı ile ilgili saatlerce konuşabilirler. Ama “devrimi nasıl örgütleyebiliriz?” ile ilgili bir dakika dahi konuşmayı gereksiz, gerçek dışı bulurlar. Devrim romanlarını hayranlıkla okumuşlardır. Oradaki karakterlerin gerçek insanlar olduğunu bilirler. Ama bu gerçeklik dahi onlara kitabi gelir. O karakterlerin dillerini, hedeflerini, son sözlerini aforizmalar halinde paylaşabilirler, ezbere okuyabilirler. Ama onların dili “eski” de kalmıştır(!) 

Peki yeni olan ne? Bizim fark edemediğimiz? Göremediğimiz şey ne? Bu yıkım ve çürüme düzeni nasıl son bulabilir? Gerçekten bir anlatın. Anlatın ki biz de bu kadar “yeni şeyin arasında” kendimizi eskimiş bulabilelim.

– ….

– Seçimleri mi bekleyeceğiz? 

– ….

– Çok yeni(!)    

Ayrıca kontrol

Yusuf Alkım – Devrimci cesaret ile öne çıkma zamanı

Üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Kuzey Kıbrıs’taki kurumlara toplam 8178 kişi yerleştirilmiş, boş kalan kontenjan sayısı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir