ANA SAYFA / MAKALELER / “Kıbrıs adası bölünemeyecek kadar küçük, üzerinde bulunan tüm halkların kardeşçe yaşayabileceği kadar büyüktür”

“Kıbrıs adası bölünemeyecek kadar küçük, üzerinde bulunan tüm halkların kardeşçe yaşayabileceği kadar büyüktür”

14 Ağustos 1974’te başlayan ikinci işgal harekatı, 20 Temmuz’da başlayan birinci işgal harekatının devamıdır. İkinci işgal harekatı, 1950’li yıllarda emperyalist İngiltere ve Amerika’nın adanın kendi kontrolleri altında taksimini hedefleyen planın sınırlarına ulaşması için başlatılmış ve bu hedefe varılmıştır. Ülkemiz, 1960’da Dikelye-Ağrotur bölgeleri İngiliz üsleri adı altında onların işgalinde bırakılırken; 15 Temmuz 1974’deki Faşist Yunan subayları emrindeki RMMO ve EOKA-B darbesi ile Yunanistan’a bağlanmak istenmiş; 20 Temmuz- 14 ağustos 1974’teki TC ordusunun işgal harekatı ile fiilen bölünmüştür.

Ülke halkları etnik ve dini ayrıştırmaya tabi tutulmuş ve Türkçe konuşan halk kuzeye, Rumca, Maronice, Latince , Ermenice konuşan halklar, Karpaz ve Kormacit’teki küçük bir azınlık dışında güneye göçertilmiştir.

İkinci işgal harekatı sonrası yerlerinde kalan halklarımızdan insanların özgürlük ve haklarının korunacağına yönelik yapılan Viyana Anlaşması kısa sürede rafa kaldırılarak kuzeyde ve güneyde kalan insanlarımızın çoğunluğu yıllar içerisinde zorla, baskı vb yöntemlerle yerlerinden sökülmüşlerdir.

Kıbrıs halkları da ülkeleri gibi parçalanmış, TC ve Yunanistan devletleri eliyle Türk -Yunan şovenizmi ve milliyetçiliği, asimilasyon uygulamaları ile birlikte egemen kılınmaya ve yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

Emperyalizmin taşeronu, sömürgeci, işgalci bu iki devlet halen ülkemizin iki yanında egemenliklerini değişik yöntemler ve uygulamalar ile sürdürmektedirler.

Bu durum tesbiti doğru yapılmaz ve eksik bırakılırsa şu tesbitler önümüze çıkarılmaktadır:

“15 Temmuz darbesi Yunanistan’daki faşist cuntanın subaylarının RMMO ve EOKA -B ile yapmıştır. 20 Temmuz işgali de bu darbenin bir sonucudur. Ve 1960 KC Garanti ve İttifak anlaşmalarına dayanmaktadır ve hukikidir. 14 Ağustos’da başlayan harekatın sonrası ve sonucu ise bir işgaldir.”

Kuzeydeki ve güneydeki devrimci demokratların bir kısmının kabaca belirtilen bu yaklaşımlara sahip oldukları görülmektedir.

Bu yaklaşım ile hareket edenlerin kuzeydeki versiyonlarına göre; işgal 20 Temmuz’la değil 14 Ağustos’la başlamıştır, ülkenin bütünü için değil kuzeyinin bağımsızlık mücadelesini vermektedirler ve güneydeki halklarla ortak bir örgütlenme ve mücadeleye dahil olmamaktadırlar, Kıbrıslı Türk soludurlar kuzeyde oluşturulan yönetim organlarının sömürgeci işgal devletine ait yönetim vd. kurumları değil (Meclis, Cumhurbaşkanı, GKK, Polis, Mahkemeler vb.), Kıbrıslı Türklere ait kurumlar olarak görmektedirler; taşınan nüfus ve verilen vatandaşlıklar “mevcut yasalara uygun olmayanlar dışında” meşrudur. Kuzeyde kalmış Rum ve Maronitler azınlıktır!

Güneydeki versiyonları için ise; 15 Temmuz darbesi gerekçe gösterilerek ülkenin kuzeyi işgal edilmiştir ve buralarda yaşayan Rum halkı güneye göç ettirilmiştir. KC ve ordusu Yunanistan’ın egemenliği altında değil onunla işbirliği yapmaktadır. Yunan general ve subayları komutasındaki Milli Muhafız Ordusu KC ordusudur. Kuzeyin işgalden kurtarılması için bu güç ve Yunanistan ile hertür askeri işbirliği, ortak plan meşrudur. Yunanistan vatandaşları dahil verilen vatandaşlıklar yasaldır, meşrudur. Kıbrıs halkları değil Kıbrıs halkı vardır.

Bu yaklaşımlarla birlikte kuzeyi ayrı ülke ve “kktc”yi devlet sananlar ile KC’nin mevcut şekli ve kuzeyden alınabilecek bir miktar daha toprak ile ayrı bir devlet kalmasını, yani iki ayrı devlet oluşmasının gündemde tutulduğunu da görmekteyiz.

Bizler ise Devrimci Komünist Birlik Programında yeralan değerlendirmemiz ile şunu diyoruz:

“Bizler ise Kıbrıs’ta halklar terimi ile Rumca, Türkçe, Maronice, Latince, Ermenice vd. dilleri kullanan, sömürücü sınıfları dışındaki uluslaşmamış toplumları kastetmekteyiz. Bu halklar farklılıklarıyla birlikte içiçe yaşamış ve yaşayabilecek kardeş halklardır. Tümü de ezilen halklardır ve ayrı ayrı devlet oluşturmalarını gerektirecek durumları yoktur, çünkü ayni coğrafyayı paylaşmaktadırlar. Zorla, etnik temizlik yapılarak ülke ve halkların ayrıştırılmış olması bu gerçeği değiştirmemektedir. Tümümüzün geleceğini belirleme haklarımız vardır ve ortaktır. Ayrı ayrı devlet oluşturma gibi bir gelecek belirleme hakkımız ise olamaz. Çünkü böylesi bir yaklaşım, etnik, milliyetçi, şoven ve birlikte yaşadığımız coğrafya gibi halklarımızı da bölmeye, düşmanlaştırmaya çalışan emperyalist sömürgeci devletlere ve yerli işbirlikçi sermaye sınıfına hizmet etmektedir. Kıbrıs halkları tüm farklılıklarına rağmen ayni coğrafyanın, ayni ekonomik yapının sahipleridir. Her halkın kendine ait bir coğrafyası ve ekonomisi yoktur. Zora, şiddete, etnik temizliğe dayanan bir şekilde ortak yaşam ve ekonomik alanlarından sürülerek ayrıştırılmışlardır. Halkların doğal yaşamı ve gelişimi içinde değil, emperyalist sömürgeci devletlerin silahları ile bölünerek ayrı topraklara ve ekonomilere sokulmuşlardır. Bu nedenle sömürgeci TC ve Yunanistan devletlerinin işbirlikçisi yerli sermaye ve temsilcilerinin savundukları ayrı toprak parçaları ve ekonomilere sahip, ayrı devletlere sahip olmaya varan şoven milliyetçi düşüncelerle, ortak vatan, ortak devlet için bağımsız demokratik birleşik bir Kıbrıs’ı savunanların arasında bir benzerlik yoktur. Halkların kendi geleceğini ortak vatan yönünde kullanması gerektiği, halkların kardeşliğinin de ortak mücadeleden geçtiği savunusu ile ülkeyi bölüp ayrıştıranların Taksimci siyasetleri hiçbir şekilde benzerlik taşımamaktadır. Bu Taksimci düşünceye sahip olanlar halkları düşmanlaştırarak sömürme ve baskı altında tutmayı hedeflerken, ki onlar Türkçe ve Rumca konuşan halklar dışındakileri de yok saymaktadırlar; devrimci komünistler olarak bizler ülkemizle birlikte halklarımızın tümünü birleştirmeyi, ülkemizi özgürleştirerek bağımsızlaştırmanın yolunu savunmakta ve bunun mücadelesini vermekteyiz.

Kısacası Kıbrıs’ta ne tarihsel olarak kararlı bir dil, toprak, iktisadi yaşam ve kendini kültür ortaklığında dile getiren ruhsal biçimlenme birliği oluşturmayı tamamlayabilmiş tek bir ulus, ne de bunu ayrı ayrı yaşamış olan iki farklı ulus bulunmaktadır. Kıbrıs’ta uluslaşma süreci emperyalist böl-yönet politikaları ile zorla kesintiye uğratılmış olan farklı etnik kökene sahip halklar vardır. Bu halkların farklı dil ve kültürlerinin giderek kaynaşması ve ortaklaşması kesintiye uğratılmış, iç içe geçmiş olan toprak ve iktisadi yaşamları silah zoruyla bölünmüştür.

Kıbrıs’ta da ulusal soruna bakış bu çerçevede ele alınmalıdır. Kıbrıs sorununu yaratanlar sadece yabancı emperyalistler değildir, onlarla bütünleşmiş yerli işbirlikçi sermaye sınıfı da bu sorunun yaratılmasına ortaktır.

Bu bağlamda Kıbrıs’ın devrimci komünistlerinin görevi, ülkemizi bölerek, halklarımızın birlikte yaşamlarını engelleyen emperyalist tahakkümü dağıtmak ve kesintiye uğrayan uluslaşma sürecinin halklarımızın yeniden kardeşleştirilerek tamamlanmasını sağlamaktır. Bunun için temel siyaset “Ortak vatan, birleşik örgütlenme” ve “Kıbrıs’ın emperyalizmden bağlarını kopararak birleştirilmesi ve özgürleştirilmesi” olmalıdır. Kıbrıs adası bölünemeyecek kadar küçük, üzerinde bulunan tüm halkların kardeşçe yaşayabileceği kadar büyüktür.”

Ayrıca kontrol

Emperyalist, sömürgeci üslerden, askerden arınmış bağımsız, demokratik, birleşik Kıbrıs için İLERİ!

Emperyalist ABD, İngiltere, AB ve onlara bağımlı TC devleti ile Yunanistan ülkemizdeki taksimlerini ve halklarımızın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir