ANA SAYFA / DKB / Zaman daralıyor !

Zaman daralıyor !

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahası’nda bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşma 12 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. 2010 yılının sonlarından bu yana gündemde olmasına rağmen, son haftalarda yapımının engellenmesi için çeşitli adımlar atılan Akkuyu Nükleer Santrali ses getirmeye devam etmektedir. Çeşitli siyasi dernek, örgüt ve partiler nükleerin engellenmesi için faaliyete geçmek için çağrıs yapmakta, sosyal medyadan sokaklara, bir direnişin örgütlenmesi çalışmalarını sürdürmektedir. Rusya’nın Türkiye temasları sonucunda bir anda hız kazanan süreç, zamanın gittikçe daraldığını göstermektedir.

Neden tehlikeli?

Nükleer santrallerin dünya üzerindeki varlıklarının doğaya ve insan yaşamı üzerinde oluşturduğu tehdit açık ve ortadadır. Üzerinden 29 yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Çernobil nükleer santralinin bulunduğu kilometrelerce karelik bir bölge insanların yaşayabileceği durumda değildir. Nu durumun daha yıllar yılı devam edeceği göz önünde bulundurularak, bölgede 600 yıl daha insan yaşayamayacak olması durumun önemini ortaya koymaktadır. Bu santraller, kapitalizm eliyle yaratılan ve yanılma payı kaldırmayan yapılardır. Amaç, atomun çekirdeğinde bulunan saklı ve devasa enerjiyi kontrollü bir şekilde açığa çıkartmaktır. Bunu yapmak için çok büyük barajların gerektirdği faaliyetin, 5-10 metreküplük bir alanda yapılmak istenmesi işi zorlaştırmaktadır. Günümüzde insanlığın ihtiyacı olan enerjiyi üretebilmek için, çeşitli alternatif teknolojiler mevcuttur. Bu teknolojilerin daha üst seviyelere taşınmasının önünde herhangi bir engel de bulunmamaktadır. Alternatif ve temiz enerji üretim yöntemleri, daha çok geliştirilmek için zamana ve uluslararası işbirliğine ve dayanışmaya gereksinim duyarken, kapitalist dünya yatırımlarından en kısa zamanda kazanç elde etmek ve mümkün olan en yüksek kârı sağlamak istemektedir. İşte bu yüzden insanlığın başına bela açabilme potansiyeli bu derece yüksek olan emperyalist yaklaşımlar ortaya konmaktadır.

Yalan söylüyorlar!

Dünya genelinde nükleer teknolojiyi zararsız göstermek için akıl almaz iddiaları ileri süren bilim adamları ve siyasetçilerin bir bölümünü Akkuyu ile bağıntılı olarak T.C hükümeti ve onun kuyrukçuluğunu görev edinen temsilciler oluşturmaktadır.

Durum karşısında, bu coğrafyada yaşayan tüm insanları kandırmak ve tehlikeyi küçümseyerek, olası tehlikeleri hasır altı etmek adına çok ciddi kampanyalar yürütülmektedir. Akkuyu Nükleer A.Ş resmi internet sayfasını ve diğer yayın organlarını kullanarak, tepkileri sindirmeyi hedeflemekte ve hergün farklı iddiaları kamuoyuna taşımaktadır. Örneğin “İnşa edilecek olan nükleer santral 8 şiddetinde depreme dayanabilecek. 9 şiddetindeki deprem anında güvenli kapanacak. Santral 20 tonluk bir Phantom uçağının çarpma ihtimalini de tolere edebilecek.” şeklinde yapılan açıklamalar, tamamen insanların Akkuyu ile ilgili getirdikleri eleştirileri zayıflatmaya yöneliktir. Çünkü, Akkuyu konusunda gelen ilk tepkiler, olası bir uçak kazası sonucunda nasıl bir durumla karşılaşılacağı konusunda ve bölgenin deprem kuşağında olması konusunda olmuştu. Ancak yapılabilecek hiçbir açıklama ile kâr için doğayı ve insanları katletmeyi göze almış kişilerin güven oluşturması zaten mümkün değildir.

İşgal rejiminin somut eseri

Ülkemiz özelinde değerlendirecek olursak; Türkiye hakim sınıfları fuhuştan, kumara, kendi kirli işlerini ülkemize kanalize ettiği gibi ve işgal altındaki ülkemizi kara para aklama merkezine dönüştürdükleri gibi, işbirlikçisi oldukları Akkuyu Nükleer Santrali’nin de ülkemize daha yakın olmasını öngörmektedirler. Bu anlamda Mersin’e olan uzaklığın Kıbrıs’a olan uzaklıktan daha fazla olması TC hakim sınıflarının ülkemize bakış açısının bir özeti olarak kabul edilebilir; ancak böyle bir santralin nerde olacağı değil, “olup, olmayacağı” önemlidir. Bu anlamda yakınlık, uzaklık dinlemeden, söz konusu uygulamaya ses çıkartmamak mümkün değildir. Bu ülke ve bu coğrafyada yaşayan insanların, yani bizlerin vermesi gereken kararı, emperyalist güçlerin bizim adımıza vermesi kabul edilemezdir.

İstediğimiz dünyayı kurmak için

Nükleer enerjiyi kimin hangi amaçla kullandığı konusunda, bugünün ekonomik sistemi dahilinde yüksek karlar elde edilmeye çalışıldığı için bu yöntemlere başvurulduğu gerçeği göz ardı edilemez. Ancak; hızlı ve yüksek kâr amacı hedeflemeyen sosyalist bir ekonomik düzenin böyle bir teknolojiye ihtiyacı olacağını söylemek, şu an için mümkün değildir. Her şeyden önce, bilinmesi gereken, mevcut düzeni değiştirip, yerine yaşanabiliriz, sınıfsız, sömürüsüz sosyalist bir düzen getirebilmek için, önce yaşanabilir bir dünyanın var olması gerekmektedir. İşte bu yüzden, çevre sorunu, anti-kapitalist bir perspektifle ele alınmalıdır. Bu mücadele, kapitalist sistemi yıkacak devrimci mücadelenin bir parçası olmadığı zaman, basit bir çevre sorunu olma izlenimi yaratma tehlikesi taşımaktadır. Bu yüzden ikisi bir birinden ayrı düşünülmemelidir. Nükleer karşıtı taleplerin yanı sıra tüm çevreci taleplerin arkasında durulmalı, bütün felaketlere, üretim ilişki ve biçimlerinin sebep olduğu bilincinde hareket edilmelidir.

Bu anlayışla Devrimci Komünistler olarak bizler kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu ve amacın en yüksek derecede kar elde etme olduğu koşullarda böylesi girişimlerin büyük ve geri dönülemez felaketlere yolaçma olasılığını ciddi şekilde taşıdığını vurguluyoruz. Ancak amacın kar değil gerekli her türlü tedbirin en yüksek seviyede alındığı ve temel amacın insanlığa doğal yaşamı yıkıma uğratmayacak şekilde en ileri ve refah içinde bir yaşamı sunmak olduğu sınıfsız ve sömürüsüz bir düzende bu gibi teknolojilerin kullanılmasının getireceği riskleri ortadan kaldırabileceği gerçeğini ortaya koymalıyız.

Sınıfsız ve sömürüsüz bir düzende, doğayla barışık ve gelişmiş bir yaşam için bu çürümüş sömürü düzenini ortadan kaldırmamız öncelikli sorundur!

Ayrıca kontrol

Fırat Rezan – 3 Genç Devrimci

Her şeyden önce Deniz, Yusuf, Hüseyin birer devrimciydi. Genç yaşta mücadeleye atıldılar. Genç yaşta idam …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir