ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – İnsanlığın gelişimi ve komünizm

Yusuf Alkım – İnsanlığın gelişimi ve komünizm

İnsanlık dünya üzerindeki binlerce yıllık yaşamı süresince bir çok farklı toplumsal yapılanma içersinden geçerek günümüze geldi. İlk insan toplulukları ilkel komünal dediğimiz, doğa karşısında son derece güçsüz olan ve doğa yasalarını öğrenmeye, bu yasaları öğrenip kendi yaşamını sürdürebilecek olanaklara kavuşma çabası içerisindeydi.

0İnsanlığın alet kullanmayı ve yapımını öğrenmeye başlaması ile doğadaki diğer canlı türlerinden ayrışması, günün sonunda insanı tüm diğer canlılara ve dahası doğaya hükmeder duruma getirdi. Bugün insanlık henüz çözülememiş doğa yasalarını ortaya çıkarmaya ve hakimiyetini daha da güçlendirmeye çalışmaktadır.

İnsanlığın doğa yasalarını kavrama süreci bir dizi evreden geçerek günümüze geldi. İlk evre yukarıda da belirttiğimiz gibi ilkel komünal yaşam olarak adlandırılan evreydi. Bu evrede küçük insan toplulukları doğa karşısındaki güçsüzlüğünü aşabilmek ve hayatlarını sürdürebilmek için zorunlu bir şekilde topluluğun her bir üyesini gözeten va hayatta kalmasını sağlamaya çalışan bir yapıdaydı. Topluluğun her bir üyesinin yaşamını sürdürmesi, topluluğun gücünü koruması ve topluluk olarak hayatlarını sürdürebilmelerinin temel şartlarından birisiydi. Her bir topluluk üyesi önemliydi ve bu nedenle büyük oranda topluluğun ortaklaşa çalışması ile toplayıcılık ve avcılıkla elde edilen az sayıdaki gıda her bir topluluk üyesine yaşamını sürdürebilmesini sağlayacak şekilde bölüştürülmekteydi. Bu dönemde geliştirilen ilkel üretim araçları topluluğun ortak mülkiyetindeydi. Üretim araçları ve üretim süreçleri topluluğun tümü tarafından örgütlenmekte ve buna uygun bir şekilde elde edilen yetersiz düzeydeki ürün ortaklaşa bölüşülmekteydi. Bu süreç binlerce yıl sürdü ve insanlık doğa yasalarını öğrendikçe, topluluklar güçlenerek ihtiyaçlarını daha da fazla karşılamaya başladıkca ilkel komünal düzenin temelleri sarsılmaya başladı. Çünkü artık topluluklar ihtiyaçlarından fazla ürüne sahip olmaya, toplulukların üye sayısı doğa karşısında hayatta kalabilmek için gerekli olandan daha fazla olmaya ve geliştirilen üretim aletleri sayesinde bu karşılıklı ihtiyaç daha da azalmaya başlamıştı.

İlk dönemlerde topluluk içerisindeki düzeni koruyan, herkesin ihtiyaçlarını gözeterek adaletli bir bölüşümün yapılmasını sağlayan topluluk liderleri, binlerce yıla yayılan süreç içerisinde konumlarını güçlendirdiler. Topluluğun artı ürün dediğimiz ihtiyaçtan fazla ürün elde etmeye başlaması, özel mülkiyet ilişkilerinin ortaya çıkmasına zemin hazırladı ve elede edilen ürünlerin topluluk liderlerinin himayesinde birikmesi ile bir süre sonra bu kişilerin diğer topluluk üyelerinden daha üst bir konuma ve zenginliğe sahip olmaya başlamasına neden oldu.

Topluluk içerisinde artı ürüne el koyarak zenginleşen ve gücü elinde toplamaya başlayanlar süreç içerisinde topluluğun diğer bireylerinden ayrıştılar. Bu gelişme ilkel komünal yaşamın temellerini sarsarak onu yıkıma uğrattı. Zenginleşen küçük bir azınlık geriye kalan büyük çoğunluk üzerinde hakimiyet kuyrmaya ve onları köleleştirmeye başladı. Bu sadece topluluk içerisinde yaşanan farklılaşma değildi. Kimi topluluklar daha gelişmiş aletler icat edip, daha verimli bölgelerde yaşadıklarından dolayı daha çok ürüne sahip olurken kimi topluluklar ise daha güçsüz kaldılar. Bu topluluklar arasındaki güç farklılaşmasını doğurdu ve süreç içerisinde güçlü olan toplulukların etraflarındaki yakın bölgelerde yaşayan güçsüz toplulukları ezme, köleleştirme ya da yok etmesine zemin yarattı. Binlerce yıl süren bu gelişmeler köleci toplumun önünü açtı ve insanlığın çok büyük bir bölümü yaşam düzeni bakımından çok daha gerici olan ancak üretim ilişkileri bakımından çok daha ileri bir düzeye erişen ve binlerce yıl sürecek olan köleci topluma geçti.

Ezilen, sömürülen ve buna isyan edenler üzerinde baskı kurmak için ilk zor kullanma yapıları ortaya çıktı. Bununla birlikte insanlık arasında ilk sınıfsal ayrışmanın yaşanması ve ilkel komünal yaşamın ortadan kalkması, sömürülen alt sınıf yani köleler üzerinde baskı kurmanın aracı olan ilk devlet biçimleri de ortaya çıktı.

İlk sınıflı toplum biçimi olan köleci toplum ilkel komünal toplumdan karakteristik olarak farklı bir süreç yaşadı. Binlerce yıllık süreç içerisinde insanlığın ezici bir çoğunluğu köleleştirilip azgın bir sömürüye tabi kılınırken, küçük bir azınlık ise bu sömürü sayesinde devasa zenginliklere sahip oldular. Devasa zenginlikler devasa köleci imparatorlukların kurulmasını sağladı. Toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan ve giderek üzerlerindeki baskı ve sömürü artan köleler giderek daha fazla isyan etmeye ve başlarındaki köle sahipleri için hayatları pahasına çalışmayı reddetmeye başladılar. Küçük bir azınlık devasa zenginliklere sahip olurken, büyük çoğunluğun yaşamının bir köle sahibinin iki kelimesine bağlı olması ve bu olurken üretici güçlerin temelini oluşturan kölelerin kendi ürettiklerinin çok küçük bir bölümüne sahip olabilmesi, kölelerin üretim süreçlerine ilgisizliğinin artarak yabancılaşmasınneden oldu ve bu köleci toplumun temellerini sarsmaya, isyanların büyüyerek yayılmasına neden oldu. Yüzlerce, binlerce kez isyan eden ve çoğu kez bunun bedelini onbinlercesinin idam edilmesi ile ödeyen farklı köle toplulukları günün sonunda köleci toplumun yıkılmasını sağlamayı başardı.

İnsanlığın doğa karşısındaki üstünlük mücadelesi köleci toplumdan daha ileri bir toplumsal yapıyı zorunlu kılıyordu. Üretimi yapan sınıf daha özür olmalı ve üretim yapmaya daha çok istek duyacağı bir yapıya kavuşmalıydı. Bu yapı feodalizm olarak ortaya çıktı. Eskinin köleleri bu yeni düzende kendi yaşam haklarına sahiptiler ve yaşamlarını iki kelime ile sonlandırabilecek köle sahipleri artık yoktu. Onun yerine köleci düzende yaratılan servetlere ve tabiki topraklara sahip olan eskinin köle sahipleri ve onların yakın çevrelerinden oluşan feodaller sınıfı vardı. Feodallerin sahip oldukları topraklar üzerinde yaşamak isteyen eskinin köleleri, yeninin topraksız serfleri artık kısmen de olsa kendileri için çalışma ve yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduklarını üretebilme olanağına sahiptiler. Toprağa sahip olan feodaller bu topraklarda serfleri çalıştırarak elde edilen ürün üzerinden çeşitli yollarla pay elde ettiler. Feodalizmin ortaya çıkması ile birlikte üretimi yapan geniş alt sınıflarda üretime katılmada yaşanan daha istekli durum süreç içerisinde giderek yok oldu. Çünkü topra üzerinde kesin hakimiyet kuran ve giderek yakın bölgelerdeki feodal beylikleri, prenslikleri ya işgal ederek yada birleşerek büyüyen egemenler sınıfı serfler üzerindeki sömürüsünü giderek artırdı. Yeni ve daha yüksek vergilerle neredeyse tüm ürüne el konulmaya başlandı. Binlerce yıla yayılan bu süreç içerisinde diğer bir yandan da yeni bir sınıf oluşmaya başladı. Feodalizmin sonlarına doğru oluşan bu yeni sınıf gelişen üretim teknikleri ile özellikle daha kalabalık nüfusun olduğu yerlerde oluşan büyük üretimi yöneten tüccarlar sınıfıydı. Özellikle sömürgelerin fethi ile ortaya çıkan büyük hammadde kaynakları ve bu kaynakları işlemek için buhar makinelerinin keşfedilmesi ve büyük çaplı üretimin başlamasını sağladı. Bu sayede yeni tüccarlar sınıfının zenginliği hızla arttı. Bu yeni gelişme sadece tüccarlar sınıfının ortaya çıkmasını değil, aynı zamanda ağır vergilerden kaçan ya da feodal beyi için işleyebileceği bir toprağı olmayan ve buyük yerleşim alanlarına göç ederek buralarda kurulan büyük işlermelerde ücretli olarak çalışmaya başlayan işçi sınıfı da oluşmasına da zemin hazırladı. Üretim süreçlerinde yer almayan ve hem tebalarındaki topraksız serfleri sömürerek hem de yeni ortaya çıkan tüccarlar sınıfının elde ettiği zenginliklerden vergilerle büyük paylar talep eden feodal azınlığın egemenlik temelleri giderek sarsılmaya başladı.

Bir yandan yokluk içerisinde toprak sahipleri için çalışmak durumunda kalan serflerin ayaklanmaları, diğer yandan yeni oluşan ve hızla sayısı artan işçi sınıfının daha sağlıklı yaşam koşulları ve ücret talepleri için isyanları, ağır vergiler ödemek zorunda kalan tüccarlar sınıfının rahatsızlıkları ile de birleşince feodalizmin yıkılmasının zeminini hazırladı. Kurdukları işletmelerde yaptıkları yoğun sömürü sayesinde ciddi sermaye birikimine sahip olan tüccarlar topraksız serflerin ayaklanmalarını ve bizzat kendilerinin sömürdüğü işçilerin isyanlarını birleştirerek feodal sınıfın elinden iktidarı almayı başardı. Bunu yaparken gerek topraksız köylülere, gerekse işçilere bir çok vaadlerde bulunarak onların desteğini aldı. Ancak daha iktidarı ele geçirir geçirmez yeni hakim sınıf olan sermayedarlar feodalleri aratmayacak baskı ve zor yöntemlerini devreye soktu. İsyanlar bastırıldı, daha güçlü devlet organları kurularak sömürülenler üzerindeki baskı genişletildi.

Kapitalizm yani sermayenin iktidarına dayalı yeni toplumsal yapılanma feodalizme göre daha ileri bir düzeyi temsil ediyordu. Özellikle kapitalizmin ilk ortaya çıktığı dönem bir çok sosyal, ekonomik hakkın elde edilmesi, serfliğin ortadan kaldırılarak topraksız köylülerin toprak reformları ile küçük de olsa bir toprağa sahip olmalarının sağlanması önemli ilerlemelerdi. Bu gelişmeler üretici güçlerin “özgürce” gelişmesinin önünü açtı. Daha fazla sermaye birikimi için daha gelişmiş ve ileri üretim araçları ve süreçleri hızla geliştirilmeye başlandı. Ve kapitalizm birkaç yüz yıllık sürede üretimin devasa boyutlarda büyümesini sağladı, sağlamaya da devam ediyor. Ancak üretim süreçlerinde yaşanan bu korkunç ilerlemeye rağmen, kapitalist üretim ilişkilerinde temel üretici gücü oluşturan ücretli işçiler sınfı yani işçi, emekçi kitleler her geçen gün daha da büyüyor ve ciddi mücadeleler ile dönemsel olarak elde edilen kazanımlara rağmen yaşam koşulları giderek ücretli köleliğe dönüşen bir yol izliyor.

Özellikle kapitalizmin kendi plansız üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik krizler insanlığın çok büyük bir bölümünün daha da yoksullaşırken küçük bir sermaye sahibi azınlığın daha da zenginleşmesini hızlandırıyor. İlk ortaya çıktığı dönemde daha büyük sermaye biriktirilebilmesi için üretici güçlerin “özgürleşmesini” ve bir çok alanda önemli gelişmeler yaşanmasını sağlayan egemen sömürücü azınlık, bugün üretici güçlerin üretim süreçlerine ilgisinin azalmasına ve gelişmelerinin önünde en büyük engel olur durumdadırlar. İnsanlığın gelişim süreci içerisinde ulaşmış olduğu aşama artık mevcut üretim ilişkilerine denk düşmemektedir. Her geçen gün daha da genişleyen ve giderek tüm dünyayı kapsayan üretim süreçleri, yani üretimin toplumsal olarak yerine getirilmesi, ancak bu üretim sonucunda ortaya çıkan ürüne çok küçük bir asalak azınlığın el koyması nedeni ile mevcut toplumsal yapılanmanın temelleri çatırdamakta ve üretimi yapan devasa güçler üretime el koyan küçük azınlığa isyan eder pozisyona gelmektedirler. İşte kapitalist toplum yapısının sürdürülemez oluşunun ana sebebi bu çelişkilerdir. İnsanlık gelişimine devam etmek isterken ve etmesi bir zorunlulukken, bu gelişimin önünde engel olmaya çalışan mevcut kapitalist üretim ilişkileri yıkılmak ve üretici güçlerin gerçek anlamca özgürce gelişmesinin zeminini hazırlayacak olan, varılan gelişim düzeyine uygun yeni bir üretim işlikisi kurulmak durumundadır. Bu yeni düzenin adı komünizmdir. Yani üretim araçlarının küçük bir sömürücü azınlık mülkiyetinde olmayan ve tüm üretim araçlarının toplumun ortak mülkiyetine dönüştürüldüğü, dolayısı ile mevcut toplumsal üretimin daha da geliştirilerek planlı bir şekilde yapıldığı ve elde edilen ürüne tüm toplum olarak sahip çıkıldığı bir üretim ilişkisi. Yani herkesin eşit bir şekilşde üretim süreçlerine katıldığı ve herkesin tüm ihtiyaçlarının planlanarak üretilmesi ile herkesin tüm ihtiyaçlarının karşılanacağı, üretici güçlerin kendileri için üreteceklerinden, üretim süreçlerine kendiliğinden ilgisinin ve katılımının artması ile üretimde devasa gelişmelerin sağlanmasının önünün açılacağı bir süreç. Yani insanı ihtiyaçlarını büyük oranda karşılamazken uzun ve yoğun üretim süreçlerine mahkum eden, onu kendisinden başlayarak tüm topluma yabancılaştıran sömürüye dayalı üretim süreçlerinden kurtararak özgürleştirecek olan, her yönden gelişiminin önünü açacak olan sınıfsız, sömürüsüz ve baskısız bir toplum biçimi. İşte komünizmin dayanakları ve gerekliliği kısaca bunlardır…

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir