ANA SAYFA / DKB / Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar farklı şekillerde devam etmektedir. 2011’de ikincisi gerçekleştirilen ve 1200’ün üzerinde bir kitleye ulaşan etkinliğe DKB’yi oluşturan kadroların içerisinden geldiği KSP Gençlik Birimi olarak katılmıştık. 2011 yılındaki etkinlik ardından yaşanan bazı tartışmalar sonucunda etkinliği düzenleyen örgütler bölünmüş ve 2012 yılında bir yanda BKP, YKP,KGP ve FEMA’nın düzenlediği Anti-Militarist Barış Hareketi(AMBH), diğer yanda ise Baraka’nın Bağımsız Kıbrıs etkinlikleri ayni gün ve saatlerde, farklı alanlarda gerçekleştirilmişti. Bizler 2011’deki etkinliğin ardından KSP’den topluca istifa ederek sürece Gelecek Gazetesi olarak dahil olmaya çalıştık. Yapılan toplantılarda etkinliğin bölünmesinin ve kitlenin dağıtılmasının yanlış olduğunu savunduk ancak bunu engellemekte başarılı olamadık. 2012 yılı başında DKB’nin kuruluşu ile de sürece DKB dahil olmaya başladı. 2012’de aynı gün ve saatte, rekabetçi bir havada gerçekleştirilen etkinliklerin her ikisine de destek vermedik. 2013 yılında gerçekleştirilecek olan 14 Ağustos etkinliğinin yeniden ortaklaştırılması için BKP tarafından tüm örgütlere yapılan çağrıya ise katıldık. Ancak YKP’nin bu çağrıya olumlu karşılık vermemesi nedeni ile diğer örgütler ile birlikte “Diren Kıbrıs” adıyla daha içerikli ortak bir etkinlik düzenleme kararı aldık. 2013’te Baraka, BKP ve Pir SultanAbdal derneği ile gerçekleştirilen bu ortak etkinlik sürecinde ise Baraka’nın etkinliğin Kıbrıs’ın tümünü kapsayacak şekilde örgütlenmesi önerilerine karşı ortaya koyduğu karşı tavır nedeni ile etkinlik sonrasında bir dizi tartışma yaşandı. DKB tartışmalar sonrasında bir değerlendirme yaparak 15 Kasım 2013 tarihinde “14 Ağustos eylem süreçleri…” başlığı ile bir açıklamada bulundu. Dileyen http://devrimtemizler.net/2013/11/15/14-agustos-eylem-surecleri/ linkinden bu açıklamayı okuyabilir. Kısaca özetleyecek olursak DKB’nin temel eleştirisi ve duruşu şöyleydi;

  • Etkinliğin “iki toplumlu” bir organizasyon olması ile ilgili olarak Baraka tarafından getirilen çekinceler olmuştur. Etkinlikte iki toplumlu halk dansları topluluğunun sahne alması ya da Kıbrıslı Rum gençlik örgütlerinin etkinliğe katılması yada destek vermesi gibi konular Baraka adına toplantılara katılan arkadaşlarca reddedilmiştir. Buna gerekçe olarak ise “14 Ağustos’un Kıbrıslı Türklerin kendi işgalcisi Türkiye ile hesaplaşma günü olması, iki toplumlu bir organizasyonun bu mücadeleye olumsuz etkide bulunacağı” görüşü ileri sürülmüştür.
  • DKB bu görüşe kesinlikle karşıdır. Dahası işgale karşı mücadelenin bir parçası olan bu tip etkinliklerde en geniş ve kapsamlı ortak mücadelenin örülmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu tip etkinliklerle Kıbrıs halkının yeniden yakınlaştırılması ve ortak vatan mücadelesinin yükseltilmesi gerektiğine inanmaktadır.

DKB etkinlik sürecinin sekteye uğramaması düşüncesi ile bu konuda ortak paydalarda hareket etmeye çalışan bir yaklaşım sergiledi ve iki toplumlu grupların sahne almasına karşı çıkılmasını etkinliği iptal etmenin bir gerekçesine dönüştürmedi. Etkinlik sonrasında yapılan ortak toplantıda benzer bir eylemlilik içerisinde artık DKB’nin yer almayacağı bildirildi. DKB, yukarıdaki linkte yer alan açıklamada ise ileriki süreçlerde özellikle işgale ve emperyalist saldırılara karşı yürütülecek eylemliliklerde, tüm ülke ilerici güçlerini kapsamayı hedeflememesi ve dolayısı ile ortak mücadeleyi dışlaması durumunda, yer almayacağı ve işgale, emperyalist saldırılara karşı mücadelenin tüm ülke işçi sınıfının önderliğinde ortak sınıf örgütlenmesi temelinde yürütülmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koydu.

2013’te yaşanan bu tartışmalardan sonra YKP 14 Ağustos yıldönümlerinde AMBH adıyla etkinliklerine devam ederken, Baraka ise 2012’de kullandığı Bağımsız Kıbrıs adıyla eylemler düzenlemeye devam etmiştir. 2014’ten itibaren yapılan bu etkinliklerin en temel iki farklılık şöyledir;

  • YKP Kıbrıs’ın tamamen silahsızlandırılmasına dayanan “anti-militarizim” siyasetininin öne çıkarıldığı ve Marksist-Leninist bakış açısına göre emperyalizm koşullarında pasifist bir söylem olan bir eylem biçimini benimsemiştir. Buna karşılık Baraka-Bağımsızlık Yolu tarafından düzenlenen eylemlerde bu söylem olumlu bir şekilde kullanılmamaktadır.
  • YKP tarafından düzenlenen eylemlerde Kıbrıs’ın bütününü kapsama gayreti vardır. Kıbrıs’ın güneyinde örgütlü ilerici yapılar ve sanatçılar etkinliğe dahil edilmeye ve işgale karşı ortak bir ses verilmeye çalışılmaktadır. Baraka-Bağımsızlık Yolu tarafından düzenlenen eylemler ise Marksist-Leninist bakış açısında göre son derce tehlikeli olan “14 Ağustos Kıbrıslı Türk Halkın kendi egemenleri ile mücadele günüdür” söylemi ile belirlenen sadece “Kıbrıslı Türk Halkı örgütleri”ni kapsamaktadır.

Marksist-Leninistler(ML’ler) olarak bizler bu iki temel konudan ilkinde Baraka ile , ikincisinde ise YKP ile daha yakın bir duruş içerisindeyiz. Bu iki konuda Marksist-Leninist bakış açısına ters olan yaklaşımlar kapsamlı bir şekilde ele alınmalı ve siyasi eleştiriye tabi tutulmalıdır. ML’ler olarak bizler bugüne kadar ciddi bir eksikliğimiz olan bu konuda daha yoğun bir çaba içerisine gireceğimizin tahütünü veriyoruz. Çok yakın bir zamanda her iki konuyla da ilgili kapsamlı değerlendirmelerimizi paylaşacağız.

14 Ağustos eylemleri ile ilgili bugüne kadar ortaya çıkan tablonun özeti bu şekildedir. Bu özetten sonra bu yıl yaşanan süreci kısaca değerlendirmek gerekmektedir.

DKB 2013’te yayınladığı değerlendirmeden sonra bu iki yapı tarafından gerçekleştirilen ve kimi zaman diğer yapıları da kapsayan eylemlere destek verilmedi. Bu yılki eylemler öncesinde ise Baraka-Bağımsızlık Yolu’nun çağrısı ile bir araya gelen 6 örgüt ortak bir açıklama yaparak “14 Ağustos’a yönelik ortak Bağımsız Kıbrıs organizasyonunu şekillendirmek amacıyla halkımızın tüm örgütlerini 21 Temmuz 2017 tarihinde saat 18’de TDP lokalinde gerçekleşecek toplantıya” çağırdı. Yapılan bu çağrıyı hem DKB, hem de ortak bir Marksist-Leninist örgüt yaratma çabası içerisinde olan ortak platform değerlendirdi. Değerlendirme sonucunda toplantıya giderek düşünülen eylemselliğin içeriğini öğrenme kararı alındı. Ancak toplantıya gidildiğinde “halkımızın tüm örgütlerini” ifadesi ile yapılan ortak çağrının aslında Baraka-Bağımsızlık Yolu’nun anlayışını temsil ettiği görüldü. Çünkü toplantının başında bu çağrıdaki “halkımızın tüm örgütleri” ifadesinin neyi kapsadığı sorulduğunda, sadece “Kıbrıslı Türk Halkının örgütleri”ni içerdiği cevabı alındı. Bu cevap verilirken BKP temsilcisi kuzeyde ortak eylem düzenleme konusundaki yasal zorluklar ve geçmişteki polis müdahalelerini gerekçe gösterirken, TDP temsilcisi güneyde bu etkinliğe katılabilecek örgütlerin olmadığını belirtmiş, Baraka-Bağımsızlık Yolu temsilcileri ise “Gönül isterdi ki güneydeki arkadaşlarımız da yeteri kadar kendi egemenlerine karşı mücadele veriyor olsun ve karşılıklı destekle bu mücadeleyi daha da büyütebilelim” şeklinde bir gerekçe sunmuştur. Bu söylemler üzerine söz alarak bu gerekçelerin doğru olmadığını açıklandı. Olası polis müdahalesi nedeni ile bu anti-demokratik uygulamayı baştan kabul etmenin doğru olmadığını, kaldi ki gerek YKP tarafında düzenlenen eylemlerde, gerekse özellikle son 1 Mayıs’ta DKB ve Stasis olarak oluşturduğumuz ortak yürüyüş kortejinin bu gerekçeyi geçersiz kıldığı belirtildi. Güneyde ilerici örgüt olmayışı yada “yeteri kadar mücadele etmiyor oluşları” söylemlerinin ise yine doğruyu yansıtmadığını, daha toplantıdan bir hafta önce 15 Temmuz Yunanistan Darbesi’nin yıl dönümünde faşizmin sokakta terör saçtığı bir ortamda Limasol’da önemli bir katılımla anti-faşist etkinlik düzenlendiği, kaldı ki bu olmasa bile eğer Kıbrıs’ın bir bölümünde mücadele geri kalıyorsa, bunu hep birlikte geliştirmeye, “ilk önce onlar kendi mücadelelerini örsünler” gibi bir yaklaşımın yanlış ve gerici olduğunu ortaya koyuldu. Ayrıca DKB’nin kuruluşumuzdan itibaren hiçbir zaman kendisini “Kıbrıslı Türk Halkının örgütü” olarak görmediği, dahası son süreçte güneyden ve kuzeyden bir grup yoldaş ile ortak bir yapı oluşturmaya çalışıldığı ve bu tip eylemlere oluşturulan ortak platform şeklinde katılındığı aktardık. Bu durumda DKB’nin hangi halkın örgütü olduğuna nasıl karar verilebileceğini, bunun yanlış ve gerici bir yaklaşım olduğu belirtildi. Toplantıda birden çok temsilci ile bulunan KSP ve Pir Sultan Abdal Derneği ise herhangi bir görüş belirtmemiştir.

Ortaya konan bu görüşlerden sonra son bir kez daha açık bir şekilde “Bu ortaya konanlardan anladığımız bu etkinliğin örgütlenmesinin sadece Kıbrıslı Türk örgütlere mi açık olduğu” sorusuna, “Evet şuan belirlenen çerçeve budur, ancak tüm diğer uluslararası örgütler gibi güneydeki örgütler de bu eyleme destek verebilir” denilmiştir. Bunun üzerine DKB temsilcisi toplantı bileşenlerine teşkkür ederek toplantıdan ayrıldı.

10 Ağustos akşamı ise Bağımsız Kıbrıs etkinlikleri kapsamında KTÖS lokalinde “Bağımsız Kıbrıs ve Göçmenler” temalı yuvarlak masa etkinliği gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe DKB temsilcileri de katılarak konuşmacıları dinlemiş ve bir dizi konuda sorular sormuştur. Etkinlikte konuşma yapan altı örgüt temsilcisi de bağımsızlık ve buna ulaşabilmek için tüm Kıbrıs’ta ortak mücadelenin gerekliliğine atıfta bulunmuşlardır. Bunun üzerine söz alan DKB temsilcisi konuşma yapan herkesin bağımsız bir ülkeye ulaşabilmek için ortak mücadeleden bahsettiğine dikkat çekerek, işgale karşı mücadelenin bir parçası olan bu etkinliklerin örgütlenmesinde neden Kıbrıslı Rumların yer almasına karşı çıkıldığını sordu. Eğer böylesi bir mücadeleyi bile birlikte örgütlemeyeceksek ortak mücadelenin nasıl olacağı çelişkisine dikkat çekti. Bunun üzerine söz alan örgüt temsilcileri kendilerince açıklamalarda bulundular. KSP temsilcileri sanki de etkinlik organizasyonunun dışından bir örgütmüş gibi ve etkinlik öncesi yapılan toplantıda DKB temsilcisinin bu konudaki eleştirilerine destek vermediklerini unutarak bunun yanlışlığını ve kabul edilemezliğini vurguladı. Bağımsızlık Yolu adına konuşma yapan Melisa Koloz ise kendilerinin Kıbrıs’ta bir birinden bağımsız iki halk olduğu gerçeğinden hareket ettiğini ve bu iki halkın kendi egemenlerine karşı ayrı ayrı mücadele etmesi, bu mücadelelerin geliştiği oranından bir birleri ile dayanışarak halkların kardeşleşmesini sağlayabileceğini savunduklarını aktardı. Bağımsızlık Yolu temsilcisi 14 Ağustos’un ise Türkiye’nin Kıbrıslı Türk Halk üzerindeki işgalinin kurumsallaşmasını temsil ettiğini ve bu günde verilecek mücadelenin Kıbrıslı Türk Halkın kendi egemenine karşı verdiği mücadelenin bir parçası olması gerektiğini ileri sürdü. Koloz bu konudaki duruşlarını şu örneği vererek açıklamaya çalıştı; “Örneğin bugün Suriye’de halk kendi egemenlerine karşı mücadele vermektedir. Nasıl ki bizler yada dünyanın herhangi bir yerindeki güçler Suriye’ye giderek o mücadeleye katılması doğru değilse, Kıbrıslı Elen halkının da Kıbrıslı Türk halkının kendi egemeni olan Türkiye’ye karşı veriği mücadeleye ortak olmaları doğru değildir…”

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu da söz alarak örgütsel duruşlarını aktardı. Rahvancıoğlu Kıbrıs’ta hem ekonomik, hem coğrafik, hem de duygusal olarak bölünmüş olan iki halkın gerçekliğini kabul etmek gerektiğini savunarak, “Limasol’daki arkadaşların ELAM’a karşı verdiği mücadele çok güzel, ancak bizlerin gidip bu mücadeleye dahil olmamız kendi meşruluğumuzu ortadan kaldırır” görüşünü ileri sürdü. Rahvancıoğlu iki halkın bir birinden ayrı olarak kendi egemenlerine karşı yürütecekleri mücadele içerisinde örgütlenmesi ve bu mücadelenin geliştiği oranda bütünleşerek bağımsız bir Kıbrıs’ı yaratması gerektiği görüşünü yineledi. Rahvancıoğlu konuşmasında ayrıca bu konudaki tartışmaların daha önce de yapıldığını belirterek şimdi bu konunun tekrardan tartışmaya açılmasına tepki gösterdi. Benzer bir tepki toplantı sonrasında organizasyon komitesinden bir talepte bulunan DKB temsilcisine bir başka Baraka-Bağımsızlık Yolu temsilcisi olan Mustafa Batak tarafından da dile getirildi. DKB temsilcisinin “Bir sonraki yıl eğer hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rum üyesi olan bir örgüt etkinliğe katılmak isterse tavrınız ne olacaktır, bunu şimdiden belirleyip bize bildirebilir misiniz?” sorusu üzerine Batak “Neden bu sürekli konuyu tartışmaya açıyorsunuz? Bu konuda zaten size cevap verilmedi mi?” şeklinde karşılık verdi. DKB temsilcisinin “Yani bundan anlaşılması gerekenin etkinliğe sadece üyelerinin tamamı Kıbrıslı Türk olan örgütler mi dahil olabilir” sorusuna ise “evet” karşılığı verildi.

Biz gerek KSP tarafından sergilenen tutarsız duruşun, gerekse de Baraka-Bağımsızlık Yolu tarafından ileri sürülen gerici görüşlerin siyasal olarak ciddi bir eleştiriye tabi tutulması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu değerlendirme yazısının ortaya çıkış amacı bu düşünceye dayanmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi uzun süredir ML’ler olarak ülkemiz siyaseti içerisinde yer alan ve ciddi hatalara neden olan politik çizgiler ile yeterli düzeyde bir siyasal mücadele yürütememekteyiz. Ancak ülke devrimci mücadelesini ileri taşıyabilmek için bu eksikliğimizi aşmak ve örgütlendiği oranda halkımızın daha geniş kesimlerini etkileyen siyasetlerin yanlışlıklarını teşhir etmek zorundayız. Bunu yaparken amacımız örgütler, siyasetler arasında bir çatışma yaratmak değil, Marksisit-Leninist mücadelenin olmazsa olmazı olan ve bu yönde mücadele ettiğini savunan tüm örgütlerce de her fırsatta atıfta bulunulan; siyasetler arasındaki siyasi-ideolojik tartışma ve mücadelenin yürütülmesi, yanlış olan siyasetlerin ortaya çıkarılmasıdır.

Bu bakış açısı ile diyoruz ki; KSP yuvarlak masa toplantısında ortaya koyduğu görüşleri neden etkinlik örgütlenmesi için yapılan toplantıda ortaya koymayarak etkinliğin bu çerçevede yapılmasında örgütleyici olarak yer almış, dahası DKB tarafından bu yöndeki görüş ve eleştirilere destek vermemiştir. Dikkat çeken bir diğer olgu ise KSP’nin yıllardır kullandığı terminolojiyi de değiştirmiş olmasıdır. Bugüne kadar bizim görebildiğimiz kadarı ile tüm belgelerinde Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum terimlerini kullanan KSP, söz konusu panelde bugüne kadar daha çok Baraka-Bağımsızlık Yolu tarafından kullanılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Helen tanımlamalarını kullanmayı tercih etmiştir. Bu politik bir tercihtir. Çünkü Baraka-Bağımsızlık Yolu ortaya çıkışlarından itibaren bu terminolojiyi benimsemiş ve bunun üzerinden Kıbrıs’ta bir birinden tamamen ayrı iki halk olduğunu ve bu iki ayrı halkın bir birinden bağımsız şekilde örgütlenmesi ve kendi egemenlerine karşı mücadele mücadele etmeleri gerektiğini savunmaktadır. KSP bu tercihinin siyasi nedenlerini ortaya koymalıdır.

Baraka-Bağımsızlık Yolu ile ilgili olarak ise sormak istediğimiz soru şudur; Baraka-Bağımsızlık Yolu söz konusu yuvarlak masa toplantısında altı örgüt tarafından ortaya konan görüşlerin neredeyse %100’ün de yıllardır ortaya konan görüşler olduğunu bilmiyor mu? Eğer biliyorsa bu görüşlere karşı DKB temsilcisi tarafından getirilen eleştirilerden neden rahatsız olunuyor. Kendileri sahip oldukları görüşleri ve diğer siyasetler ile ilgili eleştirileri yıllardır tekrarlamıyor mu? Peki bunun karşısında kendi siyasetlerinin eleştirilmesinden bu konuda bir tartışma açılmasından niye kaçıyorlar? Baraka-Bağımsızlık Yolu temsilcileri tarafından savunulan bir birinden tamamen bağımsız iki halk ve iki halkın ayrı örgütlenmesine karşı Marksist-Leninist bakış açısı ile eleştiri getirmek, ülkemiz devimci mücadelesini zayıflatan ve gelişmesine günün sonunda ciddi zararlar verecek olan bu görüşlerin kapsamlı olarak ele alınması ve tartışılması gerekmez mi? Kim bilir belki de bu tartışmalar sonucunda Baraka-Bağımsızlık Yolu bizleri de ELAM’a karşı sadece “Kıbrıslı Elen Halkın”, Ülkücü faşizmine karşı ise sadece “Kıbrıslı Türk Halkın” mücadele vermesine ikna edeceklerdir. Belkide bu tartışmalar bir birini besleyen iki taraftaki bu faşist örgütlenmelerin sadece kendi “halklarına” tehdit oluşturduğunu görmemize neden olacaktır. Yada Suriye’de uluslararası gericiliğin odağı olan IŞİD barbarlarına karşı, dünyanın dörtbir yanından giderek Suriye halkı ile birlikte mücadele edilmesinin ve onlarcasının hayatını kaybetmesinin yanlışlığını kavramamıza yardımcı olacak.
ML’ler olarak bizler Kıbrıs’ta tek bir halk mı yoksa iki halk mı var tartışmasının bir yana bırakılması (tüm toplumların, halkların aynı coğrafyayı paylaştıkları halde emperyalist ve sömürgeci güçlerin işgalleri ile zorla, zulmle ülkeyle birlikte ayrıştırıldığını da gözönüne alarak)ve başta Kıbrıs işçi, emekçilerinin karşısında duran büyük emperyalist güçlere karşı en geniş çerçevede, hem de sadece Kıbrıslı Rum yada Kıbrıslı Türkler olarak değil, bu ülkeye yerleşmiş olan ve artık yaşamını burada kuran onlarca farklı ülkeden tüm emekçileri de kapsayan ortak bir sınıf örgütlenmesini ve mücadeleyi hayata geçirmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Bu savunumuzu ise Marksist-Leninist bakış açısı ile yapıyoruz. Kıbrıs işçi sınıfını etnik temelde bölen, işgal ve sömürge koşullarında ayrı coğrafyalarda yaşamaya zorlanmalarını meşrulaştıracak ayrı örgütlenmeler ve ayrı mücadeleler ancak sömürgeci ve emperyalistlerin işine yarar. Kısaca tek halk yerine halkların olması dahi özellikle Kıbrıs özelinde ayrı örgütlenmeyi gerektirmez ve bunun savunulması gerici bir nitelik taşır.

Ülkemizdeki farklı etnik kökenden gelen birçok halk tabakası yüzyıllarca aynı coğrafyayı paylaşıp, farklı dilleri konuşsalar, farklı kültürleri yaşasalar da bu farklılıkları belli oranda ortaklaştırmayı ve birarada içiçe yaşama becerisini de göstermişlerdir. İşgallerin, sömürgecilerin, emperyalistlerin yarattığı koşullar veri olarak alınarak ancak burjuva çözümlerin savunusunu yapanlarla ML’lerin duruşu özelde 14 Ağustos eylemlerinde genelde ise ideolojik duruşlarında net olarak ortaya çıkmaktadır.

Marksist-Leninist mücadelede örgütlenme ulusal yada coğrafik bağlamda değil, ortak düşmana karşı, en geniş işçi emekçi birlikteliğini temel alarak örgütlenir. Bu nedenle Çarlık Rusyası’nda onlarca farklı ulustan, kültürden, dilden, dinden ve bir birinden binlerce kilometre uzaklıkta bulunan işçi, emekçi kesimler tek bir Bolşevik parti altında örgütlenmişlerdir. Aynı şekilde bugün dünyanın dört bir yanında aynı ülke içerisinde bulunan hatta federatif eyaletlere ayrılan işçi sınıfı bir birinden ayrı partilerde değil, tek bir komünist parti altında örgütlenmektedir. Kıbrıs’ta da bizler zaten zayıf olan işçi sınıfımızın gücünü bölüp onu daha da güsüz kılacak olan iki ayrı örgütlenmede değil, Kıbrıs’ın sömürgecilerden ve emperyalistlerden kurtuluşuna da önderlik edececek tek bir Marksist-Leninist yapıda birleştirmeliyiz. Öyle bir yapı ki Kıbrıs’ta yaşayan her bir işçi, emekçinin hakkını ulusal ya da coğrafik temelde değil, sınıfsal temelde ele alan ve mücadelelerini birleştirerek ortak düşmana karşı, emperyalizme karşı yönelten bir örgütlenme. Öyle bir yapı ki Kıbrıs’ın bölünmüş olan farklı ulusal yada dini kökenleri olan işçi, emekçi tabakalarını ve halklarını bir birine bağlayan. Öyle bir yapı ki bağımsız bir Kıbrıs mücadelesini, bölge ülkelerdeki devrimci mücadeleler ile bir birine bağlayan. Öyle bir yapı ki Kıbrıs’ın bağımsızlığının Kıbrıs işçi sınıfının birliğinden ve ortak örgütlenmesinden, bölge devrimci mücadelesi ile en güçlü bağlardan geçtiğini bilen ve bunu kitlelerin bilincine taşıyan. Işte bizlerin ihtiyaç duyduğu örgütlenme böylesi bir örgütlenmedir. Ve ML’ler böylesi bir örgütlenmenin elde edilebilmesi için var gücü ile çalışmaya devam edecektir.

Ayrıca kontrol

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Kuruluş Yıldönümü, Emperyalizm, İşgaller ve Sömürgecilik

Kıbrıs, eski çağlardan beri Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir