ANA SAYFA / YAZARLAR / Zerggeş Börklüce – Bilinç…

Zerggeş Börklüce – Bilinç…

zergges_bilincHareketin “dışındaki insanlar” ile buluşan noktası, mevcut hareketi var eden gerekçelerin insan bilinci kesişen noktasını ifade eder. Burada doğrudan eylemin içinde olan insan ile eyleme sezgisel olarak katılan ve eylemde kendi geleceğini gören insanın ayrım noktalarını da görmek gerekir. Bu “gelecek” gerçek yorumunu sınıf bilincinde bulur. Bu bilinç yoksa; ayrık hareketlerin bütünleşmeye muhtaç yazgısı yakınmalar ve insani çağrılarla geçiştirilmeye devam eder. Bunun iki tip çizgisi; mekanik düşünme yapısı ve sadece dünyasını yaşayan-dayatan dar duygu refleksleridir. Bu kabuk kırılmalıdır. Ama nasıl?

Bizi; hareketleri, yalnızlıkları ve olayları yarıştıran, bunu da yargılayıcı şekilde insanları birbirinden uzaklaştıran bir dille yapan “okumuşlar” karşılıyor. Olay ve olgu bileşkesini değil, sadece olguyu ya da sadece sonucu tartışan, meselenin etrafında dolaşmayı dahi beceremeden doğalıyla özü ıskalayan bir okumuşlar güruhu var. Çok politik değerlendirmeler, çok eylemsel varoluş (!)..

Ölü ile ölüyü, hareket ile hareketsizliği, sahip çıkmak ile çıkmamayı karşılaştıran ve bunu bilinç denen insan hareketinin ivmesine bir tek katkı sunabilecek eylemsel çizgi ile değil de, insanların “aptallığına, bencilliğine…” yaslanarak açıklayarak yorumlayacak olan uzmanlar, akademisyenler, solcular ve çok solcular (!)

“Geziciler” tanımını Haziran günleri ve peşi sıra malum sınıf bezirganlarının dilinden sıklıkla duymuşsunuzdur. Toplumsal bir ayaklanmanın, kudretli bir hareketin insanlarını küçümsemek, ayaklanmanın muhtevasını daraltmak için kullanılan bu tanım bugünlerde çok duyarlı solcularımızın dilinde. Vurgulanmak istenen, Gezi’nin kitlesinin Kürt halkına yönelik sürdürülen savaşta umarsız tutumu ve harekete geçmemesi. Bu aynı zaman da Haziran Ayaklanmasının kendisinden hiç bir şey anlaşılamadığını da ortaya koyuyor. Yani bir hareket peşinden “sürüklenenleri” ile birlikte sönümlendiğinde, siyasallaşamımış ama içinde yer edinmiş kendiliğindenci unsurların ona biçtiği rol kadar anlam ifade ediyor. Geziciler evlerine çekilince, tüm ihanet bu insan girişkenliğinin tarihsel rollerinden birini oynayan ayaklanmanın olabiliyor. Ne ulvi bir aydınlanma (!)

Öznel idealizm her yerde.

Silopi, Cizre, Sur … ile gerekli bağın kurulamadığını söyleyenler, bağı sadece empatik olma ile değil, aynı zaman da kendi geleceği ile ortak çıkarlar bularak kurabilecek olan başka hareketlerin insanlarına ne kadar dokunabildiler. Bir hareketi politikasız bırakıp mahduriyetler üzerinden seslenmenin yetersizliğine neden olabilecek siyasal zemini var ederken, bir hendek, öz yönetim meselesinin içine sıkıştırdıkları biçimsel tartışmaları ile bir çok şeyin üzerini atlaya durdular.

Sadece barış dediler ! Sadece tekrarladılar. Hareketin siyasal bunalımına yanıt verebilecek araçları yaratmak şöyle dursun, var olanı yanlışladılar ve çok duyarlı insan yığınağı aradılar.

Soma da ölen maden işçilerinin gündemine uzanacak bir siyasal aracı ileri sürmenin aciliyetine hiç kapılmadan yine hassasiyet sarmalında develendiler. Hareketleri kesiştirecek merkezi politikalardan ziyade, burjuva sınırlar içinde dolaşan lokal, bölgesel manevraları hareketlerin karşısına çıkardılar. Yine de her fırsatta “geziciler” dediler (!) Haziran ülke kent kent ayaklandı, onlar yol dediler, mahalle dediler, çevre dediler ama ayaklanmayı merkezi önderlikle buluşturacak örgütlenmelerden bahsetmediler. Peki, o zaman kimdi “Gezici” olan. Ufkunu gezinin içine sıkıştıranlar kimlerdi (?) Hazirancıları, gezicileştiren kimlerdi ?

Barış dediler, savaşı görmediler. İç savaşın yaşam ritüeli olduğu evre de, sınırları delik deşik eden değişimleri, restleşmelerin, ihtirasların, kişilik bozukluklarının sonucu olarak gördükleri(!) için atılan tweetlerin, yapılan açıklamaların gölgesinde senaryolar belirlediler.

Kürdistan dediler, adresini öğrendiler ama ona özgürlük diyemediler.

Devrim dediler, ama mümkün görmediler. Mümkün görmedikleri için, onu mümkünleştirecek bilinç politikasını sürekli ertelediler.

Bugün sürekli “insaniyet” diyorlar. Duyarlılıktan ve destek olma gerekliliğinden bahsediyorlar. Ne de güzel söylüyorlar.

En gerekli anlar da, en gerekli insan özverisi yüksek bir bilinç ister. Hareket bu bilincin nüvesini içinde taşır. Geçmisi ve geleceği ile taşır. Nüveyi büyütmek, hareketin çeperine görünür kılmak yüksek bilince hitap eden politikaların doğal sonucu olabilir. Bizler hümanist olmakla yetinemeyeceğimize göre, insan aklını da hümanist olmaya çağırmak çok anlamlı olmayacaktır.

Öyleyse insanlar niçin ve nereye çağrılıyorlar (?)

Ayrıca kontrol

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Kuruluş Yıldönümü, Emperyalizm, İşgaller ve Sömürgecilik

Kıbrıs, eski çağlardan beri Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir