ANA SAYFA / DKB / Seçimlerin Anlamı ve Komünistlerin Tavrı

Seçimlerin Anlamı ve Komünistlerin Tavrı

Burjuva Demokrasisi ve seçimler
Burjuva demokrasilerinde seçimler; küçük bir azınlığı oluşturan sömürücü sınıfın, geriye kalan büyük çoğunluğu oluşturan sömürülen sınıflar üzerinde kurmuş olduğu burjuva diktatörlüğünü ‘Demokrasi’ maskesi ile gizlemesinin aracıdır. Toplumun sınıflara bölünmüş olduğu koşullarda, egemen sınıf yada sınıfların, ezilen, sömürülen sınıfları baskı ve kontrol altına alma işlevi gören devlet mekanizması da varlığını korur. Bu hem küçük bir sömürücü azınlığın iktidarına dayanan burjuva demokrasisi için, hem de geniş işçi yığınların iktidarına dayanan proleter demokrasi veya halk demokrasisi için de geçerlidir. Aralarındaki fark, burjuva demokrasilerinde küçük bir azınlığın geriye kalan büyük çoğunluk üzerindeki sömürü odaklı diktatörlüğü ve devamının sağlanması hedefi söz konusudur. Proleter demokrasilerde ise iktidarı ele geçiren ve büyük çoğunluğu oluşturan işçi, emekçi sınıfların, iktidarı kaybetmiş olan küçük bir azınlık üzerinde baskı kurması, onların tekrardan iktidara gelmesini ve sömürü düzenini yeniden kurmasını engellemeyi hedeflemesi durumu vardır. Buna bağlı olarak proleter demokrasi, giderek tüm sınıfların ortadan kaldırılması ile birlikte, bir baskı aracı olan devlet mekanizmalarının da sönümlenerek yok olacağı geçici bir süreçtir.

Burjuva demokrasilerinde seçimler bu gerçekten hareketle gerçekleştirilmektedir. Küçük bir azınlığın iktidarının korunmasına dayalı burjuva devlet mekanizması parçalanmadığı sürece, seçimlerde “kazanan” parti ister açıktan sağ bir siyasetle, isterse de sol görünümlü olan, ancak burjuva devlet mekanizmasını hedef almayan ve özünde sağ olan bir siyasete olsun; günün sonunda söz konusu olan sömürü düzeninin devamına hizmet etmektedir. Yani bir burjuva demokrasisinde her 4-5 yılda bir yapılan seçimler, özünde halkın iradesini yansıtmak için değildir. Tam tersine halkın iradesini gasp etmek ve halkı sömürenlerin hükümetinde kimlerin olacağını belirlemek için gerçekleştirilmektedir.

Bugüne kadar dünya üzerinde hiçbir yerde, burjuva devlet mekanizmalarını parçalamayı hedefleyen her hangi bir parti seçimler yolu ile iktidarı ele geçirmeyi ve hedefine ulaşmayı başaramamıştır. Böylesi bir hedefe en yakın duran partiler dahi İspanya, Şili gibi ülkelerde olduğu gibi hükümete geldikten sonra, iktidarı elinde tutan burjuva güçlerin talimatı ile düzenlenen askeri darbeler yoluyla hükümetten uzaklaştırılmıştır. Dahası bu darbe dönemlerinde ülkedeki ilerici demokrat kesimler ezilerek, yok olmanın eşiğine getirildiği süreçlere tanıklık edilmiştir. Geriye kalan birçok örnekte ise sömürü düzenine karşı söylemler ile hükümete gelen “sol” görünümlü partilerin, sadece krizde olan sistemin, işçi, emekçi kitlelerde geçici bir rahatlama dönemi yaşatılarak, sürdürülmesine hizmet ettikleri görülmüştür.

Kuzey Kıbrıs’ta seçimlerin anlamı
Kıbrıs’ın kuzeyinde bu olgu çok daha vahim bir durumdadır. 1974 sonrası kuzeyde kurulan TC’nin fiili işgaline dayalı sömürgeci yapı, sıradan bir burjuva demokrasisinin de gerisindedir. İşgal sonrası tüm uluslararası ilkelere aykırı bir şekilde kuzeye önemli oranda nüfus taşınmıştır. Bu sayede yerel halkın iradesinin burjuva demokrasisi temelinde bile ortaya konmasının koşulları yok edilmiştir. TC elçiliği, binlerce kişilik bürokrat, din adamı, öğretmen vb. sıfatlarla görevlendirilen memurlar ve onbinlerce kişilik ordu ile birlikte hem adaya taşınan nüfus hem de yerli halk üzerinde muazzam bir baskı ve denetim mekanizması kurulmuştur. Kuzey Kıbrıs coğrafyasının nüfusu, seçmen sayısı ve profili ile ilgili şeffaf bir bilgi dahi yoktur. Her seçim döneminde yüzlerce örnekle ortaya çıktığı gibi, belirsiz adreslerde, belirsiz “seçmenler” bulunmaktadır. Bu koşullarda yapılan seçimler kuzey Kıbrıs’ta kurulmuş olan sömürgeci işgal rejimini “sıradan bir burjuva demokrasi” maskesi ile gizlemek ve dünya gözünde meşrulaştırmak çabasının sonucudur. Kuzey Kıbrıs’ta bu koşullar altında “meclis” olarak adlandırılan yapının sıradan bir burjuva demokrasisindeki parlemento yapısı ile karşılaştırılamayacağı ve hiç bir yetkisi olmayan ve parlemento niteliği taşımayan, göstermelik bir yapı olduğu aşikardır. Kuzeyde egemen olan TC devleti ve onun sömürge yönetimini oluşturan Üst ve Alt Koordinasyon kurulları olup, oluşturulan “kktc parlamentosu” yerel seçilmişlerden oluşan ancak burjuva anlamda dahi özelliği olmayan bir sömürge alt yapısıdır. Böylesi koşullarda Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimlerin bir ölçüde de olsa halkın iradesini yansıttığını iddia etmek olsa olsa en kötüsünden bir parlamentarizm ve dahası sömürgeci işgal rejiminin dalkavukluğunu yapmak demektir. Komünistler en ileri burjuva demokrasilerinde dahi, hiçbir şekilde sadece parlamenter mücadele ile kısıtlı bir yolla, işçi, emekçi sınıfların kurtuluşunun elde edilebileceğini savunmazlar. İşçi, emekçi kitlelerin böylesi bir algıya kapılmalarına sebep olmazlar. İşçi, emekçi kitlelerin seçim süreçlerinde politikaya artan ilgilerini dikkate alarak bu dönemleri işçi emekçi kitleleri devrimci siyasetlere kazanabilmek için birer araç olarak kullanırlar. Bu gerek seçimlerde aday çıkararak, gerekse de seçimlere katılmadan yapılabilir. Hangi yolun kullanılacağı, her bir seçim döneminde ayrıca ele alınır ve örgütsel güce, sınıfların konumlanışına ve gerek ülke gerekse de bölge ve dünyadaki mücadele koşullarına bağlı olarak belirlenir.

Komünistlerin seçimler bakışı
Kuzey Kıbrıs’ta komünistler seçim süreçlerini dikkatli bir şekilde ele almalıdır. Sömürgeci işgal rejiminin “demokratik bir rejim” gibi gösterilmesine hizmet etmeden, rejimi teşhir eden ve özellikle işçi, emekçi kitlelerin bilinçlenmesine katkı koyan bir tutum takınılmalıdır. Bu noktada komünistlerin önünde iki seçenek bulunmaktadır. Birincisi seçimlere rejim karşıtı bir propaganda ile tek başlarına ya da rejim karşıtı diğer güçlerle birlikte katılmaktır. Bu yolla rejim cepheden teşhir edilebilir ve tüm anti-demokratik koşullara rağmen elde edilecek sonuçlarla rejim karşıtı güçlerin moral depolamasına katkıda bulunulabilir. İkincisi ise kendi başlarına yada diğer rejim karşıtı güçlerle ortak bir program çerçevesinde seçimlere katılmak ve belli bir güç depolama koşullarının olmadığı durumlarda, seçimlere katılmayarak kendi bağımsız devrimci propagandalarını sürdürebilirler. Ayrıca güçlerine bağlı olarak seçimleri boykot taktiğini de kullanabilirler. Ancak her durumda da komünistler kuzey Kıbrıs’ta kurulmuş olan sömürgeci işgal rejiminin parçalanarak ortadan kaldırılması ve yerine işçi, emekçi kitlelerin iradesine dayalı demokratik bir düzen kurulması gerekliliğini ortaya koymalıdırlar. Bu gerçekleşmediği sürece, mevcut sömürgeci işgal rejimi koşullarında gerek yerel yönetimlerin, gerek meclisin, gerekse de “Cumhurbaşkanlığı” olarak adlandırılan makamın hiçbir iradesinin olmadığını işçi, emekçi kitlelerin bilincine çıkarmak için propagandalarını sürdürmelidirler. Komünistler için seçimler kitlelere devrimci siyasetlerin ulaştırılması için bir araçtır. Bu aracın ne şekilde kullanılacağı örgütsel güce, ülke koşullarına ve sınıfsal dinamiklerin durumuna bağlı olarak değişebilir.

Komünistler örgütsel güçlerine bağlı olarak her dönemde işçi, emekçi kitlelere yönelik düzenli bir propaganda çalışması yapmalıdırlar. Seçim dönemleri ise; bu çalışmaların bir üst seviyeye çıkarıldığı, önceden yapılan çalışmalar sayesinde işçi, emekçi kitleler içerisinde kurulmuş olan ilişkilere dayanarak, daha da geniş kesimlerin devrimci siyasetlere yakınlaştırılması ve de kazanılması için olanağa dönüştürülmelidir. Seçim dönemleri dışında düzenli bir propaganda çalışması yapmayan, işçi, emekçi kitleler içerisinde elle tutulur bağları olmayan ve sırf kuzey Kıbrıs’taki medya olanaklarından bir ölçüde de olsa yararlanmak amacıyla seçim dönemlerinde aday çıkarmak, bir ayağı eksik kalan ve amaca hizmet etmeyen bir yöntemdir. Komünistler seçim dönemlerinde sırf seslerinin daha çok duyulması için aday olmazlar. Her bir seçim dönemi, mücadeleye ne derecede olumlu ve olumsuz etkide bulunacağı çok dikkatlice ele alınmalı ve buna bağlı bir seçim stratejisi belirlenmelidir.

Demokrasi mücadelesi ve seçimler
Komünistler burjuva demokrasisi koşullarında da işçi, emekçi kitlelerden yana en geniş demokratik hakların elde edilmesi ve korunması için var güçleri ile mücadele ederler. Bu mücadeleyi yürütürken ise, küçük de olsa bir kazanım elde etmenin dahi, işçi, emekçi kitlelerin örgütlü gücüne ve karşıt sömürücü sınıfların güçsüzlüğüne bağlı olduğunun bilincinde hareket ederler. Böylesi kazanımlar elde edebilmek için sömürücü sınıflar kendi düzenlerini sürdürebilmek için, tüm iktidarı kaybetmektense, sömürü düzenine karşı yükselen mücadelenin duraksatılması ve günün sonunda geriletilebilmesi için bazı ödünler vermeye razı gelmeleri gerekmektedir. Çünkü elde edilecek her bir kazanım, egemen burjuva sınıf açısından bir kayıp demektir. İşçi, emekçi sınıfları baskı altına alan, en yüksek karın elde edilmesine dayalı olan burjuva sömürü düzeni parçalanmadığı sürece, işçi, emekçi sınıflar açısından hiçbir demokratik ya da ekonomik kazanım kalıcı olamaz.

Peki, komünistler burjuva demokrasisi koşullarında elde edilecek “reform” diye nitelenen demokratik ve de ekonomik kazanımların kalıcı olamayacağını bilmelerine rağmen, neden bu yönde mücadelelerini sürdürürler? Çünkü komünistler için bu mücadele işçi, emekçi sınıfların örgütlülüğünü artırmanın ve sömürü düzenini parçalayarak ortadan kaldırmak için devrimci mücadeleye çekmenin bir aracıdır. Devrimciler için reformlar sömürü düzenini parçalayarak tamamen yıkmak için yürütülen mücadelenin bir yan ürünüdür. Reformistlerin ise mevcut düzeni yıkma diye bir dertleri yoktur. Elde edilen reformları, ezilen sınıfların kendi kurtuluşları için mevcut sömürü düzenini yıkmaları gerekliliğini görmelerini engellemek için kullanmaktadırlar.

Seçim süreçleri bu farkların en belirgin şekilde ortaya çıktığı dönemlerdir. Çünkü bu süreçlerde hemen hemen tüm siyasal yapılar seçim manifestolarını belirleyerek yaygın kitle propagandasını artırmaktadır. Komünistler bu süreçlerde ülkedeki mücadele koşullarına bağlı olarak bazen açık devrim propagandası yapmak yerine taktiki olarak farklı propagandalar yürütebilirler. Ancak her ne olursa olsun işçi, emekçi sınıfların sömürü düzeninden kurtuluşunun, burjuva demokrasisinin parçalanarak ortadan kaldırılmasıyla bire bir bağlantılı olduğunu gizlemezler. Tam tersine taktiki olarak yürütülen daha alt düzeydeki propagandalar yoluyla işçi emekçi kitlelerin devrimci siyasetlere yakınlaşmasını sağlamak için mücadele edereler. Sözde devrimci, özde reformist olan “sol” siyasetler ise bu süreçlerde devrim propagandasını hasıraltı ederler. Kendilerinin seçimleri kazanması durumunda sorunların çözüme kavuşacağı ya da daha da ileri giderek seçimleri kazanmalarının devrim anlamına geleceği propagandasını yaparlar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bugüne kadar dünya üzerinde seçimler yoluyla iktidarın işçi, emekçi sınıflar eline geçerek sömürü düzeninin parçalanıp yok edildiği hiçbir örnek yoktur. Böylesi bir olanak ancak çok güçlü bir sosyalist dayanağın olduğu ve komünistlerin nüfusun çoğunluğunu oluşturan işçi, emekçi sınıfların desteğini aldığı koşullarda söz konusu olabilir. Komünistlerin seçimler yoluyla halkın çoğunluğunun oylarını alması ve gerçek iktidar sahibi sömürücü sınıfların iktidarı ellerinden bırakmamak için yapacakları darbe, sabotaj vb. her bir girişim durumunda sosyalist dayanağın atacağı karşı adımlar mümkün olabilir. Bunun için 2. Dünya Savaşı sonrasında bir dizi Halk Demokrasisi’nin kuruluş sürecinde olduğu gibi Sovyetler Birliği gibi güçlü bir sosyalist dayanağın olması gerekmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta demokrasi mücadelesi
Sömürgeci işgal rejiminin hüküm sürdüğü günümüz Kuzey Kıbrıs’ında bu gerçeklik çok daha katı bir şekilde kendisini göstermektedir. En basit demokratik ve de ekonomik kazanımın elde edilebilmesi dahi sadece ülke sömürücü sınıfının güçsüzlüğüne değil, aynı zamanda TC ve onun da etkisi altında olduğu üst emperyalist ülkelerin sömürücü sınıfının güçsüzlüğüne bağlıdır. Nüfus yapısında yaratılmış olan tahribat ve ülkedeki TC egemenlik araçları sayesinde, birçok farklı kesime farklı bireysel menfaatler sağlanmaktadır. Nüfusun önemli bir bölümünün, üretimden büyük oranda koparılmış olması sayesinde sınıfsal çelişkilerin ve mücadelenin artması engellenmektedir. Hemen hemen her konuda yürütülen demokratik ve ekonomik hak mücadelesi Kıbrıs sorununa bağlanmaktadır. Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ortaya konan siyasetler ise devrimcilerle reformistler arasındaki en temel ayrım çizgisini teşkil etmektedir. Bir yanda Kıbrıs sorununu küçük bir azınlığın sömürüsüne dayalı burjuva demokrasisini aşmadan çözebileceğini savunan reformistler dururken, diğer yanda ise Kıbrıs sorununun çözümünü devrimci mücadeleye bağlayanlar durmaktadır. Seçim dönemleri ise bir yandan siyasal yapıların bu konulardaki duruşlarının netleştiği süreçler olurken, diğer yandan ise toplumsal anlamda bireysel menfaatler sağlama ve elde etme çabasının en yaygın hale geldiği süreçlere dönüşmektedir.

Komünistler kuzey Kıbrıs’ta demokratik ve ekonomik kazanımlar elde etme mücadelelerini bu anlayışla ele almalıdır. İşçi, emekçi kitlelerin bu uğurda mücadele yürütürken sömürgeci işgal rejiminin ortadan kaldırılması gerekliliğini bilince çıkartmaları sağlanmalıdır. Aksi takdirde elde edilecek her bir kazanım işçi, emekçi kitlelerin bu düzen içerisinde de kazanımlar elde edilerek yaşamaya devam etmenin mümkün olabileceği ve onu parçalayarak ortadan kaldırmanın gerekli olmadığı reformist algıya kapılmalarına neden olunmaktadır.

Ayrıca kontrol

DKB: Faşizme karşı halkların birleşik mücadelesi!

Devrimci Komünist Birlik sömürgeci, işgalci faşist TC devleti ve onun hükümetinin ülkemizin kuzeyindeki, Türkiye’deki ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir