ANA SAYFA / MAKALELER / Ofis’ten Sur’a: Uzun İnce Bir Yol

Ofis’ten Sur’a: Uzun İnce Bir Yol

mucadele birligiUmut Çakır – Mücadele Birliği

Bilenler, Amed Ofis semtinin, oteller, kafeteryalar, sıcak ve rahat döşeli bürolarla dolu, tam bir küçük mülk sahipleri vitrini olduğunu bilir. Oradan çıkıp biraz ilerdeki Sur’a girenler, tarifi imkansız yoksulluğun manzarasıyla çarpılır. Yakın zamana dek, Kürt halkının siyasi başkenti Amed, politika belirleyip yürüten semti ise Ofis’ti. Artık bu durum değişti; Sur, Amed’i ardından sürüklüyor. Hiçbir şeyi olmayanlar, mülk sahiplerini kendi savaş çizgilerini kabule zorluyorlar. Her açıdan üzerine düşünülmesi gereken bu durum, UKH’nin kabuk değişimine vesile olacak mı, bunu zaman gösterecek, ama mümkün olduğunu söylemek gerek.umut çakır zafer

Ulusal kurtuluş mücadeleleri, doğası gereği sözcülerini küçük burjuvalarda, savaşçı tabanını ise yoksul köylülerde bulur. Kürdistan’da farklı olmadı. Kürt proletaryasının ağırlıklı kesimi İstanbul-İzmir gibi metropollerdeydi ve bu sınıfın öncülüğünü, doğal dinamikleri içinde küçük-burjuva siyasal hareket doldurdu. 1990’lardan itibaren, hareketin savaşçı tabanı yoksul köylülük, kentlere zorla göç ettirildi; buralarda geçen onlarca yılda proleter karakter kazandılar. Neydi o karakter? Tek cümleye sığdırmaya çalışalım: kendi öz sınıf çıkarlarına uygun bağımsız politik hat oluşturma eğilimi. Bu eğilim, ulusal kurtuluş hareketine öncülük eden küçük-burjuva siyasi sözcülerin, uzlaşma ile savaşçı çizgi arasında gidip gelen yalpalamasında, hadi diyelim, zaafiyetinden; kendine politik meşruiyet zemini devşirdi. Ve belirleyici hamlesini 2015’te yaptı. Sur, Cizre ve diğerleri, en yoksul mahallelerin genç öncüleriyle ayağa kalktı. Kısa sürede halkı da kendi arkalarından sürüklediler.

Söz konusu proleter taban, yakın zamana dek, UKH’nin küçük-burjuva öncülük çizgisini kabul ediyordu. Şimdi, kendi savaş çizgisini, araçlarını, giderek güçlenip berraklaşan siyasal çağrı ve hedeflerini, Ofis’in üzerinde hakim kılmayı başardı.

Daha önce, 15-16 Kasım tarihli DTK toplantısından bahsetmiştik. Neredeyse toplu katliam boyutlarına ulaşan kent savaşlarına dair tek bir karar yoktu bu toplantıda. Anlaşılan Ofis, Sur’un peşinden sürüklenmeye direniyordu, ama kaçınılmaz olan gerçekleşti: 26-27 Aralık toplantısında DTK, kent savaşlarını desteklediğini açıkladı. Bu kadarı bile, yani örneği yaygınlaştırmak değil, ama varolanları desteklemek kararı bile, karşı-devrimin bütün hiddetini çekmeye yetti. Hürriyet gibi, daha dün sopalar yediği hükümetten daha cevval davranıp, hiddetten köpürmenin bayraktarlığını yapanlar türedi. DTK’nın ve Hürriyetin, biri halk safında, diğeri tekelci sermaye cephesinde, böyle uç kutuplara savrulma örnekleri haline gelmesi, simgesel olmanın ötesinde bir anlama sahiptir. Kürt halkının en yoksul ve proleter tabanının öncülük ettiği devrimci bir ayaklanmada, ne egemenler katında ne de halk katında, iki arada bir derede kalmanın tüm imkanları yitmiştir.

Durumun gelişimini, Marx’ın şu sözleri açıklığa kavuşturuyor; “devrimin ilerleyişi, durumu öyle bir hızla olgunlaştırmıştı ki, her dereceden reform yanlıları, orta sınıfların en alçakgönüllü istekleri, en aşırı yıkıcı partinin bayrağı çevresinde, kızıl bayrağın çevresinde toplanmak zorundaydı.” (Fransa’da Sınıf Savaşımları, sf 128)

DTK’nın gayet makul ve tartışılabilir ölçülere indirdiği Demokratik Özerklik programının, tüm tekelci sermaye grupları tarafından, bir savaş ilanı gibi karşılanması, işte bu nedenledir. Gelişmelere “Darbe zihniyeti” değil, ama devrimin hızla olgunlaşması damgasını vuruyor. DTK bile, uzlaşma imkanlarının, ancak süregiden kent savaşlarında sermayenin başarısız olmasıyla doğacağını kabul etmek zorunda kalıyor. Kent savaşlarında ordulaşan mülksüzler, politik yaşamı boydan boya aşırı yıkıcı kızıla boyuyor ve bu iklim içinde hiçbir uzlaşma çağrısı, ne egemenlerde ne de halkta bir itibar görebiliyor. Küçük burjuva siyasetin altındaki zemin, hiç bu denli hızlı kayıp gitmemiştir.

UKH içinde kent proleterlerinin, yalnızca bir taban bileşeni olmaktan çıkıp, güncel-pratik bir belirleyici etkiye ulaşması, politik söylem düzeyinde de sarsıcı etkiler yaratıyor. Kürt halkını leninist parti ile aynı politik dili kullanma yönünde ilerletiyor. İlk işaret, ulusal sorunu kültürel-demokratik boyutun ötesinde, Kürdistan’a bir statü çerçevesinde ele alınmaya başlanmasıydı.

Bir başka adım, Türkiye ve Kürdistan devrimin içiçeliğine, birleşik devrimin zorunluluğuna yapılan vurgularda görülebilir. Gençlikten yükselen “Şimdi Devrim Zamanı” çağrıları, Kandil röportajlarının manşetini oluşturdu. Ama en önemlisi, iç savaş kavramının, kirli-haksız savaş terimlerinin yerini almış olmasıdır. Önemlidir bu, çünkü bu toprakların küçük burjuvalarının onlarca yıl inatla “iç savaş” terimini kullanmamasının görünenden öte bir anlamı vardı. İç savaş gerçeğini yok sayarak, kendi uzlaşmacı çizgilerini “direniş” lafları ardına gizleme olanağı buluyorlardı. Rahatlıkla söyleyebiliriz: İç savaş, bu topraklarda küçük burjuva siyasetin kırmızı çizgisidir. Bir kez bu çizgi aşıldığında, devrimci araç ve yöntemleri yaygınlaştırmak, iktidarın fethi görevini en başa almak, kaçınılmaz bir hal alıyor.

Devrimin bir kan denizinden geçerek dev adımlarla ilerleyişi, onun önüne en temel sorunları çıkartmaya başladı, bu sorunlar teorik bir tartışmanın değil, güncel-yaşamsal bir ihtiyacın konusu haline geliyorlar. Leninist parti, tam da bu temel sorunlara, daha yüksek görevlerin çözümünün kaçınılmazlığına işaret ediyordu. Bu görevlerin başında, şimdi GDH geliyor. Ve devrimin fırtınası pek yakın zamanda, GDH sorununu en uzlaşmacı çizgide ısrar edenlerin bile gündemine sokacaktır, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Sur’un Ofis’i ardında sürüklemesi, leninist partinin politik etkinliğini, sadece Türkiye’de değil, Kürdistan’da da görünür kılma koşullarını hazırlamıştır.

Not: Bu yazı Umut Çakır imzası ile 20 Ocak tarihli Mücadele Birliği gazetesinde yayınlanmıştır.

Ayrıca kontrol

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Kuruluş Yıldönümü, Emperyalizm, İşgaller ve Sömürgecilik

Kıbrıs, eski çağlardan beri Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir