ANA SAYFA / MAKALELER / Kalıba Dökülemeyen Devrim

Kalıba Dökülemeyen Devrim

gunesAli Varol Günal – Mücadele Birliği

Üzerinde yaşadığımız topraklarda devrimin nasıl olacağına somut durumun somut tahlilini yaparak bakmaktan çok, kalıpsal yaklaşım egemendir. Bu konuda 12 Eylül öncesinin bakış açısı, birçok siyasi hareket tarafından olduğu gibi korunmaktadır. Geçmiş bakış açısını aşmaya çalışanlar da, yine aynı kalıpsal yaklaşımın etkisiyle, karşıt kutuplara savrulmaktadır. 12 Eylül öncesinde “Sovyetik ayaklanma”yı ya da Çin’deki “halk savaşı”nı kendilerine model olarak alanlar, yeni koşullar altında ya görüşlerini olduğu gibi korudular ya da yüz seksen derece değiştirerek, deyim yerindeyse sırıkla yüksek atlamada rekor kırdılar!

Oysa devrimin kendisi, kalıpların dışında, kendine has diyalektik akışını sürdürdü. Milyonlarca insan bu sürecin içerisinde yer aldı; kendi deneyimleriyle öğrendi. Nerede, ne zaman, nasıl davranması gerektiğini bizzat pratiğin içinde gördü, yaşadı. Somut ve güncel olan karşısında soyut, afaki sözler sarf etmenin hiç bir pratik değeri olmadığını anladı. Devrimin dünyanın en pratik işi olduğu, her ayaklanma deneyiminde kendisini daha yakıcı bir şekilde gösterdi. Lenin’in söylediği “bir devrim deneyimi yaşamanın onlarca programa denk olduğu”, bir çok kez doğrulandı; yığınların içinde muhtemelen tarih yaptıklarının bilincinde olmadan oradan oraya koşturan insanlar, devrimin nasıl ele avuca sığmayan, kalıplara dökülemeyen bir şey olduğunu gösterdiler.

Özellikle Haziran Ayaklanması sürecinde yaşananlar çok öğretici oldu; o günlerde Taksim Dayanışması’nın bir toplantısında kürsüden konuşmasını yapan genç bir arkadaşın sözleri ve bu sözlere uygun vücut dili, her şeyi anlatmaya yetiyordu. “Bildirileriniz çok uzun, çok karmaşık; ne anlatmak istediğiniz anlaşılmıyor; kısa ve öz bir şeyler yazın ve diyin ki, ‘şunları, şunları yapalım’, biz de bir an önce yapmaya başlayalım”. Bu gencin deyim yerindeyse feryadı, akıp giden süreci elinden kaçırmamak içindi; çok samimi bir şekilde o salon da bulunan herkese kendi üslubuyla devrimin ne kadar güncel ve somut olduğunu gösteriyordu. Muhtemel ki, Leninistlerin o dönemde, aynı düşünceyle yazıp dağıttıkları çağrı metnini görmemişti. Sorun tam da burada yatıyor işte: devrimci politikanın, o politikayı pratikte uygulamakta bir an olsun tereddüt etmeyecek yığınlara götürülmesinde yeterince hızlı davranamıyor oluşumuzda. O zaman ne oluyor, yığınlar durup bizi mi bekliyorlar? Hayır, onlar kendi bildikleri ya da yarattıkları yoldan yürümeye devam ediyorlar. Ve çoğu zaman olayların içinde sürüklenen bizler oluyoruz.

Leninist Parti, olayların akışına yön vermek için bugüne kadar bir çok girişimde bulundu; ama ne yazık ki, ortalama sol hareketin kavrayışsızlığı yüzünden bunları devrim sürecinin diyalektiği içinde hayata geçirmek mümkün olmadı. Geçici Devrim Hükümeti programı, kısa, öz, bir devrim anında alınması gereken en öncelikli tedbirleri içeren bir programdır. Bu program herkese açıklanmıştır; ama ortalama sol hareketin burun kıvırmasıyla karşılaşmıştır. Oysa üzerinde somut olarak tartışılması gereken ve bir an önce hayata geçirmek için hazırlıklara girişilmesi gereken bir programdır bu. Varolan hükümetin bir devrimle devrilebileceğine inanan herkesin,onun yerine somut olarak neyin konulabileceğini de görmesi,göstermesi gerekir. Biz Geçici Devrim Hükümeti programı önerirken, bugünün koşullarıyla yarının koşullarının aynı olacağını söylüyor ya da öngörüyor değiliz. Bugünden insanların önüne somut bir hedef koymak için öneriyoruz Geçici Devrim Hükümeti programını. Ve onun sadeleşmiş şekli olarak da üç başlık öneriyoruz: 1-Bütün İktidarın emeğin olması. 2-Kürt Ulusuna kendi kaderini tayin hakkı. 3-Zindanların yıkılıp tutsakların özgürleştirilmesi. Bu üç ana başlık üzerinde sağlanacak bir mücadele birliğinin Türkiye ve Kürdistan’da devrimin önünü açacağını düşünüyoruz.

Bunun yanı sıra öngörülenlerin hayata geçirilmesi için inisiyatifli olmak gerekiyor. Devrimin kendisi önümüze yaratıcılığımızı ve cesur inisiyatifimizi ortaya koymak için sayısız imkanlar sunuyor. Halk arasındaki söylemle “demir tavında dövülür”. Şimdi koşullar her şeyin bir devrim için olgunlaştığını gösteriyor. Bu moment kaçırılmamalıdır. Leninist Parti, diyalektik düşünme ve doğru politik öngörülerde bulunma yeteneğiyle bu sürece önderlik edebilir. Kalıplara sığmayan devrim, geride kalan milyonlarca insanı da içine alarak yeni sıçrama noktalarına doğru ilerleyecektir. Burada dar kalıpçı değil, kucaklayıcı olmak, tarihin bizden beklediği atılganlığı, girişme cesaretini göstermek gerekiyor.

Yığınların başıboş hareketinden de hem korkmamak gerekiyor hem de bu hareketi önemsemek gerekiyor. Zamanlaması doğru yapılmış müdahalelerle bu hareketler, iktidarı ele geçirmek için mücadeleye yönlendirilebilir. Hareketin içinde hasbelkader yer alan insanlar devrim sürecinin diyalektiği içinde sıçramalar yapabilir, herkesi şaşırtabilirler. Ne diyordu Victor Hugo, “ayaklanma bir hamaldan general, bir kaldırım taşından gülle yaratır”.

Başıboş akan ve muhtemeldir ki bir verim elde edilemeyen suları kurak ve çatlamış topraklara ulaştırmak için kanallar açmak, tohumun filizlenmesi için emek harcamak gerekiyor. Şimdi en çok üzerinde kafa yormamız gereken konu bu. Milyonlarca yoksul, yaşamın dışına itilmiş insanı, ne yapacağız da devrimin saflarına çekeceğiz, yani Leninist politikalarla tanıştıracağız? Ne yapacağız da onları günlük yaşamlarının içinde kavrayıp, dönüştüreceğiz? Soruları çoğaltmak mümkün;ama cevapları bulmak için fazla zamanımız yok. Devrim kendi bildiği yoldan hızla ilerliyor; onu yelelerinden sımsıkı tutup zafere doğru götürmek için acele etmemiz gerekiyor.

Ayrıca kontrol

Yusuf Alkım – Türkiye Kritik Bir Yol Ayrımında – 3

Türkiye’de birikmiş olan çelişkiler ve bölgedeki gelişmeler, mevcut sömürü ve baskı odaklı yapının devamlılığını tehlikeye …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir