ANA SAYFA / HABERLER / Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği açlık grevine başladı

Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği açlık grevine başladı

KPSAD aclik greviKıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri 6 Ocak’tan itibaren 5 günlük açlık grevine başladı. Lefkoşa Surlariçi’ndeki dernek binasında eylemlerini sürdüren PSAKD adına Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Tuncer Özbahadır bir açıklama yaparak eylem amaçlarını kamuoyuna aktardı.

Türkiye’nin hızla iç savaşa doğru ilerlediğini belirten Özbahadır, “Toplum bir daha onarılamaz bir şekilde derin bir yarılma yaşıyor” dedi. Türkiye devletinin Kürt illerine dönük uygulamaların hiçbir adalet ve vicdana sığmadığını söyleyen Özbahadır, Dersim ve Varto’da Alevilerin kutsallarına dönük imhacı yaklaşımının Alevilere “zul” olduğunu vurguladı.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

“Savaşlar Olmasın Çocuklar Ölmesin

Memleketin her yanından kan akıyor.

Kürtlerin yaşadığı pek çok il ve ilçelerde ağır silahların da kullanıldığı çatışmaları yaşanıyor. Halk aylarca sokağa çıkamıyor. Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldi, çocuklarımız ölüyor ve memleket hızla iç savaşa gidiyor. Toplum bir daha onarılmaz şeklide derin bir yarılma yaşıyor.

Aleviler sürülmekte olan savaşın derhal sona erdirilmesini şart görüyor ve devletten de derhal, ön koşulsuz operasyonlardan vazgeçilmesini istiyoruz. Cumhurbaşkanından ve iktidardan gerilimi tırmandırmaktan vazgeçmesini istiyoruz. Bu noktada özellikle belirtmek istiyoruz ki, savaşı tırmandıran her türlü adımı kınıyoruz. Cizre, Silvan, Nusaybin, Dargeçit, Sur ve daha bir çok Kürt yerleşimlerindeki sivillere bedel ödetmenin de hiçbir vicdan ve adalete sığmayacağını söylüyoruz. Dersim’de ve Varto’da bizim kutsallarımız olan inanç merkezlerimize, ziyaretlerimize, mezarlarımıza yapılan saldırılar ve temsili Hz. Ali’nin resminin yerlerde sürünmesi biz Aleviler için bir ‘zul’dür.

Memleketi daha çok geç olmadan sağduyuya çağırıyoruz. Bu noktada anımsatıyoruz ki, 7 Haziran seçimlerinden sonra Suruç ile başlayan ve ülkeyi kan gölüne çeviren bu iktidar binlerce insanımızın ölümünden sorumludur. Muhalif gazetecileri içeriye atarak, tutuklayarak, sindirmeye çalışarak, savaş bölgelerinden gerçek haber akışını engelleyerek, el koydukları gazetelerin bir dezenformasyon ve nefret aracı kılarak memleketi bir kez daha 90’lar cehennemine sürükleyerek hiçbir sorunu çözemezsiniz. 90’ların yasak ve savaş yöntemleriyle eskisinden farklı bir sonuç alınabileceğine hiç kimseyi inandıramazsınız. Bölünme tehlikesini savaş ile engellediklerini söyleyenlere diyoruz ki, Türkiye’deki asıl bölücülük toplumun Türk-Kürt, Sunni-Alevi diye bölünmesidir. Asıl bölücülük insanların anadiliyle eğitim yapmalarını engellemek, insanların inançlarını ötelemek, Türkiye’nin rengarenk toplumun tek tipleştirmektir. Ne yazık ki şu anda böylesine bir toplumsal bölünme içindeyiz. Tarih bize gösteriyor ki, bu bölünmeyi aşıp kardeşleşemezsek, hiçbir güç ve savaş fiziki bölünmeyi de engelleyemeyecektir. Aylarca süren sokağa çıkma yasakları ile halkın hafızasında ortak vatan, ortak yaşam oluşturma düşüncesini siliyorsunuz. Oysa biz hepimizi eşit vatanı olan topraklarda kimsenin hakkının çiğnenmediği bir kardeşlik içinde eşit yurttaş olarak yaşamak istiyoruz. Bu nedenle biz Aleviler, yapılması gereken daha çok operasyon daha çok sokağa çıkma yasakları daha çok katliam değil, çözüm olduğu, çığlığımızın tüm inanç ve kimliklerden kardeşlerimize ulaşmasını isteriz. “Çözüm süreci” adıyla topluma mal olan geçen 2 buçuk yıllık süreç bize gösterdi ki, evrensel hukukun ve medeniyetin gereği olarak sorunların müzakere edilmesini kabul etmek çocuklarımızın ölmediği bir ortamında biricik güvencesidir. Biz Aleviler için bütün çağdaş dünyanın da kabul ettiği gibi anaların ağlamadığı bir ortamdan daha kutsal bir mekan olamaz. Biz yöneticilerin çiftliğinde değil, halklarımızın garanti altında olduğu gerçek bir ortak vatan da yaşamak istiyoruz. Muktedir olanın kendisine itiraz eden herkese öfkelenmesi, halkı birbirine düşmanlaştırması, iktidarı koruma adına hak taleplerini sürekli oyalaması ve gösterilen tepkileri bahane ederek memleketi savaş ortamına sürüklemesinin karşısındayız. Pir Sultan’ın ifadesiyle “bir taş oynamasın yerinden” diye habire tehdit ediyorlar, habire yasak koyuyorlar, habire farklı olanları asimile ediyorlar. Kerbela’dan beri tüm hak istemleri baskıyla, susuzlukla, asimilasyonla engellenen biz Aleviler başkalarının acısını da iyi biliriz. Bu gün Cizre’ye, Sur’a baktığımız da Gazze’yi görüyoruz. Cizre örneği ortadayken, kimse Türkiye’deki durumun İsrail’in Gazze’ye reva gördüğü bir durumdan farklı olduğumuza dünyanın inanmasını beklemesin. Biz Aleviler Kürt halkının yaşadıklarını kendi acılı tarihimizden Osmanlı’da bize uygulanan politikalardan dolayı iyi biliriz. Biz Aleviler tüm Türkiye’ye sesleniyoruz; bu memleket artık savaşa doydu. Artık çocuklarımızın ölmediği bir yönetim tarzına ihtiyacı var. Ne ekonominin sürekli yoksullaşmamız demek olan yeni bir savaşa tahammülü var ne de 40 bin yoksul çocuğunun daha şehitlik hamaseti ile ölüme gönderilmesine. Temel ihtiyacımız sorunlarımızı konuşarak ve elbette ki medeniyet yoluyla çözmektir.

Bu bilinç ile biz Aleviler her inanç ve kimlikten kardeşlerimize sesleniyoruz.
05 Ocak 2016 tarihinde “savaşlara hayır, çocuklar ölmesin” şiarıyla 5 günlük açlık grevine başlıyoruz.”

Ayrıca kontrol

Faşizme, Sömürgeci İşgale Karşı Halkın Örgütlü Gücü!

Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten egemenler kendi vatandaşı olan halklara dahi zulmedip yok etme siyaseti izlerken, bölge …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir