ANA SAYFA / MAKALELER / Faşizme Karşı Mücadele Ve Birlik Sorunu

Faşizme Karşı Mücadele Ve Birlik Sorunu

mucadele birligiNot: Bu yazı Taylan Işık imzası ile 24 Kasım tarihli Mücadele Birliği gazetesinde yayınlanmıştır.

Faşizmin saldırılarını yoğunlaştırması pek çok kesimi şaşkınlık içinde bırakırken, birlik arayışları da deyim yerindeyse “tavan” yaptı.

“Birlik” sözcüğü her zaman kitlelere hoş görünmenin sihirli sözcüğü olagelmiştir. Çünkü faşizme karşı olan bütün güçlerin birleştirilmesi, devrimin toplumsal güçlerinin en büyük özlemlerinden biridir.EkimDevrimi

Emekçi sınıflar, Kürt halkı ve ulusal topluluk halkları faşizme karşı savaşta zaferin ancak bu yolla mümkün olduğunu düşünüyorlar. Tarihsel deneyimlerin kitlelerde oluşturduğu bu bilinç anlaşılırdır. Bu, sorunun en basit, kolay anlaşılır yanıdır.

Ama devrimci politika, bu durumdan çok daha karmaşıktır. Bu bakımdan örgütlü devrimci güçler “Birlik” kavramının sihirli cazibesine kapılıp bununla yetinerek hareket edemezler. Faşizme karşı mücadelede birlik isteyenler, daha fazlasını düşünmek zorundalar. Örgütlü devrimci güç olmanın zafer için birlik isteyen kitleden farkı bu.

Faşizme karşı birlik olmayı istemek yetmez; kiminle birlik yapılacağı, birliğin hedefinin, amacının ne olacağı; savaşan kitlelere nasıl bir program önerileceği de en az birlik isteminin kendisi kadar önemli.

Aslında şimdi “birlik” isteyenler ya da önerenler yeni bir şey yapıyor değiller. Türkiye ve Kürdistan toprakları birlik konusunda çok zengin birikim ve deneyimlere sahip. 70’li yılların sonlarından bu yana devrimci güçler arasında olsun, sosyal reformist parti ve örgütler arasında olsun, sayısız birlik girişimi oldu.

Kimisi politik- örgütsel birlik, kimisi güçbirliği vb düzeyinde gerçekleşen bu birlik girişimlerinin -istisnalar dışında- hemen hepsi ya başarısızlığa uğradı ya da daha kötüsü, ne olduğu dahi anlaşılamadan yokolup gitti.

Son dönemlerde girişilen birlik çabalarının akıbeti de öncekilerden farklı olmadı; olmayacak gibi duruyor; bunun güçlü emareleri ortaya çıkmaya başladı bile.

Demek ki sorun birilerini “birlik”in gerekliliği konusunda ikna etmek değilmiş. Sorun, emekçi sınıfların, ezilen halkların, gençliğin kesin kurtuluş özlemlerine yanıt verecek, kalıcı, güçlü, birliklerin oluşturulmasıdır.

Kalıcı, güçlü, kitlelerin kesin kurtuluş özlemlerine yanıt verebilecek birliklerin kurulması ise, birilerinin “biz böyle bir birlik istiyoruz” demeleriyle olmaz. “Birlik”i kalıcı kılacak olan temel unsur böylesi bir oluşumun program program, amaç ve hedefleridir.

Kurulacak “birlik”in kalıcı olabilmesi için bunlar devrimci bir içeriğe sahip olmalı. Bundan anlaşılması gereken şey, “Birlik”in -adı ne olursa olsun- iktidarın devrimci yollarla elegeçirilmesi hedefiyle kurulması gerektiğidir.

Buradan çıkarılacak birinci sonuç, devrimci bir iktidarı hedeflemeyen, örneğin “AKP’yi geriletmek” gibi zevzeklikler temelinde kurulacak birliklerin emekçi sınıfların, ezilen halkların desteğini almayacağı gibi kalıcı da olmayacağıdır.

Nasıl olsun? “Devrim aşamasında” olan bir halk hedefi, amacı, ufku AKP’yi geriletmekle sınırlı olan bir oluşumu neden desteklesin? Dahası, bu aşamadaki bir halka AKP’yi geriletmeyi hedef olarak önermek reformizmin en bayağı cinsinden olmayı gerektirir.

UKH yöneticilerinden M. Karayılan son derece doğru bir gözlemle Kürt halkı için “Halkımız devrim aşamasındadır” değerlendirmesinde bulundu. Bu değerlendirmenin doğruluğundan şüphe yok. Bugün Kürdistan’da olup bitenlerde sadece faşizmin baskı ve terörünü değil ama Kürdistan halklarının, Kürt halkının devrimci kararlılığını, devrimci girişimlerini de görmeli insan.

Bu değerlendirmeye eklenecek tek nokta şudur: Bir halk devrim aşamasına gelmiş ise, onun öncülerinin yapması gereken şey, devrimci iktidar odağını oluşturmak, öncü gücün iktidarı devrimci yollarla ele geçirmeye hazır olduğunu her yönüyle göstermek.

Çıkarılması gereken ikinci sonuç, faşizme karşı mücadelenin düzene, tekelci kapitalizme karşı mücadeleyle birlikte ele alınması gerektiğidir. Yoksul, emekçi kitleleri devrim gibi büyük bir savaşa çekmenin yolu anti-kapitalist içeriğe sahip bir programdır.

Koç Holdingin yöneticilerinden Ali Koç’un dahi “gerçek engel kapitalizmdir” dediği bir dönemde kendilerine “devrimci” diyenlerin kapitalizm karşı mücadeleden söz etmemeleri ya da bu mücadeleyi bilinmez bir tarihe ertelemeleri neyle açıklanabilir!

Üçüncü nokta.. Türkiye’de faşizm AKP’den ya da başka bir düzen partisinden ibaret değil. Bugün AKP’nin hükümet partisi olması ve devletin tüm icraatlarından sorumlu olması bu gerçeği değiştirmez. Türkiye’de faşizm bir devlet sorunudur. Devlet, baştan aşağı faşistleştirişmiş bir yapılanmadır.

Dolayısıyla, faşizme karşı mücadeleyi, bugün AKP yarın başka bir düzen partisine indirgemek eşeği bırakıp semerini dövmektir. Teorik değerlendirmelere de gerek yok. Günümüzde Kürdistan’da olan bitenlere, devlet denen Vali, Kaymakam, Özel Harekat birlikleri, özel eğitimli askeri oluşumlara vb. vb. bakılması gerçeğin anlaşılması için yeterli.

Devletin omurgasını teşkil eden bu kurumlar tepeden tırnağa faşist oldukları gibi, hükümetin düzen partileri arasında el değiştirmesiyle ne değişirler ne de etkilerini yitirirler. Tam da bu nedenle, Türkiye’de demokrasi mücadelesini düzen partilerinden herhangi birine karşı mücadeleye indirgemek son derece yanlış ve yanıltıcı.

Türkiye’de demokrasi mücadelesi bir devrim mücadelesidir; faşist devlet mekanizmasının parçalanması ve iktidarın devrimci güçler tarafından ele geçirilmesi mücadelesidir. Demokrasi meselesinin “demokratik bir anayasa” ile çözülebileceğini söylemek ve düşünmek de aynı derecede yanıltıcı. AKP ile ve bu Meclis’le “demokratik anayasa” yapılabileceği yönündeki açıklamalara değinmeye bile gerek yok. Bu tür açıklamalar devrime zarar vermekten, emekçi sınıfların, devrimin toplumsal güçlerinin bilinçlerini karartmaktan başka bir işe yaramaz.

Eğer bir halkın devrim aşamasında olduğu bir kez tespit edilmiş ise, yapılması gereken devrimin temel sorunlarını zaman geçirmeden ele almaktır. Her devrimin birincil, temel sorunu iktidar sorunudur.

İktidar sorunun ele alınması, her şeyden önce iktidarın kim/kimler tarafından kimlerle birlikte ele geçirileceği; iktidarın fethiyle birlikte nasıl bir hükümetin kurulacağı; kurulacak geçici devrimci hükümetin ilk icraatlarının neler olacağı sorularına net yanıt verilmesi anlamına gelir.

Faşizme karşı birlik kurmak “AKP’yi geriletmek” gibi zevzek, kerameti kendinden menkul kavramlarla halkların bilincini bulandırmayı değil, işte devrimin bu can alıcı sorunlarıyla uğraşmayı gerektirir.

Kürdistan’da bir ayaklanma yaşanıyor. Türkiye’de Haziran Halk Ayaklanmasından sonra yeni bir ayaklanma hızla mayalanıyor.

Faşizme karşı birlikten söz edilecekse bu, iki ülke halklarının devrimci zaferine hizmet edecek şekilde ele alınmalı.

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir