ANA SAYFA / HABERLER / KESK’in 20. yılı: “10 Ekim’de yitirdiklerimize ve mücadeleyi yükseltmeye adıyoruz”

KESK’in 20. yılı: “10 Ekim’de yitirdiklerimize ve mücadeleyi yükseltmeye adıyoruz”

keskin-yirminci-yildönümüKESK 20. kuruluş yıldönümünü Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenlere adayarak açıklama yaptı ve  10 Ekim Katliamı’na dair hazırladığı raporu sundu

KESK 20. kuruluş yıldönümünü 10 Ekim Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenlere ve baskı, sömürüye karşı mücadeleyi yükseltmeye adadı. Kuruluş yıldönümüne dair açıklama yapan KESK, kutlamalarını 10 Ekim öncesi ve sonrasında yaşanan katliamlar nedeniyle iptal ettiğini belirterek, 10 Ekim Katliamı’na dair hazırladığı raporu da sundu.

Raporun sunulmasından önce KESK’in mücadele tarihine dair kesitler paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“KESK, 1960’larda TÖS ve İLK-SEN’in açtığı, 1970’lerde TÖB-DER’den TÜM-DER’e kadar uzanan yaygın bir dernekleşme hareketi ile yeniden sahneye çıkan, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren kendisini tekrar görünür kılan bir çığırın ve geleneğin bugünkü taşıyıcısı, ifadesi ve mirasçısıdır.

Bu gelenek kısa kesintiler dışında kamu emekçileri sendikal hareketinin öncüsü ve sürükleyicisi olmayı başardı. Türkiye’nin son 40-50 yıllık tarihi boyunca toplumsal muhalefetin ana bileşenleri arasında ilk sıralarda yer alan bir etkililik ve süreklilik sergiledi. ‘Kapıkulu zihniyetini’ büyük ölçüde yıktı, kamu emekçilerini dönüştürdü, onların mücadele ve örgütlenme kapasitelerini açığa çıkardı.

Fiili ve meşru mücadele çizgisine yaratıcı ve her biri başlı başına birer deneyim olan ciddi katkılarda bulundu. Yüz binleri seferber ettiği başarılı eylemlerle sokakları ve meydanları özgürleştirdi; ‘Yasakları’ birer birer hükümsüz kıldı. Üretimden ve hizmetten gelen gücü bir imkandan çıkararak defalarca fiili bir kapasiteye dönüştürdü. 12 Eylül rejiminde gedikler açılmasında ciddi roller oynadı.”

AKP faşizminin sistematik saldırılarıyla karşı karşıya olunduğu bu dönemde kamu emekçilerinin ve KESK’in de hedef alındığı belirtilerek şunlar söylendi:

“12 Eylül koşullarının henüz hüküm sürdüğü yıllarda kurulan Konfederasyonumuz bu kez AKP sivil darbesinin ve faşizminin sistematik saldırısıyla karşı karşıya. 20. Kuruluş yıldönümümüzü çok ağır faşizm koşullarında karşılıyoruz. Mezhepçi, cinsiyetçi, milliyetçi politikaları tüm yoğunluğu ve yaygınlığıyla hayata geçiren AKP çalışma yaşamında da 13 yıldır kesintisiz olarak hayata geçirdiği neoliberal politikalarla özelleştirmeyi, güvencesizliği, taşeron çalışmayı ve istihdamsız büyümeyi esas almıştır. Bu nedenle bir yandan gelir dağılımındaki uçurum büyürken bir yandan da yolsuzluk ve kadrolaşma nedeniyle büyük bir çürüme yaşanmaktadır. AKP hükümetleri ülkeyi bir şirket gibi yönetirken kendilerini de ülkenin “ceo”ları olarak görmüşlerdir. Nitekim tüm AKP Hükümetlerinin programlarında ve strateji belgelerinde tekrar edilen ‘rekabet’, ‘verimlilik’, ‘toplam kalite yönetimi’, “performans” gibi piyasa kavramları kamu alanına da taşınmış, başta sağlık ve eğitim olmak üzere devletin temel sorumluluk alanları da şirketlere terk edilmiştir.

Şimdi de kamu emekçilerinin pamuk ipliğine bağlı iş güvencesini 657 saylı yasada yapacakları değişikliklerle ortadan kaldırmak istiyorlar. Nitekim 30 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen KPDK toplantısının ana gündemi Kamu Personel Rejimi Reformu ve buna bağlı olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda başta iş güvencesinin ortadan kaldırılması olmak üzere değişiklik yapılması tartışmaları olmuştur.

AKP’nin saldırıları karalamalarla, soruşturmalarla, mobbingle, ayrımcılıkla, gözaltılarla, tutuklamalarla, faili meçhullerle ve diğer baskı türleri devam etmektedir. Son yıllarda sokağa çıktığımız neredeyse tüm eylemlerde saldırıya uğruyor, engelleniyoruz. TİS ve grev hakkımızı kullanmamız her tür mekanizma devreye sokularak engellenmek isteniyor. Yandaş konfederasyon ve sendikalar yedek güç olarak devreye sokuluyor. Uluslararası sözleşmeler ve anayasal haklarımız hiçe sayılıyor.

Sadece son bir yıllık dönemde 1000’den fazla KESK’li sürgün edilmiş, en az 607 KESK üyesin aylıktan kesme ve idari para cezaları, 47 üyeye uyarı ve kınama cezaları verilmiştir. 18 KES üyesinin işine son verilirken 53 yönetici ve üyemiz ise çeşitli soruşturma ve baskılarla sendika ayrımcılığa uğramıştır.

Yine 20 Temmuz 2015 tarihinde gerçekleşen Suruç katliamı sırasında EĞİTİM SEN Yüksekova temsilcimiz Süleyman AKSU yaşamını yitirmiş, EĞİTİM SEN Diyarbakır şube yöneticisi Erkan KESKİN ise ağır yaralanmıştır. Konfederasyonumuzu ve sendikalarımızı kriminalize etme ve hedef haline getirme faaliyetleri 25 Temmuz 2015 tarihinde, Sendikamız EĞİTİM SEN Genel Merkezinin basılması ile bir üst seviyeye çıkarılmıştır. Daha sonraki savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına rağmen sendikamız ve konfederasyonumuz günlerce yandaş medya üzerinden yalan haberlerle teşhir edilmiş, suçlu gösterilmiştir.”

10 Ekim Katliamı öncesinde ve sonrasında yaşananların katliamın faillerini açığa çıkardığını belirten KESK şunları belirtti:

“10 Ekim başta olmak üzere katliamların 7 Haziran seçimleri hemen öncesi ve sonrasında yoğunlaşmasının AKP’nin tek başına iktidar olma amaçlarıyla uyuşmasının ve hedef alınan sol, sosyalist, Kürt ve muhalif emek örgütlerinin aynı dönemlerde özellikle AKP yetkililerinin ve Cumhurbaşkanının, yandaş medyanın da hedefinde olmalarının tesadüf olup olmadığı başta olmak üzere çok sayıda soru işareti vardır ve hala cevaplanmayı beklemektedir.

KESK olarak; kamuoyunca da paylaşılan açık, tarafsız ve adil bir soruşturma yürütülmesi noktasında haklı kuşku ve endişelerimiz var.

Bu nedenle söz konusu katliamın gerçekleşmesinde başta dönemin İçişleri ve Adalet Bakanı olmak üzere Başbakanın da içerisinde olduğu tüm hükümet üyelerinin ağır sorumluluklarının ortaya çıkması için “yüzyılın davası” olarak nitelediğimiz bu davanın Birleşmiş Milletler Minnesota Kriterleri ve İnsan Hakları Komiserliğinin tavsiye kararları doğrultusunda, suçun mağduru olan konfederasyonumuz KESK’in aktif olarak katılacağı, bağımsız, özerk kuruluşlarca objektif ve insan hakları etiğine uygun bir soruşturmanın yürütülmesini talep ediyoruz.

Biz, savaşın ortasında barış diyen bir taraf olarak inisiyatif üstlendik. Böyle davrandığımız için bize bir bedel ödetildi.

Ancak katillere ve katliamlara inat; yılmayacağız, sinmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Biz bıkmadan, usanmadan tüm ülkeye gerçekleri anlatacağız.

10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, Ankara’nın kirli, karanlık dehlizlerine hapsedilmesine izin vermeyeceğiz.

Bedeli ne olursa olsun, ‘Savaşa inat, barış hemen şimdi!’ demeye devam edecek, emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız.”


Kaynak: Sendika.Org

Ayrıca kontrol

El-Sen: Toplum Adına Cevap Bekliyoruz!

Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası El-Sen, “Kıbrıs Türk Toplumu Adına Bu Sorulara Cevap Bekliyoruz” başlığı ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir