ANA SAYFA / YAZARLAR / Deniz Gezer- Kavazoğlu’nu anmak…

Deniz Gezer- Kavazoğlu’nu anmak…

Aslında herşey 1924 yılında, birçok ilerici adımın atıldığı o yerde; Limasol’da başlamıştı. 1917 Ekim Devrimi’nin yankılarının, Akdeniz’e ulaşması çok gecikmemişti. Kapitalizm koşullarının gelişim göstermesi ile yeniden biçimlenen ekonomik ve sosyal koşullar, sınıfsal bilinç, sınıfsal kimlik ve sömürülen, gasp edilen haklar uğrunda mücadeleyi çoktan tarhisel bir gereklilik haline getirmişti.

Tarih 1926’yı gösterirken Limasol kıyılarına vuran devrim dalgası, Marksizm-Leninizm ilkelerini temel alarak ilk kez biraraya gelen çoğunluğu işçi kökenli 20 kişinin yine burada kuruluş kongresini gerçekleştirdikleri KKP ( Kıbrıs Komünist Partisi ), tarih sayfalarına Türk-Rum işçilerin ortak mücadelelerini yazmaya hazırdı.

Kıbrıs, bir İngiliz sömürgesiydi. Burjuvaziye, büyük toprak sahiplerine, sömürenlere karşı verilen mücadelenin, sosyal haklar, eşitlikle sınırlı kalmaması, adanın İngiliz sömürgesi boyunduruğu altından da kurtulması gerektiği kaçınılmazdı. Rum ve Türk işçiler, KKP ile anti-sömürgeci mücadeleye bağımsız ve yasal bir güç olarak katılmış oldular. Bütün bunların doğrultusunda KKP’nin siyasi ve ekonomik duruşu şu şekilde belirlenmişti:
“KKP, Kıbrıs’ın kapitalist ve emperyalist İngiltere’nin elinden kurtuluşunu hefefleyecek olan, İngiliz aleyhtarı Birleşik Cephe’nin oluşması için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Yabancı bir fetihçinin ayakları, bu küçük adamızın toprakları üzerinde durduğu sürece, Kıbrıs halkının yararına herhangi bir değişikliğin getirilemeyeceği, bugün, daha önce olduğundan çok daha fazla ortadadır. Ancak özgürlüğümüzü kazanıp, İngiliz emperyalizminin köleleri olmaktan çıktığımız zaman ekonomik alanda da rahatça soluk alabileceğiz. Bütün tarafların çabalarını şimdi bu doğrultuda ortaya koyması gerekir. Ama sonuç getirmesi isteniyorsa, bu çabalar, birlik halinde yapılmalıdır. Hangi hizbe bağlı olursa olsun, ister orta sınıf veya işçi sınıfından, Rum veya Türk olsun, İngiliz aleyhtarı unsurların yabancı egemene karşı mücadelede işbirliği yapmaları bir görevdir.”

Alıntıdan da net bir şekilde belli olacağı gibi sömürgesi altında bulunulan İngiliz Yönetimi, adadaki kendi varlığını tehdit eden bu oluşuma doğal olarak daha başından karşı çıkmak zorundaydı. Zira KKP’nin talepleri burjuvazinin çıkarları doğrultusunda değildi. Tarih 1929’ü gösterdiğinde bu sömürgeciler için daha anlaşılır olacaktı. Yaklaşık 6000 maden işçisinin katıldığı grev, daha kısa iş günü, istenilen yerden ekmek alabilme hakkı ve daha fazla ücret için yapılmıştı. Grev, kısmende olsa başarıya ulaşmış, ekmek fiyatları düşürülerek, kalitesi artırılmıştı.

Ekim 1931’e gelindiğinde KKP, İngiliz sömürgesinden ilk darbeyi almış ve iki lideri sürgüne gönderilmişti. 1933’ten itibaren ise bütün örgütleri yasadışı ilan edebilmek adına yasada çeşitli değişiklikler yapıldı. Böylelikle KKP 1940’lı yıllara kadar faaliyetlerini sömürge baskısı altında, yeraltından yürütmek durumunda kaldı. Ancak bu baskı koşullarında dahi enternasyonel bir dayanışma örneği sergileyerek Franko faşizmine karşı verilen İspanya İç Savaşında, parti kadrolarını devrimci saflarda mücadeleye göndermişti.

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başlamasıyla, İngiliz sömürgesinin paralı askerlere ihtiyaç duyması, 1931 yılından itibaren, ilerici örgüt ve grupların üzerindeki baskının azalmasına yol açmıştı.

İngiltere’nin daha yumuşak ve esnek politikalar ortaya koymasıyla AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi) anti-faşist, demokratik çizgide kendisini göstermeye başladı. 1941 yılından 1944 yılına dek süren üç yıllık süreç, KKP ile AKEL’in işbirliği içerisinde faaliyetlerini sürdürmesine tanık olurken üç yılın sonunda sınıfın iki farklı partiye ihtiyacı olmadığına karar verilir ve iki parti AKEL’de birleşti.

Bugün hala KKP’nin mirasçısı, devamı olduğu iddiasını taşımakta olan AKEL’in, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı süresince yürüttüğü anti-faşist politikalar bir yandan sempatiyi arttırırken, bir yandan da ideolojik konumunu güçlendirdi. 1943 yılında Yunanistan özgürlüğü adına parti kadro ve üyelerini gönüllüler ordusuna katılmaya çağırması, mücadelede sapmaların görülmesini tetikleyen olayların başında gelir. Savaş sonrası, terhislik kampanyası ile Avrupa ve Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinde katırcı olarak savaşa katılmış olan Kıbrıslı Türk ve Rumlar için terhis olabilmeleri adına İngilizlere karşı mücadele verdi. Savaş süresince AKEL içerisindeki bazı kitlelerde Yunan hayranlığının gelişmeye başlamasının ardından KKP’nin karşı çıktığı Yunan Bağımsızlık törenlerine katılım dahi gösterilmeye başladı.

Bilinenlere göre KKP’nin kuruluş aşamaları sırasında dünyaya gelen Derviş Ali Kavazoğlu, 4 Nisan 1924’te Peristerona, yani şimdiki Alaniçi köyünde doğdu. Anlatılanlara göre ilkokulu beşinci sınıfa kadar köyünde öğrenim gördü, babası ölünce annesiyle birlikte Küçük Kaymaklı’da yaşayan akrabalarının yanına yerleşerek, ilkokul altıncı sınıfı Küçük Kaymaklı’da tamamladı. Ortaokula devam ederken – okumaya çok hevesli olmasına rağmen, yoksulluk nedeniyle eğitimine devam edemedi. Dönemin Evkaf idarecilerinden yardım istediyse de yardım eden olmadığı için okulunu yarıda bırakıp bir Rum ustanın yanında mobilyacı çırağı oldu. Birkaç yıl sonra PEO işçi sendikalarıyla tanıştı, dülger ve marangoz sendikasına üye oldu.

Sendika derslerinden ve gece okullarından yararlanarak kendini yetiştirerek Küçük Kaymaklı’da arkadaşları Fazıl Önder ve Mehmet Edison’la birlikte okuduğu pek çok roman, gazete, dergilerden yararlanarak sosyalizmi tartıştı, işçi ve emekçilerin çıkarlarına ışık tutmak amacıyla yola koyuldu.

İşçilik dönemini bitirip iyi bir mobilyacı ustası olunca ilk atölyesini Asmaaltı’nda Necati Özkan sigara fabrikasının yan tarafında kurdu. Bir süre sonra bu fabrika yakıldığından, onun atölyesi de yandı. Bu yangın Lefkoşa’nın güneyine gitmesine sebep olacaktı.
1952’lerde Türk İşçi Birlikleri PEO ile birleşme yönüne gittiğinde, Türk Eğitim Kulübü’nü Kamil Tuncel, Ahmet Sadi Erkut ve diğer arkadaşlarıyla birlikte oluşturdular. Ahmet Sadri Erkurt ve Fazıl Önder’le elele vererek, önce sendikada işçi bültenleri, akabininde İnkılapçı gazetesini yayına soktular. 14. sayısına geldiğinde İnkılapçı, İngiliz sömürge idaresince kapatıldı.

5 Haziran 1958’de öldürülen Kıbrıslı Türk Atletizm ve Kültür Merkezi yöneticilerinden Ahmet Yahyanın ardından, İnkılapçı gazetesinin editörü Fazıl Önder’in de 29 Mayıs 1959’da öldürülmesiyle , Hristoforos Conis’in evinde gizlendi. Conis, Kavazoğlu ile ilgili gerek sosyal, gerekse de siyasi faaliyetleri ile ilgili birçok bilginin günümüze kadar gelmesine aracılık etmiştir.

Conis’in evinde gizlendiği süreç , AKEL’de tanışmış olduğu Kostas Mişaulis ile arasındaki bağlar güçlendirir. Demokrasi mücadelelerinde yoldaş ve çok iyi birer mücadele arkadaşı olurlar.

Emperyalist güçlerin savaş çığırtkanlıkları arasında zaman içerisinde barışın ve kardeşliğin sembolü haline gelen ikili, çeşitli sendika faaliyetlerinde ön plana çıkmak durumundadır. Bulundukları konumlar, adayı bölmeyi hedefleyen faşistlerin gözlerine ilişmelerini geciktirmez. Çeşitli tehditler altında mücadelelerini sürdürürler. 30 Ekim 1964 tarihinde Denktaş’ın Ankara ziyareti ile eş zamanlı gönderilen notta Kavazoğlu’na şu sözler iletilmiştir:
“Alçak, canının cehenneme gideceği gün yakındır.”

Ankara ziyaretleri ile, alınan tehditin eş zamanlı oluşu ise elbette ki bir tesadüf değildir. Nitekim tesadüf olmadığı bir yıl sonra kanıtlanır.

Mücadelenin ön plana çıkardığı iki isim, 11 Nisan 1965 tarihinde faşist TMT tarafından Larnaka yolunda pusuya düşürülürek katledilir.

Yıllar boyu aynı atölyelerde, aynı maden ocaklarında çalışan insanların böl ve yönet politikalarına rağmen gösterdikleri direniş, faşist saldırılara maruz kalmıştır. Kavazoğlu ve Mişaulis, KKP sürecinden bu yana değişen, sapmalara uğrayan AKEL’e rağmen ve bütün emperyalist oyunlara rağmen, halkların ortaya koydukları direnişin sembolü olmuşlardır. 48 yıl sonra emperyalizm gölgesinde devam eden bölünmüşlük karşısında verdiğimiz barış ve demokrasi mücadelesine ışık tutmaktadırlar.

Her nekadar günümüz, düzene yama olmuş AKEL profili ikiliye sahip çıkarak, propaganda aracı olarak kullansa da, Kavazoğlu ve Mişauli, emek kaygılı, işçi partisi KKP’nin, son temsilcileri gibi kardeş halkların kalbinde yerlerini almış durumdadırlar.

Ayrıca kontrol

Salih Olgun – Kafa Karışıklığı

Kuzeydeki egemenlik konusunda kafa karışıklığı olanlar Maraş konusunda da ayni kafa karışıklığı içinde. Sömürgeci TC …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir