ANA SAYFA / DKB / Dünya Barış Günü’nün anlamı ve kökeni

Dünya Barış Günü’nün anlamı ve kökeni

DKB 1 EylülDünya Barış Günü ilk olarak 1949 yılında Doğu Almanya’da organize edilen ve ABD emperyalizmi destekli Batı Almanya’nın savaş propagandasını geriletmeyi hedefleyen bir girişimdi. Aynı dönemde bir yandan Barış İçin Dünya Entelektüelleri Konferansı, bir yandan da Barış İçin Dünya Partizanlar Komitesi gibi bir dizi oluşum daha tüm dünyayı kapsayan büyük bir barış kampanyası yürütmekteydi. Çünkü ABD emperyalizmi ve müttefikleri Sovyetler Birliği’ne karşı Atom Bombası kullanmayı da içeren büyük bir savaş propagandası yürütmekteydi. Ve bu emperyalist saldırganlığa karşı Sovyetler birliği öncülüğünde küresel bir mücadele veriliyordu.

Farklı alanlarda yürütülen bu barış mücadelesi Dünya Barış Konseyi çatısı altında birleştirildi. 15 Mart 1950’de gerçekleştirilen kongrede Fransız Komünist fizikçi Frédéric Joliot-Curie tarafından başlatılan kampanya sonrasında dünyanın dört bir yanından aralarında bilim insanı, aydın, sanatçıların da olduğu 273,470,566 imzası ile Stockholm Bildirisi ilan edildi. Bildirgeyi imzalayanlar arasında ayrıca Pablo Picasso, Ilya Ehrenburg ve Pablo Neruda gibi tanınmış sanatçılar da bulunuyordu.

Bildiride şu ifadelere yer veriliyordu:
“Biz sindirme ve halkların toplu cinayet aracı olarak atom silahlarının yasaklanması talep ediyoruz. Biz bu tedbiri uygulamak için sıkı uluslararası kontrol talep ediyoruz.

“Öncelikle herhangi bir başka ülkeye karşı nükleer silah kullanan herhangi bir devlet, insanlığa karşı suç işlemektedir ve savaş suçlusu olarak ele alınması gerekmektedir.

“Bizler dünyadaki tüm iyi niyetli erkek ve kadınları bu bildirgeyi imzalamaya çağırıyoruz.”

Bu dönemdeki bir diğer önemli kongre ise 1952’de Viyana’da toplanan  Dünya Barış İçin Halk Kongresi idi.  Temsilciler komitesinde Jean-Paul Sartre, Paul Robeson, Pablo Neruda, Diego Rivera ve Louis Aragon gibi tanınmış kişiler bulunuyordu. Kongreye ayrıca Madame Sun Yat Sen, Ilya Ehrenburg ve Hewlett Johnson da katılmıştı.

İşte Dünya Barış Günü ABD emperyalizmi tarafından Sovyetler Birliği ve tüm insanlığa karşı yürüttüğü savaş propagandasına karşı verilen bu büyük barış mücadelesinin sonucu ortaya çıktı. 1 Eylül 1949’da Doğu Almanya’da düzenlenen ilk eylemsellik, daha sonra Dünya Barış Konseyi aracılığı ile diğer ülkelerdeki ilerici ve demokratların da barış için sokağa çıktığı küresel bir eylemselliğe dönüştü.

Bugün Sovyetler Birliği’nin dağılmasının üzerinden çeyrek asırdan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen emperyalist savaş tehdidi eskisinden çok daha güçlü bir şekilde varlığını koruyor, çoğu coğrafyada ise fiilen yaşanıyor.

Geçmişte Amerikan emperyalizminin dünya haklarına karşı yürüttüğü sömürgeci savaşlar karşısında güçlü bir korunağımız olarak Sovyetler Birliği vardı, ancak dünya hakları olarak uzun bir süredir bu dayanaktan yoksunuz. Ve bugün sadece Amerikan emperyalizmi çevresinde kutuplaşan sömürgeci güçler değil, diğer emperyalist güç odaklarının da devrede olduğu ve bu odaklar arasındaki sömürgeci Pazar kavgalarının giderek yoğunlaştığı bir durumla yüz yüzeyiz.
Ülkemiz geçmişte bu sömürgeci savaşlardan nasibini fazlası ile almıştır ve bunu hem coğrafik hem de etnik bir bölünme ile ödemiş ve bugün de ödemeye devam etmektedir.

Dünyanın dört bir yanında ve özellikle hemen yanı başımızdaki bölge coğrafya ise en az bizim kadar karanlık bir tablo ile yüzleşmektedir. Emperyalist kutupların daha fazla sömürü alanları yaratmak için yürüttükleri savaşlar Doğu Akdeniz’i bir kan denizine dönüştürmektedir. İnsanlık tarihi boyunca karşılaştığı en barbar katliamlar ve onu köleleştiren cani çetelerle boğuşmaktadır. Elbette bu barbarca savaşların ve cani çetelerin yaratıcısı başta Amerikan emperyalizmi ve diğer sömürü odaklı küresel güçlerdir.

Tüm bu karanlık tabloya rağmen insanlık onurunu ve yaşamını korumak, sömürüyü ortadan kaldırmak için mücadelesini ve kavgasını örmeye devam ediyor. Latin Amerika’dan, Asya’nın yüksek tepelerine, Afrika’dan Avrupa’nın göbeğine ve en önemlisi de Orta Doğu’nun kalbinde yüz binlerce cüretkar kadın ve erkek yaşamlarına saldıran barbar çetelere karşı mücadelesini kuşanıp ayağa kalkıyor!

Bugün insanlık keskin bir yol ayrımındadır; ya bu barbarca düzen sürecek ve insanlıkla birlikte dünyayı hızla yok oluşa sürüklemeye devam edecek, ya da o yüz binlere yeni yüz binler, milyonlar eklenerek insanlığın barbarlık karşısındaki zaferi ilan edilecek! Başka bir seçenek ne yazık ki yoktur. Ve bu keskin ayrım karşısında hiç kimsenin “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” deme şansı kalmamıştır! Yılan fazlası ile büyümüş ve tüm dünyayı sarmıştır, ya bu emperyalizm yılanının başı ezilecektir, ya da kendisi ile birlikte tüm insanlığı yutup yok olacaktır!

42 yıldır NATO planları çerçevesinde işgal edilerek bölünmüş olan ve bundan çok daha uzun bir süredir huzura kavuşamamış olan ülkemizin de yeniden birleşmesinin ve gerçek anlamda bir barışa kavuşmasının yolu bu beladan kurtulmaya bağlıdır. Hemen yanı başımızda en gerici barbarlıklar yaşanırken, bu barbarlığın sorumluları tarafından ülkemizde barış ve huzur getirilebileceğini savunmak, saflıktan da öte bilinçli bir sahtekarlıktır! Ülkemize barış ve huzur tüm bölge hakları ile birlikte ortak bir kavga ve özgürleşme ile gelecektir. Ve bugün her bir onurlu kişinin önündeki görev bu kavgada en etkin şekilde yer almaktır.

İşte bu anlayışla 1 Eylül’de dünyanın dört bir yanındaki tüm ilerici ve devrimci güçler olarak “Savaşa Karşı Barış, Sömürüye Karşı Savaş, Barış İçin Mücadeleye!” şiarını kuşanmalı ve insanlığı gerçek barışa kavuşturacak olan sosyalist devrimleri tüm dünyada hayata geçirmek için mücadeleyi yükseltmeliyiz.

Bu Emperyalist Pisliği Devrim Temizler ve Şimdi Devrim Zamanı!

Ayrıca kontrol

Yusuf Alkım – Türkiye Kritik Bir Yol Ayrımında – 3

Türkiye’de birikmiş olan çelişkiler ve bölgedeki gelişmeler, mevcut sömürü ve baskı odaklı yapının devamlılığını tehlikeye …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir