ANA SAYFA / HABERLER / “Cadı avı” adım adım Kuzey Kıbrıs’a taşınıyor…

“Cadı avı” adım adım Kuzey Kıbrıs’a taşınıyor…

Türkiye’deki yaşanan iktidar kavgası sonrasında ortaya çıkan kutuplaşma ve buna bağlı hesaplaşma giderek ülkemizin kuzeyine de taşınıyor. Yaşanan bu gelişmeler sonucunda güçlü ve kapsamlı bir mücadele her geçen gün daha da zorunlu bir hale dönüşüyor.

15 Temmuz darbe girişimi ardından “FETÖ” adı altında, AKP hükümetinin ortaya çıkışının temel dayanaklarından olan Fetullah Gülen cemaatine yönelik başlatılan operasyonlar sonrasında bugüne kadar Türkiye’de onbinlerce kişi tutuklanmış durumda. Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin ve fiili işgali altındaki kuzey Kıbrıs’ta ise asker ve polis teşkilatı içerisinde başlatılan tutuklamaların ardından şimdi de 300’ün üzerinde sivilin isimlerinin yer aldığı bir listenin hazırlandığı haberleri yayılıyor.

1974 sonrası işgal edilen kuzey coğrafyada her dönem etkin olan Türkiye Cumhuriyeti, özellikle AKP hükümeti ile birlikte Kıbrıslı Türkleri İslamlaştırma ve kendi hegemonyasını güçlendirme adına yoğun bir dini örgütlenme çalışmasına girişmişti. Buna bağlı olarak çok sayıda cemaat çeşitli adlar altında kuzey Kıbrıs’ta örgütlenmeye ve giderek artan bir etkiye sahip olmaya başladı. Özellikle öğrenci yurtları, çeşitli adlar altında kurulan dernekler ve dini ibadet merkezleri üzerinden örgütlenen bu yapılanmalar içerisinde en güçlülerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz, AKP hükümetinin temel dayanaklarından birisi olan Gülen cemaati idi. 15 Temmuz sonrasında ise bu cemaate bağlı olan çok sayıda öğrenci yurdu bir gecede boşaltılarak daha sonrasında TC elçiliğine bağlı olarak AKP’ye yakın çevrelerin denetimine verildi.

Türkiye’de 15 Temmuz sonrasında yürürülüğe konan ve hala devam eden OHAL uygulamaları ile birlikte sözde FETÖ’ye yönelik operasyonlar adı altında Kanun Hükminde Kararname’ler (KHK) ile binlerce ilerici ve demokrat da işlerinden atılarak haklarında soruşturmalar başlatıldı. Bu haksız bir şekilde işlerinden atılanlar içerisinde en bilinen örnek akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’dır. KHK ile işlerinden atılan Nuriye ve Semih haklarında yeterli delil bulunamaması gerekçesi ile tutuklanamadılar ancak işlerine de geri dönemediler. “İşimi geri istiyorum” sloganı ile başlattıkları direniş ise daha sonra açlık grevine dönüştü. Her gün Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde sürdürdükleri direnişlerini kırabilmek için tutuklanan Nuriye ve Semih açlık grevlerine tutuklu bir şekilde zor şartlar altında devam ediyorlar. Bugün itibarı ile 180’inci gününe giren bu direniş aslında AKP hükümetinin 15 Temmuz bahanesi ile yarattığı faşist devlet yapılanmasının çok açık görülebilen bir örneğini teşkil ediyor

En son 14 Temmuz tarihli bir habere göre; Türkiye’de soruşturma kapsamında, yargı mensuplarından, adli ve idari yargıda görevli 2 bin 492 hâkim ve savcı, 104 Yargıtay üyesi, 41 Danıştay üyesi tutuklu, iki Anayasa Mahkemesi üyesi, üç HSYK üyesi tutuklu bulunmakta. Aynı şekilde 169 general, askeri öğrenciler ve erler dahil 6 bin 974 albay ve alt rütbeliler, 8 bin 849 emniyet mensubu, 24 vali, 73 vali yardımcısı, 115 kaymakam, 31 bin 498 memur ve sivil de tutuklu durumda. Yani toplam tutuklu sayısı 50 bin 344’ü bulmakta. 15 Temmuz 2016’dan bu yana hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı ise toplam 161 bin 751. Bu rakamlara haberin yapıldığı 14 Temmuz’dan sonrakiler de eklendiğinde ortaya çok daha ciddi rakamlar çıkmaktadır.

Ve şimdi de Türkiye’de devam eden ve burjuva devlet yapısında da olsa herhangi bir yasal dayanak ihtiyacı duymayan faşizan devlet saldırıları, bu yapının fiili denetimi altında olan ülkemizin kuzey yarısına da taşınmaya çalışılmaktadır. Yakın bir gelecekte yüzlerce ve beklide binlerce kişi tıpkı Nuriye ve Semih örneğinde olduğu gibi göstermelik delillerle tutuklanma yada en iyi ihtimalle kamuda yürüttükleri işlerinden atılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Uzun yıllardır TC devleti eliyle ve Kasım 2002’den itibaren AKP hükümetinin desteği ile ülkemizde kök salan başta Gülen cemaati gibi yapılanmalar ve onların ele başları ise yine rahatlıkla çalışmalarına devam edecektir. Belki Gülen cemaatinin yerini bir başkası alacak, ancak bugün aralarındaki iktidar kavgasından dolayı tutuklanan yada tutuklanacak olanların bugüne kadar kimlerin yardımı ve desteği ile iş yaptıkları, kimleri ne şekilde destekleyerek hükümete getirdikleri ve kullandıkları ortaya çıkarılmayacaktır. Ve tüm bu kirli ilişkilerin ortaya çıkarılması için ülkemizde demokratik bir halk iktidarının kurulmasını beklememiz gerekecektir.

TC devletinin ve AKP hükümetinin bu faşizan uygulamalarının temel nedeni giderek aratan ekonomik ve sosyal sorunlara karşı gelişebilecek başkaldırıları önlemek, baskı ve korku kültürü yaratarak toplumun muhalif kesimlerini sindirmektir. Benzer bir durum ülkemizin kuzey coğrafyası için de geçerlidir. TC egemenleri açısından Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan gerek Türkiye kökenli Türk ve Kürt nüfus, gerekse Kıbrıslı Türkler içerisindeki muhalif kesimlerin baskı altına alınması ihtiyacı duyulmaktadır. Bu bir yandan uzun yıllardır uygulanan “Türkleştirme” “Sünni İslamlaştırma” şeklindeki asimilasyon politikaları ile diğer yandan da TC elçiliği, askeriye, devlet kurumları gibi mekanizmalar üzerinden kurulan baskı ve kontrol mekanizmaları ile yapılmaya çalışılmaktadır.

Bu durum Kıbrıs’ta ve özellikle de TC’nin fiili işgali altındaki kuzey coğrafyada yaşayan tüm ilerici, demokrat ve özellikle de devrimci kesimlerin çok ciddi bir örgütlenme ve kapsamlı bir mücadeleye hazırlanmalarını zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca kontrol

El-Sen: Toplum Adına Cevap Bekliyoruz!

Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası El-Sen, “Kıbrıs Türk Toplumu Adına Bu Sorulara Cevap Bekliyoruz” başlığı ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir