ANA SAYFA / HABERLER / Şişecam işçileri işten atılma ve direniş sürecini anlattı

Şişecam işçileri işten atılma ve direniş sürecini anlattı

sisecam-iscileri-direnis-rop-beykoz-AAMersin ve Eskişehir Şişecam fabrikalarından işten atılan ve direnişlerini kendilerine sahip çıkmayan Kristal-İş Sendikası’nın genel merkezine taşıyan cam işçileri, direniş ve açlık grevi süreçleri ile sendikalarının tutumlarını anlattı.

– İşten atma saldırısı ve direniş sürecini özetler misiniz?

Ercüment Acaroğlu: Eskişehir’de çalışıyordum. 6 Kasım akşam saat 18.00 itibariyle iş akdim feshedildi. Eskişehir’de direniş yaptım, tek başıma çadır kurdum ve bu direnişi gerçekleştirdim. Sonra arkadaşlarım Mersin’de açlık grevine başladılar, onların ziyaretine gitmiştim, çünkü aynı davayı aynı şeyi beraber paylaşıyoruz. Sonra orada alınan bir kararla İstanbul’a genel merkeze geldik.

– Peki işten atma gerekçesi olarak ne sundular size?

– Bana hiçbir gerekçe sunamıyorlar. Yani benim devamsızlığım yok, raporum yok artı teşvik istemedim. Bir de benim fabrikamda 50’ye yakın teşvik vardı. 50’ye yakın teşvik olduğu halde teşvikleri değerlendirmeyip beni ve Ayhan arkadaşımızı attılar. Yani ne acıdır ki niye atıldığımı da öğrenemedim. Ne genel merkez yöneticilerim biliyor, anlatıyorlar, ne şube başkanım biliyor anlatıyorlar. İşin zaten en acı olan tarafı da bu.

Normalinde nedir? İşten teşvikli çıkışlar vardır. Onun arkasından seni bir bölüme gönderirler, o bölümde çalışmak istemezsen çıkartır. Veyahut da işte en son maddemiz son giren ilk çıkar maddemiz. Hiçbirisine uymuyorum. Devamsızlık yok, rapor yok, teşvik yok ama maalesef şu anda burada Beykoz’da direnişteyim. Neden çıkartıldığımı bilmiyorum.

– Buraya geldikten sonra neler yaşadınız? Kısaca ondan da bahseder misiniz?

– Buraya geldikten sonra ilk başta yaşadığımız şey çok güzel bir Beykoz halkıyla karşılaştık. Sağ olsunlar her türlü desteği verdiler bizlere. İlk bir hafta arkadaşlarımızla beraber sendikada yatıp kalktık. Misafirlerimiz oldu, gelip gidenlerimiz çok oldu. Fakat sendikacılar veya sendikamız “Biz kontrol altına alamıyoruz” deyip bir şekilde çevik kuvvet çağırdı. Ön tarafa da bir pankart astık, bu pankartı istemediklerini, bu pankartı kaldırmamız gerektiğini söylediler. Biz de bu pankartı kaldırmayacağımızı söyledik. O arada bir arbede çıktı. Eskişehir yöneticileri falçatayla saldırdılar. Benim kendi bölgemin, şubemde yöneticilik yapan, fabrikada baştemsilcilik yapan arkadaşlarım falçatayla saldırdılar bizlere. Çok acı şeylerdi. Üzüntü verici. Sendikamıza yakışmayan davranışlar.

***

-Mersin’de eylemlilik süreci işten atmadan önce başladı. Bu süreçte yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

İsmail Yılmaz: Bizim bu toplu çıkış süreci başladığından itibaren yani işveren çıkışlar olmadan önce bir ay evvel duyuru yapmıştı. İşyerinde ilan panosuna astı. Sendikadan o andan itibaren hiçbir hareket gelmedi. Yani kitlesel bir hareket gelmedi, sendikanın adına bir hareket gelmedi. İnsanlara güven verici bir söylemde bulunmadılar. Sadece şunu yaptılar, çıkış sayıları zaten belliydi. İşveren ilan etmişti, bu listeleri öğrenip listeden “kendi adamlarımızı nasıl çıkarırız” bunun derdine düştüler. Günlerce bununla uğraştılar. İşverenden torpil bulan, işveren tarafından kendini çıkarttırdı listeden. Sendikaya yakın olan delegeleri, delegelerinin kardeşi, yakını… Onları genel merkez yöneticisinin hemşerileri, akrabaları kendilerini bir şekilde listeden çıkardılar. Geriye kim kaldı? Geriye muhalefet kaldı. Geriye kimsesi olmayanlar kaldı. Sendika bugüne kadar böyle bir şey yapmamıştı. Biz de işverenin bu kadar rahat adam çıkaracağını tahmin etmiyorduk. Açıkçası bizim fabrikada belirgin bir kriz de görünmüyordu. Çünkü 3 yıl önce kapatılan bir fırın vardı ve bunu bahane ediyorlardı. Fabrikanın içinde geçici işçiler vardı. Geçici işçiler olduğu halde fazla mesailer oluyordu. Yani sürekli eleman eksikliği vardı. Biz böyle olacağını tahmin edemezken bir yandan da sendikamıza güveniyorduk.
“Sendika toplu çıkış pazarlığı yaptı”

Fakat sendikamız dediğim gibi bu işin başlangıcından itibaren hiçbir işverene karşı duruş göstermedi. Tam aksine işverenle bu toplu çıkışların pazarlığını yapmışlar. Planlamışlar nasıl olacağını ve buna onay vermişler. Bu çıkışların sonucunda da sendika yönetimine muhalif olan sendika üyeleri çıkarıldı, diğerleri fabrikada çalışıyorlar. Sendikanın tabi arkamızda bir gücü olmayınca, fabrikalarda eylem yaptırmayınca biz de ne yaptık; kendi çabalarımızla, kendi irademizi ortaya koyarak bu eylemi yaptık, eylemleri başlattık. Paşabahçe Mersin fabrikasının önüne çadırımızı kurduk. O çadırda bekleyişimizi 24 saat kesintisiz devam ettirdik. Fabrikanın girişlerini çıkışlarını kapattık. Kitlesel basın açıklamaları yaptık. Bir müddet fabrikalar vardiyaları terk etmedi. Tabi bunlar ilk zamanlarda oluyor. Mersin’de basın açıklamaları yaptık. Sonra tabi ziyaretler oluyordu sendikalardan, siyasi partilerden, kitle örgütlerinden. Sonra Şişecam biliyorsunuz İş Bankası’na bağlı, İş Bankası’nda da CHP’li üyeler var. Sendika yanımızda olmayınca bu kanaldan bir çözüm bulabilir miyiz dedik. Ankara ziyaretimiz oldu, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan randevu aldık, kendisiyle görüştük. Konuya eğileceğini, yardımcı olacağını söyledi. Bir sonuç gelmedi. Aynı gün HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’dan randevu aldık, kendisiyle görüştük. Kendisi de elinden geleni yapacağını söyledi. Sonra Mersin’e döndük, bir hafta sonra tekrar Ankara’ya gittik. Türk-İş Genel Kurulu vardı, Türk-İş Genel Kurulu’na sesimizi duyurmak amacıyla bir otobüs arkadaş gittik. Fakat orada bize kürsüden söz söyleme hakkı vermediler. Ergün Atalay zaten bizi yolda karşıladı, polis yolda karşıladı. Bizim oraya geleceğimizi biliyorlardı, öğrenmişler. Kendisi bizim sorunumuzu bildiğini, bize yardımcı olacağını, Çalışma Bakanlığı’ndan randevu alabileceğini söyledi. Şube başkanımızın da girişimleriyle Çalışma Bakanlığı müsteşarından randevu alındı. Kendisiyle görüştük. Müsteşar, yanımızda Şişecam Holding Genel Müdürü’nü aradı. Genel müdür telefonda yardımcı olacağını söyledi. Ahmet Erdem de bizi oradan ‘hayırlı olsun arkadaşlar’ dedi gönderdi. Tekrar Mersin’e geldik. Bir hafta sonra, direnişimizin 43. gününde tekrar Ankara’ya geldik. HDP’nin bizimle ilgili bir basın açıklaması ve Çalışma Bakanlığı’na soru önergesi vardı. Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’la dört arkadaşımız orada basın açıklaması yaptılar ve soru önergesi verildi. Ertesi gün yine Mersin’e geldik. Mersin’de yaptığımız basın açıklamasıyla orada açlık grevine başladık.

– Peki Kristal-İş Genel Merkezi’ne gelirken talepleriniz neydi? Ne gibi beklentiyle buraya geldiniz?

– Bizim çıkarılışımızdan bugüne kadar tek bir talebimiz var o da işimize dönmek. Amacımız bu, buradaki bütün arkadaşların amacı bu, kendi işlerimize dönmek ve kendi haklarımızla dönmek. Şimdi değişik kanallardan sonuç çıkmayınca biz de dedik bizim en üst örgütümüz Kristal-İş Sendikası Genel Merkezi’dir, biz yıllarca ona aidat ödüyoruz ve bu insanlar bize sahip çıkmak zorundalar. Bizi işe geri döndürecek bir organ varsa bu da genel merkezin iradesidir dedik. Buraya geldik, genel merkez binamızda kaldık. Genel merkez yöneticileriyle görüştük. “Sizi görevinizi yapmaya davet ediyoruz” dedik. Fakat bunlar işin bittiğini, pazarlığın yapıldığını, yapacak bir şeyleri olmadığını söyleseler de biz burayı terk etmeyeceğiz dedik. Açlık grevimizi burada sürdürdük, afişlerimizi astık. Bunlar rahatsız oldular. Buradaki direnişi kırmak için her şeyi yaptılar. Bize otel teklif ettiler, yemek teklif ettiler. Bunları biz kabul etmeyince özel güvenlik getirdiler kapıya diktiler. Giriş çıkışımızı zorlamaya başladılar. Bir gün sonra da fiili olarak kendileri pankartımıza müdahale ettiler. Biz de karşılık verdik. Çevik kuvvet getirdiler, TOMA getirdiler. Sonra kapıyı kilitlediler, kapıya da çevik kuvveti koydular. Bizleri o karda, soğukta, kışta dışarı attılar. Dört-beş saat dışarıda bekledikten sonra buradaki sivil toplum örgütleri, emek dostları bu içinde bulunduğumuz minibüsü ayarladılar. O günden bu yana da bu minibüste direnişimizi devam ettiriyoruz. Sağlık problemleri tabi başgösterdi, çok soğuk hava geçirdik, salgın hastalık… Çok sağlıklı bir ortam değil çünkü. Dört kişi çok ağır hasta, ilaç ve iğne tedavisi görüyorlar. Bu yüzden açlık grevine geriye kalan şu andaki 5 arkadaşımız giriyor. Onlar da yedişer gün dönüşümlü olarak giriyorlar. Netice olarak geçtiğimiz günlerde genel merkeze bu baskılarımız, dayatmalarımız sonuç verdi. Eylem kararı aldılar Mersin’de uygulanmak üzere. Fakat bu eylem kararını uygulatamadılar. İşçi genel merkezi dinlemedi, ya da genel merkez orada işçisiyle anlaşarak, temsilcileriyle daha doğrusu, bu kararı uygulamayın dedi. Zaten hedefleri bizi göndermekti. Bu kararı da göstermelik almışlardı. Biz bunu biliyorduk. Ve biz burayı terk etmeyeceğimizi, çözüm bulana kadar burada kalacağımızı söyledik. Şimdi bizim sabrımızı sınıyorlar. Sınayabilirler. Biz onlara söylemiştik. “Biz üç ay değil beş ay, on beş ay burada kalırız. Siz de kamuoyuna rezil olduğunuzla kalırsınız” dedik. Ya sendikacılık görevinizi yapacaksınız. Bu işi sahipleneceksiniz, bu insanları işine döndüreceksiniz. Ya da yapamıyorsanız terk edip gideceksiniz.

– Sendikanızın sizi sahiplenmediğini söylediniz. Sizce sendikalar nasıl olmalı, neler yapmalı?

– Şu andaki mevcut sendikalar, sadece Kristal-İş için söylemiyorum, Türkiye’deki neredeyse bütün işçi sendikaları, memur sendikaları sırtını işçiye dönmüş durumda, üyelerine sırtını dönmüş durumda. Kurum içerisindeki demokratik mekanizmaları çalıştırmıyorlar. Yani “söz, karar tabanın” ilkesi sadece ilke olmakla kalıyor, bunu hayata geçirmiyorlar. Sendika içi eğitim mekanizmaları iyi çalışsa, işçileri güzel eğitse, karşılarına çıkan her engelde, işveren tarafından, hükümet tarafından çıkarılan her engelde eylemliliklerini ortaya koysalar bu işçi, inanın hem motive olur hem eğitilir. Bundan uzaklar. Bürokratik sendikacılık yapıyorlar, bürokrasi ile uğraşıyorlar. Sendikacıların hepsi bürokrat olmuş. Patron sendikacılığı yapıyorlar. Makamlarına oturuyorlar, lüks arabalara biniyorlar, on-on beş milyar maaş alıyorlar, limitsiz kredi kartları ceplerinde, istedikleri uçakla istedikleri yeri ziyaret ediyorlar, istedikleri yıldızlı otellerde kalıyorlar. İşçinin sorunlarıyla ilgilenmiyorlar. İşçi fabrikalarda meslek hastalığı mı geçirmiş, iş kazası mı geçirmiş, işçi ağır şartlarda mı çalışıyor, işçinin aldığı ücret kendisine yetmiyor mu hiç bunlarla ilgilenmiyorlar. Sadece Kristal-İş’in sorunu değil bu. Türkiye’deki neredeyse bütün sendikaların sorunu. Bunun çözümü de şuradan geçiyor. Gerçekten işçiler bir araya gelecekler, birleşecekler ve aralarından rantçı, yalaka, işbirlikçi işçileri arındıracaklar ve bu sendikaları da tekrar değiştirmek dönüştürmek için her şeyi göze alarak mücadele edecekler. Başka türlü bu olmaz.

***

– Direnişinizi sendikanızın önünde sürdürüyorsunuz, açlık grevi yapıyorsunuz. Siz neler söylemek ister siniz?

Fatih Ataş: 10 Ocak 1996 tarihinde Paşabahçe Cam Sanayii Mersin fabrikasında ölçü kontrol ayar ustası olarak göreve başladım. 1 Mayıs 2007’de iş kazası geçirdim. Sağ kolumda yüzde 70, tüm bedende yüzde 28 raporum var. Bu rapora dayanarak işveren beni işten attı. Emekli olamıyorum yüzde 28 raporuma göre. Sürekli görmem gereken tedavilerim var. Şu anda direnişteyim ama şu anki durumumda her yıl benim tedavi görmem gerekiyor. Eğer tedavi görmezsem kolumda ciddi sorunlar oluşacağını, her yıl rutin olarak 2 ay, 3 ay tedavi görmem gerektiğinden dolayı rapor alıyordum. Tedavi süresince şu anda mahkemeliğim. iş mahkemesinde iş kazası geçirdiğimden dolayı mahkemem devam ediyor. Fakat işveren verdiği tebligatta “daralma ve tensikat’” diye söylüyor, yasalara uydurmaya çalışıyor. Fazla istihdam diyerek toplu işten çıkarmanın 29. maddesini bahane ediyor. Ama sözlü olarak “rapor alıyorsun, sen bu sendikaya muhalefetsin, verimli çalışmıyorsun” diyerek diğer arkadaşlarıma da telkinde bulunup bu şekilde çıkışları verildi. 6 Kasım 2015 tarihinden itibaren. 58 arkadaşımız Paşabahçe Cam Sanayii Mersin fabrikasında işinden oldu. 38 arkadaşımız imzayla ayrıldı. Geri kalan 20 arkadaşımız var. Eskişehir’de 2 arkadaşımız işinden oldu. Şu anda Eskişehir’den bir arkadaşımız burada. Anadolu Cam Sanayii’nde de 14 arkadaşımızı haksız yere işten attılar. Şişecam’a bu lekenin sürülmesini istemiyordum ama Şişecam kendi eliyle yaptı. Ben 24 yaşındaydım ilk girdiğimde, 20 yıllık işçiyim, 44 yaşındayım. Bana kolumu verin işten atın dedim işverene. Veremem dedi. Bana verimsiz çalışıyorsun de, imzalı belge ver dedim, veremem dedi. Seni rapor aldığından dolayı atıyorum de, veremem dedi. O belgeleri verememesinin sebebi şu anki devam eden iş mahkemem iş kazasına bağlı, anında işbaşı yapacağımdan kaynaklı. Yani Şişecam çok güzel rol oynuyor. İşverenimiz çok güzel işverenliğini yapıyor da sendikamız da bize sahip çıkmıyor.

Biz Mersin’de direnişi başlattık. 47 gün orada direndik. Açlık grevinin 4. gününde buraya geldik. 16-17 gündür de buradayız, direnişimiz devam ediyor. Ailelerimiz Mersin’de. Ailelerimizi, çocuklarımızı özledik. Ama şu bir gerçek, sendikamızın sarı bir sendika olduğunun ve bize sahip çıkmadığının farkına vararak İstanbul Paşabahçe, camın kalbinin atığı yerde, bu direnişimizi başlattık. Bize sahip çıkmalarını istiyoruz. Eylem kararı aldılar, eylem kararını uygulatamadılar. Sendika başkanlarımız ‘Biz sizi işten atmadık’ diyerek üzerlerinden atıyorlar. Bu direnişin burada olmaması gerektiğini söylüyorlar ama yapılan oyunların biz de farkındayız. İsmail Yılmaz arkadaşımızın dediği gibi sendikamızın onayıyla biz işten atıldık. Sendikamızın onayı olup da eylem kararı almaması, 66 gündür eylem kararı almaması da bir şaibedir. İş mahkemesini açtık ama biz işimizi ekmeğimizi istiyoruz. Benim emekliliğime 11 yıl var. 15 yıl,18 yıl, 25 yıl olan arkadaşlarım var. Biz fabrikalara sağlam girdik, çürük çıktık. Biz geleceğimizi istiyoruz. Çocuğumuzun ekmeğini istiyoruz, geleceğini istiyoruz. Madem öyle, bana çocuğumun geleceğini veremiyorsun, bana kolumu ver diyorum Şişecam’a. Veremiyor. Bunu müdürüm de söylemiyor. Ben dışarıda 44 yaşında kendi mesleğimi bile yapamam. İş kazası geçirmişim. Benim mesleğim elektronik. Elinizde bulunan şu kamerayı bile tamir edecek kapasitedeyim ama kolum çalışmıyor. Nasıl para kazanacağım? Yahut da dışarıda yüzde 28 sakat biri olan kişiye nasıl bir iş verirler? Benim 11 yılım var emekliliğime. Şişecam maalesef kullanıp çarşaf gibi atan bir kurum haline geldi. “Biz bir aileyiz” diye başladık 10 Ocak 1996 tarihinde Paşabahçe Mersin fabrikasında. Ama Şişecam aileyi darmadağın etti.

***

– Siz neler söylemek istersiniz?

Murat Turan: 2006 yılında Anadolu Cam Mersin fabrikasında engelli kadrosunda işe girdim. Ben 3 vardiya çalıştım. 3 veya 4 yıl aşağı yukarı soğutmada çalıştım. İşte burada şişe yazısına baktık, bazen makinelere baktık, bazen yeri geldi temizlik işine baktık. Daha sonra idari işlere geçtim. Şu anki işim idari işler banyocu olarak geçiyor. Burada 6 Kasım’a yakın bize bildirim yolladılar. “Biz 125 kişi eleman çıkartacağız” diyerek konuyu da fırın kapanması olarak gösterdiler. Biz tamam dedik fırın kapanacak ama burada çıkması gereken arkadaşlar önce orada çalışan insanlar olur yani. Daha sonra teşvikli isteyenler. Daha sonra da gönüllülük bazında çıkmak isteyenlerdi. Hatta sendika da bir sene, iki sene, üç sene kalanlar çıkacağını söyledi ama sendikayla işveren bu konuya mutabık kalmadı. Benim çıkma sebebim esas şu: Ben 6 Kasım’da çıktıktan sonra yanımda bir arkadaşım var, onu başka kısma devrediyor. Benim işimi müteahhide yaptırıyor. Benim herhangi bir kısımla falan alakam yok yani daralmayla ilgili. Ama daralmayı gerekçe gösterdi. Buraya geldik işte bazı kanallardan başvurular yapmıştık. CHP kanalı HDP… Çalışma Bakanlığı Müsteşarlığı’na gittik ama sonuç elde edemedik. Biz kurum olarak buraya geldik sendikalı olduğumuz için. Bunlar da bize bir hafta, on gün iyi davrandılar ama daha sonra işte dediğim gibi bazı konulardan dolayı gelen gidenler belki, farklı düşündükleri açısından bizi dışarı attılar. Bana dokunmadılar ama ben sadece nazikçe dışarı çıktım. Bir hafta on günden beri bu otobüste kalıyoruz. Bundan sonra mücadeleye devam edeceğiz. Sonuç alana kadar da dönmeyi düşünmüyoruz.

Kaynak: Kızıl Bayrak

Ayrıca kontrol

Faşizme, Sömürgeci İşgale Karşı Halkın Örgütlü Gücü!

Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten egemenler kendi vatandaşı olan halklara dahi zulmedip yok etme siyaseti izlerken, bölge …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir