ANA SAYFA / DKB / Ekim Devrimi ve Devrimin Güncelliği

Ekim Devrimi ve Devrimin Güncelliği

Tam bir asır önce tüm dünya proletaryasının sosyalizm ve komünizm düşlerinin gerçekleştiği ve can bulduğu Ekim Devrimi 100 yaşında. Tüm dünya proletaryasına başka bir dünya var ve orada yaşamalıyız diyen Ekim Devrimi, tarihsel olarak bir büyük eylemin ürünü idi. Paris Komünü’nden sonra, dünyanın tanıştığı ikinci bir sosyalist devrimdir, Ekim Devrimi.

Ekim Devrimi ve onun ölümsüz liderleri, proletarya ve emekçilerin emperyalist kapitalizme karşı giriştikleri bu soylu eylemde dünya proleter hareketine sonsuz büyüklükte bir deneyim sundular. Nelerin olması ve nelerin olmaması gereği üzerine, proletarya diktatörlüğünün algılanması, proletaryanın öz yönetimi ile parti-liderlik bağları, eğitim, kültür vs.’nin sosyalist kuruluş sorunları ile birlikte büyük bir yol ve çığır açtılar.

Tarihin ilk sosyalist devleti olan SSCB’yi kurdular. Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanların nasıl yönetilen pozisyonundan çıkıp yöneten haline geldiklerini görme fırsatı buldu dünya. Emperyalist burjuvazinin artık eskisi kadar rahat yönetemeyeceği gerçeği açığa çıktı.

Ekim Devrimi’nin Önemi ve Kazanımları
Önceki bütün devrimler iktidarın bir sömürücü sınıftan ötekine geçmesi biçimindeyken Ekim Devrimi, sömürülen bir sınıfın, işçi sınıfının, burjuvazinin ve derebeylik kalıntısı toprak beylerinin iktidarını alaşağı edip eski sınıfların şiddet aygıtı olan devlet çarkını parçalayarak, işçi sınıfının iktidar olduğu (proletarya diktatörlüğü) ilk devrimdir. Ekim Devrimi, insanlığın çağlar boyunca özlemini çektiği sınıfsız, savaşsız, tüm insanların kardeş olduğu bir sosyalist, komünist toplum idealini hayata geçirmek üzere gerçekleştirilen bir devrimdir.

Ekim Devrimi, bütün önceki devrimlerden farklı olarak toplumun küçük bir azınlığının çıkarlarını gerçekleştirmek için değil, toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının ve kurtuluşunu işçi sınıfının kurtuluşuna bağlamış bütün ezilenlerin kurtuluşunu amaçlayarak gerçekleşmiştir.

İşçi sınıfıyla sosyalizm ve devrim mücadelesini birbirine bağlayan ve işçi sınıfı şahsında dünyayı değiştirecek gücü keşfeden Marx ve Engels’in öğretisi Marksizmi kendisine kılavuz edinmiş; onu emperyalizm çağına uygulayan Lenin’in önderliğinde Marksizmin devrim, devlet ve parti öğretisi, emperyalizm çağının koşulları dikkate alınarak geliştirilmiş, böylece Ekim Devrimi, Stalin’in tarifiyle, “Emperyalizm çağının Marksizmi olan Leninizmi” hem kılavuz edinen hem de onu mücadelenin ateşinde sınayan bir devrim olarak gelişmiştir.

Ekim Devrimi işçi sınıfına sadece ideolojik kazanımlar ve evrensel bir devrim stratejisi sunması yanında sayısı milyarlara varan ezilen, sömürülen yığınların yaşamlarına doğrudan katkı yapan kazanımlarıyla da yaşamaya devam etmektedir. Çünkü Ekim Devrimi, devrim olarak Rusya’da gerçekleşmiştir ama Rusya’daki devrimin kapitalist emperyalist dünyada yarattığı sarsıntı işçi sınıfına ve halklara hayatın her alanında kazanımlar olarak (reformlar) yansımıştır. İşçi sınıfına sosyalizmin kazandırdığı haklar ve sosyal yaşama kattığı zenginliğe öykünüp sosyalizmde ısrar etmelerini önlemek için kapitalist ülkelerdeki işçi ve emekçilerin de parasız eğitim ve sağlıktan her vatandaşa sosyal güvenlik hakkı tanımaya, kadınların eşitliği doğrultusunda kimi adımlar atmaktan çocukların yetişmesine yönelik kamusal önlemlere kadar pek çok alanda emekçilerin yaşamlarını kolaylaştıran, sömürüyü sınırlayan adımlar atan reformlara başvurmak zorunda kalmışlardır.

İnsanlığın ilk kez SSCB’de tanıklık ettiği işçi sınıfına yönelik kazanımlarından en önemlilerinden bazıları şöyledir:
1. İlk kez günde 8 saatlik mesai uygulanmaya başlanmıştır.
2. Herkese yılda 1 ay tatil izni verilmiştir.
3. Sendikadan onay alınmadan işçi işten atılamaması uygulaması devreye girmiştir.
4. Üniversite öğrencilerine, “diplomasını aldıktan sonra iş” garantisi verilmiştir.
5. Herkese giriş sınavını vererek, uygun lise notları karşılığında, istenilen üniversitede ücretsiz okuma hakkı taınmıştır.
6. İhtiyacı olan herkesin çocuğu için ücretsiz okul öncesi ve kreş hakkı tanınmıştır.
7. Dünyada ilk kez ücretsiz profesyonel sağlık hizmeti hakkı tanınmıştır. (Her zaman, her yerde ve kesinlikle ücretsiz, sınırsız)
8. Her çalışan müdürüne giderek istediği tatil beldesine yılda bir kez gidiş talep edebilme hakkına kavuştu.
9. Her yurttaşın bir apartman dairesi sahip olma hakkı oldu.
10. Her yurttaş, işi ile evi arasında ücretsiz ulaşım hakkına sahip oldu.
11. Her yeni anne olan kişi 3 yıl doğum iznine ayrılabilme ve izninde bir süre tam ücret, sonrasında da bir süre refah yardımı alma hakkı kazandı.
12. Anneye bebeği için ilk üç yıl boyunca ücretsiz süt verilmesi uyulaması hayata geçirildi ve süt mutfakları adı verilen süt ağı noktaları kuruldu.

Ekim Devrimi’nin Etkileri
Ekim Devrimi, insanlığı yeni bir çağa atlatmıştır: Emperyalizm ve Proletarya Devrimleri Çağı!

Ekim Devrimi, sadece proletarya devrimleri değil dünyanın her köşesindeki ulusal kurtuluş mücadelelerinden her tür gericiliğe karşı sürdürülen bütün devrim mücadelelerine ilham kaynağı olan bir devrim olmuştur.

Toplum açısından bakıldığında Ekim Devrimi, işçi sınıfının dünyayı yeni bir dünya olarak inşa etmek için giriştiği büyük eyleminin başlangıcıdır. Ve bu devrim, o günün koşulları içinde Rusya’da gerçekleştirilmiştir. Ama Ekim Devrimi, kendisinden sonraki bütün işçi sınıfı mücadelelerini, emperyalizme karşı verilen kurtuluş mücadelelerini, insanlığı az çok ilerletecek gerici güçlere karşı bütün ilerici, devrimci girişimlere dayanak sağlamıştır. Yani Ekim Devrimi değerleri sınır tanımadan yayılmış, işçi sınıfı başta olmak üzere emperyalist talan ve yağmadan kurtulmak isteyen ezilen halklar, kapitalist sömürünün yol açtığı felaketler karşısında çaresiz kalan kır ve kent yoksullarının umudu olmuştur.

Emperyalist metropollerde egemen sömürücü sınıflar devrimleri engellemek uğruna kıyım-katliam yapmak yanında; proletaryaya rüşvet niyetine sömürgelerden gelen büyük karlardan pay ayırıp soygun ve talanlarını biraz daha gevşetmek zorunda kaldılar.

Proletaryanın yukarıda sıraladığımız sosyal-kültürel kazanımlarının kaynağıdır Ekim Devrimi ve onun açtığı yoldan gelen diğer devrimler. Bugün emperyalist metropollerde kısılmaya çalışılan hakların, elde edilen kazanımların tek tek geriye alınmak istenmesi de tam tersine devrimlerin, sınıf mücadelesinin gerilemesindendir.

İşçi sınıfı kapitalizme karşı mücadele ihtiyacı duyduğu ve bir kurtuluş mücadelesine girdiği, halklar emperyalizme karşı baş kaldırmayı sürdürdüğü sürece Ekim Devrimi’nin yoğurup biçimlendirdiği devrimci değerler yaşamaya, bitti dendiği yerde küllerinden doğup yeni kuşaklarda vücut bulmaya devam edecek. Bugün de dünyanın her köşesinde mücadele eden işçilerin, emekçilerin, halkların, en başta da sınıf örgütlerinin şahsında Ekim Devrimi değerleri yaşamaya devam etmektedir.

Ekim Devrimi’nin dünya işçi sınıfına kazandırdığı devrimci değerler, sömürü ve zulme karşı, barış ve kardeşlik dünyası için sınıfın mücadelesi ilerledikçe yeniden yeniden büyüyüp serpilmeye devam edecektir.

Sosyalist kampın dağılmış olması ve dağılırken bir dizi olumsuz yargıların oluşmasına neden olması önemli bir dezavantajdır. Kapitalizmin anti-komünizim propaganda merkezleri tarafından yaratılan bilgi kirliliği sosyalizmin anlamını çarpıtmaya ve kitlelerin sosyalizmi yeniden bir seçenek olarak görmelerini engellemeye çalışıyor. Bu yönde büyük bütçelerle geniş anti-propaganda kampanyaları yürütülüyor. Sovyetler Birliği’ndeki muazzam deneyimin ve başta Stalin olmak üzere tüm Marx, Engels, Lenin, Dimitrov gibi devrimci önderlere ve onların ortaya koydukları siyasete karşı duyulan sevginin üstü örtülmeye, bu değerler yok edilmeye çalışılıyor. Tüm bunlara rağmen 1917 Büyük Sosyalist Ekim Devrimini yaratan Leninist Bolşevik örgütlenme ve Stalin önderliğindeki Sovyet sosyalist inşa süreci, dünya komünist hareketine muazzam bir deneyim ve birikim sunmaya devam ediyor. Sovyetler Birliği’nde XX. Parti Kongresi ile birlikte önderliği tamamen ele geçiren karşı devrimci Kruşchev kliğinin, bunu nasıl başardıkları ve sosyalizmin inşası bağlamında büyük bir yol katetmiş olan bir ülkenin nasıl yeniden kapitalizm yoluna sokulabildiği olgusu dikkatle incelenmeli ve gelecekteki sosyalist devrimler sonrasında benzer süreçlerin yeniden yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması bakımından önemli bir deneyim olmalıdır. Yaşanmış olan olumsuzluklardan deneyimler kazanmalı; yeniden kuracağımız sosyalist ülkelerde, sosyalist üretim ilişkilerinin inşası sırasındaki sorunların nasıl aşılabileceği ve bu inşa sürecine en geniş işçi, emekçi kitlelerin dahil edilerek hem uygulayıcı hem de denetleyici rol almalarını sağlamamız ile ilgili önemli dersler çıkarmalıyız.

Kıbrıs’a Yansımaları
1917’de Rusya’da zafere ulaşan Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin tüm dünyada sosyalist mücadelenin gelişiminde yarattığı gelişme, ülkemizde de yankı bulmuş ve 1920’li yılların başından itibaren sosyalist düşünceler hem işçi sendikaları hem de siyasi örgütlenmelerde zemin bulmaya başlamıştır. İşte bu gelişmelerin sonucunda ülkemiz komünist örgütlenmesi 1926 Ağustos’u ortasında bir üst aşamaya ulaşarak KKP’nin kuruluşuna yol açmıştır. Devrimci Komünist Birlik olarak sahiplendiğimiz KKP kuruluşu ile birlikte ülkemizde yaşayan her milliyetten işçilerin öncü partisi olmayı başarmış ve ezilen, sömürülen tüm kesimlerin İngiliz Sömürgeciliği’ne karşı yükselttikleri özgürlük mücadelesinin ana aktörü konumuna gelmiştir. İşte bu nedenle İngiliz Sömürgeciliği’ne karşı KKP’nin etkin rol aldığı 1931 İsyanı sonrasında parti en yoğun baskı altına alınarak yasa dışı ilan edilmiş ve onlarca önder kadrosu sürgün edilmiştir. KKP bu ağır koşullara rağmen yeraltına çekilerek örgütlenmesini sürdürmüş ve sömürge karşıtı mücadelenin ana aktörü olmaya devam etmiştir.

KKP’nin mücadelesi sadece ülkemizle sınırlı kalmamıştır. Onlarca KKP kadrosu gerek İspanya’daki Franko faşizmine karşı yürütülen enternasyonal mücadeleye, gerekse de II. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi Faşizmi’ne karşı Avrupa’nın dört bir yanında yürütülen anti-faşist mücadelede yer almış ve onlarcası bu uğurda ölümsüzleşmiştir. KKP tüm bu mücadeleyi Sovyetler Birliği ve Komünist Enternasyonal ile paralel bir şekilde örmeye çalışmış ve dünya komünist hareketinin en önemli mevzilerinden birisi olmayı başarmıştır.

İşte bu değerler Kıbrıslı komünistlerin mücadele geleneğini ve siyasal köklerini oluşturmaktadır. Ve Kıbrıs’ın Devrimci Komünistleri olarak bizler, bu geleneğin mirasçıları olmaktan onur ve mutluluk duymaktayız.

Ne var ki KKP’nin onur ve gurur dolu mirasını sahiplenen sadece bizler değiliz. Önder KKP kadrolarının ülke dışında mücadele etmek durumunda kaldığı koşullarda, Kıbrıs’taki daha uzlaşmacı kadroların önderliğinde, yasal açılım olarak kurulan AKEL önderliği, ne yazık ki KKP’nin devrimci komünist siyasetini her alanda layığı ile sürdürmeyi başaramamıştır. Özellikle Enosis-Yunanistanla Birleşme siyaseti konusunda AKEL önderliğinin sergilediği ulusalcılığa kayan ve popülist tutumu, ülkemiz komünist hareketine büyük bir zarar vermiştir. Enosis-Birleşme siyaseti İngiliz Sömürgeciliği döneminde KKP tarafından Kıbrıs’ın sömürgecilik karşıtı ulusal halk mücadelesinin geliştirilmesi bağlamında sosyalist bir Yunanistan’la, dolayısı ile Sovyetler Birliği ile birleşmesi hedefiyle ele alınırken, AKEL önderliği ise Enosis-Birleşme siyasetinin sömürgecilik karşıtı, sosyalist güç birliği temelindeki devrimci siyasetinin altını giderek boşaltarak, her şart altında Yunanistan ile birleşme şeklindeki gerici içeriğe dönüştürerek savunucusu pozisyonuna geçmiştir. Bu hatalı siyaset NATO’cu emperyalistlere Kıbrıs işçi sınıfı hareketini bölme ve dolayısı ile komünist mücadeleyi geriletme olanağı tanımıştır.

Emperyalist Kapitalizmin Bunalımı ve Devrimin Güncelliği
Sosyaslit Kampın dağılması ile birlikte yaşanan gelişmelerin birikimi, 2008’de ortaya çıkan kapitalist krizi doğurdu. Bu krizle birlikte kapitalizmin genel bunalımındaki yeni bir aşama net olarak kendini göstermiş bulunuyor. Önümüzdeki uzun bir dönem devam edeceği görülen bu kriz, hem güçlü devrimci olanaklar, hem de tamamen gerici barbarlıkların yaşanabileceği bir süreci başlatmış bulunuyor. İşçi sınıfının devrimci örgütlülüğü sağlandığı oranda yeni bir kapitalist zincirden kopuş dönemi, bu sağlanamadığı oranda da işçi, emekçi halkları daha da ezmenin ve buna karşı başkaldırmalarının önünü almak için gerici barbarlık düzenlerinin ortaya çıktığı bir döneme girildiği görülmektedir.

Son yıllarda dünyanın bir çok yerinde yaşanan örnekler bu tespiti doğrular niteliktedir. Hemen yanıbaşımızdaki Ortadoğu’da bir yandan Rojava’daki gibi halkın kendi öz iradesine dayanan yönetimlerin oluşması, hemen yanı başında ise IŞİD’ci barbarların uyguladığı katliamlar veya eski sosyalist ülkelerden birisi olan Ukrayna’da bir tarafta kendi bağımsızlıklarını ilan eden halka dayalı bir yönetimle, diğer tarafta neo-nazi grupların önderliğinde emperyalizm destekli faşist yönetimlerin ortaya çıkması son derece çarpıcı örnekler olarak önümüzde durmaktadır.
Bir diğer örnek ise Gezi Parkı direnişi ile başlayan Türkiye’deki Haziran Ayaklanmasıdır. Bir yanda otuz yıla yakın bir süredir devam eden Kürt ulusal hareketinin mücadelesi, diğer yanda on yılı aşkın bir süredir iktidarda bulunan gerici AKP Hükümeti, bir diğer yanda ise “Artık bu halktan bir şey olmaz!” denilirken bir anda milyonlarca emekçi ağırlıklı kitlenin devrimci bir örgütlenmeden yoksun bir şekilde sokaklara aktığı ve günlerce AKP Hükümeti’nin faşist devlet güçlerine karşı çatışarak meydanları zaptetdiği Haziran Ayaklanması!

Tüm bunlar bizlere önümüzdeki süreçte ne gibi olumlu ve olumsuz olanakların çıkabileceğini göstermektedir.

Bugün tekelci kapitalizmin gelmiş olduğu nokta, sosyalist kampın dağılmasından sonra giderek keskinleşen çelişkiler ve artan emperyalist kamplaşma durumudur.

I. Dünya Savaşı ile birlikte gücünü ve hegemonyasını artıran ABD emperyalizmi, II. Dünya Savaşı sonrasında emperyalist kamp içerisinde tartışmasız bir liderlik kurmuş ve sosyalist kampın 1990’da tamamen çözülmesi ile tüm dünyanın tek hakimi bir pozisyona ulaşmıştır. Ancak bu durum hızla değişmektedir. ABD emperyalizinin bu liderliği, bir yandan AB çatısı altında birleşen ve başını Almanya ile Fransa’nın çektiği Avrupa emperyaslit ülkeleri, diğer yanda ise Rusaya, Çin, İran, Hindistan, Japonya, Brezilya, Arjantin, Venezüela gibi kapitalist gelişmimini hızlandırarak emperyaslit karakterlere bürünmeye başlayan yeni güçler tarafından liderliği sorgulanır hale gelmiş durumdadır. Bu güçlere Türkiye gibi yeni bölgesel güçler de eklenmeye devam etmektedir. Emperyalizmin eşitsiz gelişim yasası işlemekte, 2008 krizi sonrasında bu güçler arasındaki çelişkiler daha da artmaya devam etmektedir. Büyük oranda ABD hegemonyasına bağlı olarak bölüşülmüş olan dünya pazarının yeniden bölüşülmesi giderek daha büyük bir zorunluluk halini almaktadır. Rusya, Çin gibi emperyalist güçler bu pazardan daha fazla pay talep etmekte ve kimi zaman bu çekişme ekonomik yollarla yaşanırken, kimi zaman da Kosova, Abazya, Ukrayna, Suriye gibi örneklerde olduğu gibi sıcak askeri çatışmalar halini de alabilmektedir. Emperyalist ülkelerin silahlanmaya ayrılan bütçeleri giderek artmakta ve yeni savaşların hazırlığı yapılmaktadır. Emperylist bloklaşmalar arasında olası bir yeni dünya savaşı ihtimali her geçen gün daha yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştır.

Bu gelişmeler; emperyalist ülkeler arasında artan çelişki, Pazar kavgası ve çatışmalarla birlikte kapitalizmin genel bunalımının yeni bir döneme girdiğini göstermektedir. Bu yeni dönemde karakterini veren bir diğer önemli nokta ise; kapitalist düzene karşı tüm dünya işçi ve emekçi halklarının giderek artan enternasyonalist dayanışması ve ortak anti-emperyalist mücadelesidir. Emperyalist güçlerin kapitalist eşitsiz gelişimi ile artan çelişkiler, kapitalist ülkeler zincirinde yeni zayıf halkaların ortaya çıkmasını sağlamakta ve önemli devrimci olanaklar yaratmaktadır. Buna karşın dünya komünist hareketi çok dağınık ve güçsüz bir durumdadır. Geçmişte devrimci duruşu olan bir çok yapı, kapitalist rejimle bütünleşerek reformizm bataklığına saplanmış durumdadır. Geriye kalan unsurların önemli bir bölümü ise hem sınıftan kopuk bir vaziyette, hem de çeşitli fraksiyonel bölünmelerle iyice zayıflamış bir durumdadır. Artan emperyalist saldırganlığa ve işçi, emekçi kitlelere dayatılan yoksullaştırma politikalarına karşı yükselen kitlesel tepkiler ve direnişler güçlü bir devrimci siyasal önderlikten yoksun durumdadır. Her bir coğrafyadaki Marxist-Leninist yapılanmanın kendisini toparlama ve işçi, emekçi kitleler içerisinde güçlü taban örgütlenmeleri kurarak mevzilenmesi gerekmektedir. Emperyalist kapitalizm çürümüş ve asalaklaşmış durumdadır. Her geçen gün daha da geniş kesimler bunun bilincine varmakta, ancak bu barbarlık düzenini nasıl aşabileceklerini ve yerine nasıl bir düzen inşa edebileceklerini bilememektedir. Burada görev bilimsel sosyalizmi kendisine rehber edinen devrimci komünistlerdedir. Devrimci komünist güçler üzerlerindeki ölü toprağını dağıtarak atmalı, işçi emekçi kitlelere yeniden güçlü bağlar kurarak çözümün sosyalizmde olduğunu onlara gösterebilmelidir.

Kısacası Ekim Devrimi’in 100 yılında üzerine methiyeler düzmek kolaylığına kaçılmaması gereken tarihsel bir süreçten geçmekteyiz. Tüm dünyada ekonomik ve siyasal krizin kendini açık-net ve keskin hissettirdiği bir süreçteyiz. Dünya işçi sınıfı krizin faturasının kendisinden çıkarılacağını biliyor ve kavrıyor. Şimdiden sokaklara çıkmıştır işçiler. Grev ve direnişler örgütlenmektedir. Dünya proletaryası hızla sosyalizm, devrim, komünizme yeniden ve tümüyle yönelmektedir. Tüm dünya işçi sınıfı kriz ve onu getireceği sonuçların bilincinde olmanın ötesinde, sosyalizmi bir düş olmaktan çıkarıp gerçek haline getirmeye doğru yol alacaktır, almaktadır. Tüm dünya da Marksizm ve Devrime dönüş olduğu açıktır.

Ekim Devriminin tarihsel mirasına sahip çıkmak kesinlikle tek tek ülkelerden başlayıp zaman içinde dünya devrimine doğru yol alacak bir kanal açılmasıdır. Devrimin nesnel ve yer yer de öznel koşullarının oldukça olgun olduğu bir süreçte Ekim Devriminin anılması gerçek anlamda devrimler gerçekleşmesi ile olanaklıdır. Devrimler, hiç de uzak bir geleceğin bilinmez tarihlerinde değildir. Tüm dünyada emperyalist kapitalizmin hızla çözüldüğü ,krizlerin süreğen halinin proletarya açısından sürekli daha fazla açlık, yoksulluk, işsizlik vs olduğu, tüm dünyaya hediyesi olan kan, göz yaşı, çatışmalarla, savaşlarla kapitalizmin artık ömrünü tükettiği açıktır. Artık uzatmaları oynadığı, devrim ve sosyalizm kabusları ile uykularının kaçtığı açıktır. Süreç hızla ve derinden devrim, sosyalizm ve özgürlük lehindedir artık. Büyük Ekim Devrimi, büyük devrimci uyanışın olduğu şu günlerde ancak ve sadece devrimci çalışma ve proletaryanın devrimci ayaklanmalarının örgütlenmesi ile en iyi anımsanmalıdır, anılmalıdır. Büyük Ekim Devrimini yaşatmanın tek ve ölümsüz, kalıcı yolu budur.

Bölgesel Birleşik Devrim Olanakları
Bu anlayıştan hareketle ülke devrim mücadelesinin izleyeceği yol belirlenirken özellikle kuzey coğrafyada oluşturulan Türkiye Cumhuriyeti’nin işgalci sömürge düzeni dikkate alınmak durumundadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuzey coğrafya üzerindeki etki ve hakimiyetini köklü bir şekilde zayıflatacak gelişmeler olmadığı sürece, mevcut koşullarda ülke devriminin izleyeceği yol Türkiye devriminin yolu ile çakışmaktadır. Kıbrıs’ta sömürücü sınıflara karşı vurulacak darbe, başta Türkiye’deki sömürücü sınıflara vurulmak durumundadır. Yani mevcut koşullarda Kıbrıs veya Türkiye’deki sömürücü sınıflara vurulacak darbe hem Türkiye hem de Kıbrıs devriminin yolunu açacaktır. Türkiye özelinde ise benzer bir durum Kürdistan devrimi ile söz konusudur. Yani Türkiye devrimi ile Kürtdistan devrimi de tıpkı Kıbrıs ve Türkiye devrimleri gibi bir biriyle bağlıdır. Bu olgular sonucunda ortaya çıkan tablo, Türkiye, Kürdistan ve Kıbrıs devrim mücadelesinin, her üç ülkeyi de kapsayan bir ‘Birleşik Devrim’ sürecine dönüşmek durumunda olduğudur. Benzer bir olgu bu kadar güçlü olmasa da ülkemizin özellikle güney coğrafyası ile Yunanistan arasındaki bağlardan kaynaklanan, Kıbrıs-Yunanistan devrimleri arasındaki ilişkide de söz konusudur. Elbette Türkiye-Kürdistan-Kıbrıs ve belki de Yunanistan Birleşik Devrimi, sadece bu ülkelerle sınırlı kalmayacak kadar güçlü bir etkiye sahip olacaktır. Böylesi bir devrim sürecinin başta Ortadoğu ve Balkanlar olmak üzere çok geniş bir coğrafyayı etkileyen güçlü bir devrim dalgalanmasına yol açacağı kesindir. Ancak bizler açısından öncelikli görev Kürt Ulusal Hareketi’nin ulaştığı nokta, Haziran Ayaklanması, Rojava Devrimi, Yunanistan’daki krize bağlı gelişen halk hareketleri gibi gelişmelerin ışığında; kendi ülkemizi de kapsayan ve çok daha somut bir olasılık olarak beliren Türkiye-Kürdistan-Kıbrıs ve Yunanistan Birleşik Devrimi’nin ilerlemesi için üzerimize düşeni yapmaktır.

Önümüzde Duran Görevler
Ekim Devrimi, emperyalist kapitalizmin korkulu rüyalarını süslemeye devam ederken; yeni kabuslarla sürecin tamamlanması en büyük devrimci görevdir. 100. yılında Büyük Ekim Devriminin ışıklı yolu yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Şanlı Ekim Devrimi hala yüreklerimizde taze ve sıcak yoldaşça duygularımızın tercümanıdır. Ekim Devrimi, proletarya ve tüm emekçilerin gerçek ve tek kurtuluş yolu olan sosyalizm ve komünizmin adıdır, şanıdır, kendisidir.

Kıbrıs devrimci komünistlerinin görevi bir yandan önümüzdeki süreçte kaçınılmaz olarak yükselecek olan sınıfsal çelişkileri ve toplumsal hareketlenmeleri doğru siyasi bir çizgiye oturtabilecek devrimci siyasal örgütlülüğü yılmadan, sabırla kurmak, diğer yandan da hem Türkiye-Kürdistan-Kıbrıs(ve olası Yunanistan) Birleşik Devrimi’nin özneleriyle, hem de en geniş çapta dünya devrimci güçleri ile enternasyonal bağları güçlendirmek olmalıdır.

Kıbrıslı Devrimci Komünistler Türkiye-Kürdistan-Kıbrıs(ve olası Yunanistan) Birleşik Devrimi açısında bugün için ana görevin Türkiye, Kürdistan ve Yunanistan devrimci güçleri ile ilişkilerin geliştirilmesi ve ortak mücadele anlayışının bulunduğu yapılarla kapsamlı siyasal ittifakların kurması olduğu tespitini yapmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, Kürdistan ve Yunanistan devrimci güçleri ile temasların artırılması için gerekli her türlü girişimde bulunmak görevi önümüzde durmaktadır.

Gerek ülkemizin bölünmüş her iki yarısında, gerekse dünyada emperyalist kapitalizmden kaynaklanan sorunlar hem ülkemizde, hem de dünyada işçi, emekçi yığınları hareketlendirmekte ve yeni bir devrimler dönemini aralamaktadır. Bu dönemde tüm dünya devrimcilerine önemli sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Bu sorumlulukları ve görevleri yerine getirebilmek için hazırlanmak ve adım adım mücadeleyi yükseltmek gerekmektedir.

Ekim Devriminden 100 yıl sonra bugün insanlık her zamankinden daha keskin bir tercihle karşı karşıyadır; ya insanlığı ve doğayı yokolmaya sürükleyen emperyalist kapitalist barbarlık, ya da insanlığı özgürlüğe götüren sosyalizm. Bugün devrim olgusu hiç olmadığı kadar günceldir ve bu emperyaslit barbarlığın insanlığı ve dünyayı sürüklediği yokoluşu ancak SOSYALİST BİR DEVRİM DURDURABİLİR, insanlığı zehirleyen ve dünyayı tüketen bu pisliği ancak DEVRİM TEMİZLER!

Bugün bizler ülkemizin tümünü kapsayan ve Kıbrıs işçi sınıfının öncü müfrezesi görevini yerine getirbilecek olan gerçek bir komünist partinin inşası örgütlemesi görevi ile karşı karşıyayız. Yakın dönem hem biz Kıbrıslı komünistlere, hem de başta yakın coğrafya olmak üzere tüm dünyadaki komünistlere, gerici emperyalist planları bozmak için büyük sorumluluklar yüklemektedir. Gerek ülkemiz üzerinden hayata geçirilmeye çalışılan emperyalist planları bozabilmek, gerekse de ülkemiz ve başta bölge coğrafyamızda gelişmekte olan devrimci mücadele süreçlerinde en etkin şekilde yer alabilmek için bu görevi en hızlı ve güçlü şekilde yerine getirmek zorundayız. Devrimci Komünist Birlik olarak bu bilinçle Kıbrıs’ta yaşayan tüm devrimci komünistleri güçlerini birleştirerek, Kıbrıs işçi sınıfının öncü gücü olacak olan ve sökmekte olan yeni devrimci şafağı ülkemizde karşılayıp zafere taşıyacak olan Devrimci Komünist Parti’yi en hızlı ve güçlü şekilde inşa etme mücadelesine omuz vermeye çağırıyoruz.

İşte bu inanç ve anlayışla Sosyalist Ekim Devriminin 100. Yılını büyük bir coşku ile selamlıyoruz ve Sovyetler’in izinde yeni devrimlere hazırlanıyoruz!

Şimdi Devrim Zamanı!

Ayrıca kontrol

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Kuruluş Yıldönümü, Emperyalizm, İşgaller ve Sömürgecilik

Kıbrıs, eski çağlardan beri Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir