ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Sanat, sanatçı ve toplumsal rolü

Yusuf Alkım – Sanat, sanatçı ve toplumsal rolü

Yusuf Alkım

Sanatın amacı nedir?

Neden sanat yapılır?

Sanatçının görevi nedir?

Aslında bu sorulara vereceğiniz cevap sizin dünyaya bakışınızla, dünya görüşünüzle bağlantılıdır.

Eğer siz sanatı salt kendi “sanatçı kimliğinizin” ürettiklerini pazarlamak olarak görüyorsanız, yani size göre sanatın yapılma amacı bir gelir kapısına sahip olmaksa, o zaman size göre sanatçının görevi de en çok satılacak olan “sanat eserlerini” üretmek ve pazarlamak olur.

Bu mantığa göre, eğer toplumun sanata ilgi duyan kesimi faşist ya da dini gerici bir yapıdaysa sanat eserleri de ona göre şekillenir. Yok demokrat hatta sosyalist bir toplum yapısı hakimse hemen aynı “sanatçılar” toplumsalcı, paylaşımcı düşünceyi öne çıkaran “eserler” üretirler.

Bu mantık sanatı aydın, entelektüel kişilikten ve sorumluluktan koparıp, hakim düzenine yamanma ve ondan nemalanma mantığıdır.

Bir de bunun karşısında duran gerçek sanatçı kimliği vardır. Bu kimliğe sahip olanlar ürettikleri eserleri kendi kişisel menfaatleri için değil toplumun genelinin çıkarları için bir araca dönüştürürler.

Onlar en gerici toplum yapılarında ve dahası faşizmin hüküm sürdüğü düzenlerde dahi eşitlikçi, sömürü karşıtı sanatlarını icra etmekten geri durmazlar. Hakim yapıya yaranmaya çalışıp kendi rahatını korumaya çalışan “sanatçılar”ın aksine, hayatlarından olmayı göze alarak sanatları ile toplumun gerçeklerini gözler önüne sereler. Çoğu zaman da ya ömürlerinin önemli bir bölümünü sürgünde, hapiste geçirirler, ya da bunun bedelini hayatları ile öderler.

İşte bu düşünceye sahip birisi olarak, geçtiğimiz aylarda tanıklık ettiğim bir durumu aktarmak istiyorum sizlere.

Temmuz ayının içerisindeydik, Suruç’ta patlayan bomba, Türkiye yakın tarihinin en kanlı katliamlarından birisi, Kobane’ye yardım götürmek için yola düşen 33 gencin katledilmesinden hemen sonraydı. Geçmişte dinlemeyi çok sevdiğimiz ve birçok ilerici şarkıya albümlerinde yer vermiş olan bir müzik grubunu ilk kez canlı olarak dinleme fırsatımız olmuştu.

Konser Suruç Katliamı’nın hemen sonrasına denk geldiği için, acaba konser ertelenir mi diye düşünceler dolaşıyordu kafalarda. Bizzat ben grubun sosyal medya sayfasına mesaj atarak konserin ertelenme ya da iptali söz konusu mu diye öğrenmeye çalıştım. Ancak herhangi bir geri dönüş alamadım.

Neyse, konser günü geldi ve konserin yapılacağından emin olduktan sonra hem bu sevdiğimiz grubu ilk kez canlı olarak dinlemek hem de Suruç Katliamı’nda katledilenleri konser alanında toplanacaklarla birlikte anmak için yola düştük.

Konser Girne Belediyesi tarafından organize ediliyordu ve Girne Amfi Tiyatrosu’nda gerçekleşiyordu. Katılım kayda değecek kadar kalabalıktı. Bizler de uygun bir yer bularak oturduk ve dört gözle konserin başlamasını bekledik.

Biraz gecikmeli de olsa sonunda konser başladı. Ben bunu hayra yorarak; hiç hesapta olmayan Suruç Katliamı’nı konserlerinde anmak için yapılan son dakika düzenlemelerine bağlamayı tercih ettim. Ve o beğenerek, çok sevdiğimiz grup bir bir şarkılarını söylemeye başladı. Konser ilerliyor ve bir türlü daha üzerinden 3 gün bile geçmemiş olan Suruç Katliamı ile ilgili tek bir kelime bile edilmiyordu. Ben hala daha iyimserliğimi koruyor ve heralde vuruşu en sonunda yapacaklar ve herkese çok sağlam bir mesaj verecekler diye düşünmeye devam ediyordum.

Sonunda konser noktalandı, o çok sevdiğimiz grup sahneyi terk etti. Bilirsiniz adettendir, konser sonunda seyirciler alkışlar ve sahneden ayrılmış olan sanatçılar geri dönerek son bir şarkı daha söylerler. Bu kez de öyle oldu ve ben son bir umut, heralde bunu düşünerek son şarkıyı Suruç Katliamı’nı lanetlemek için ayırmışlardır diye umudumu korumaya devam ettim. Ne de olsa bu grup öyle sıradan, hiçbir toplumsal duyarlılığı olmayan bir ekip değildi. Dahası bu yukarıda yaptığım kategorilemede sanatı kendi kişisel menfaatlerine alet eden ve her dönemin “sanatçısı” olan birileri dahi bu katliam üzerine Kıbrıs’taki casinolarda gerçekleştirecekleri konserleri iptal etmişlerdi. Onlar dahi bunu yaparken bu grubun hayda hayda bir tavır takınması gerekmez miydi?!

Hayır demek ki gerekmiyormuş, tekrar sahneye çıkan grubumuz son şarkısını da söyleyerek Suruç Katliamı’na dair tek bir gönderme dahi yapmadan konsere noktayı koydu. Ve ben kendimi tutamayarak haykırdım “Suruç’ta katliam var, sessiz kalma!” diye…

Sahneyi terk etmekte olan grup üyeleri kafalarını çevirerek bana doğru şöyle bir baktılar ve yürümeye devam ettiler. Ve ben o an anladım ki; geçmişte demokrat, ilerici çevrelere hitaben dillendirilmiş bazı şarkılara sahip olsa da Ezginin Günlüğü, aslında artık geçmişte yarattığı o değeri, bugün kendi kişisel menfaatleri için kullanan bir gruba dönüşmüş.

Böylesi “sanatçı” kimliğine sahip sayısız kişi var etrafta. Onlar için aslolan kendi “sanatlarını” sahnelemektir. Toplumun yaşadığı kırılmalar onlar için çok da önemli değildir. Ve böylesi “sanatçılar” teşhir edilmek, iki yüzlülükleri ortaya serilmek durumundadır. Ancak bu şekilde gerçek sanatçılar ile böyleleri arasındaki fark belirginleşecek, halktan yana, toplumsal düşünen sanatçıların değeri ortaya çıkacaktır.

Ayrıca kontrol

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Kuruluş Yıldönümü, Emperyalizm, İşgaller ve Sömürgecilik

Kıbrıs, eski çağlardan beri Ortadoğu’daki stratejik önemi nedeniyle hep işgal edilmiş ve Kıbrıs halkları kendi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir