ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım-Devrimcilerin demokrasi mücadelesi

Yusuf Alkım-Devrimcilerin demokrasi mücadelesi

Bir süredir demokrasi mücadelesi üzerine devam eden tartışmalar LTB’deki ara seçimlerle bir kez daha gündeme yerleşti.

Devrimcilerin her koşulda demokrasiyi savunmaları, işçi, emekçilerin en geniş şekilde demokratik haklara sahip olmaları ve bu  hakları en aktif şekilde kullanabilmeleri için mücadele etme görevleri tartışma götürmez bir gerçektir.

Bu konudaki esas tartışma noktası ise bu mücadelenin hangi çerçevede verileceği konusundadır. Kendisine Marksist-Leninist (ML) teoriyi kılavuz edinen komünistler her alanda olduğu gibi demokratik haklar konusundaki mücadelelerinde de sorunu reform ve devrim sorunu ile bağlantılı olarak iki ayaklı ele almak durumundadırlar. Bunun anlamı kimi demokratik hakların emperyalist kapitalizm koşullarında yürütülecek reform mücadeleleri ile elde edilebilecekken, kimilerinin ise ancak kapitalist düzeni ortadan kaldıracak devrim süreçleri sonrasında elede edilebilecek oluşudur. Kendini sosyalist yelpazede adlandıran yapıları devrimci ve reformist olarak ayıran çizgi tam da bu konuda izlenen siyasetlerdir.

Bizler Devrimci Komünistler olarak işçi-emekçilerin mevcut burjuva demokrasisi koşullarında elde edebilecekleri her türlü kazanım için sonuna kadar mücadele etmeyi kendimize öncelikli görevlerden birisi olarak olarak görüyoruz. Bu yöndeki mücadele ve kazanımlar işçi-emekçilerin daha kolay örgütlenmelerine ve sömürücü sınıflar karşısında daha güçlü mevziler kazanmalarına yol açar. Bu yapılırken özellikle dikkat edilmesi gereken nokta; işçi-emekçilere, özü sömürenlerin burjuva diktatörlüğü olan kapitalizm koşullarında elde edilebilecek kazanımların dahi egemenler tarafından fırsatı bulunurkenden geri alınması için her yola baş vurabileceğidir. Çünkü egemenler baskı altında tutarak sömürdükleri işçi-emekçilerin elde decekleri kazanımlarla kendileri karşısında daha güçlü  mevziler elde edeceklerinin bilincinde olduklarından, onları güçsüz durumda yakaladıkları anda bu kazanımları geri almanın kendi baskıcı iktidarlarının sürdürülebilmesi için bir zorunluluk olduğunun farkındadırlar. Bu olgu işçi-emekçilerin bilincinde sürekli olarak canlı tutulmalıdır. Aksi takdirde kapitalist sömürü düzeni içerisinde elde dilecek kazanımlarla sorunlara köklü çözümler üretilebileceği, dolayısı ile kapitalist düzeni ortadan kaldırma, yani devrimci mücadeleyi yükseltmenin gerekliliği yadsınmaya başlanır. Bunu yapan ve işçi-emekçileri devrimci mücadeleye hazırlamaktan kaçınan yapılar kendilerine istedikleri kadar devrimci ya da sosyalist yaftası yapıştırsınlar, günün sonunda onlar iflah olmaz reformistler olmaktan öteye gidemezler.

Kapitalizm koşullarında işçi-emekçiler açısından elede edilebilecek kazanımların ancak sınıfın gerek sendikal, gerekse siyasal örgütlülüğü sağlanmadan hayat bulması pek mümkün değildir. Egemenler tarafından bazı dönemlerde daha öncelikli siyasetlerin üstünü örtmek için, sömürdükleri kitlelere verdikleri “sus payı” olarak adlandırılabilecek ödünler sadece istisnadır. Burada önemli olan bir mücadele sonucunda egemenleri geriletmek ve belli kazanımları elde etmek için sınıfın örgütlülüğünün öneminin kavranmasıdır. Yani bu olmadan istenildiği kadar egemenler karşısında bir propaganda şekli olarak dahi olsa demokratik haklar talebi dile getirilsin, bunun kayda değer bir getirisinin olmayacağının anlaşılması gerekliliğidir. Sınıf içerisinde çalışma yürütmeyen ve sınıfla güçlü bağlar kurmayan bir yapının yapacağı daha ileri hak talebi propagandasının sınıfın örgütlenmesine hiç bir yararı olmayacağı, tam tersine sınıfın örgütlenmesi olmadan da bu kazanımların elde edilebileceği gibi bir yanılgının ortaya çıkmasına yol açma tehliklesinin varlığı da görülmek durumundadır.

Kapitalizm koşullarında elde dilebilecek kazanımları da aşan ve devrim sorunu ile bire bir bağlantılı olan kazanımlar konusundaki mücadelede ise bir o kadar daha dikkatli olunması gerekmektedir. Sorunu daha da somutlaştıracak olursak; KSP tarafından son dönemde her fırsatta ileri sürülen “doğrudan demokrasi” söylemi tam da bu kapsamda ele alınmak durumundadır. Demokrasi terimi bir devlet yönetim biçimidir. Devlet biçiminin niteliğine göre nitelik değiştirmekte ve örneğin feodalizm koşullarında beylik demokrasisi zemin bulurken, kapitalism koşullarında ise burjuva demokrasisi zemin bulmaktadır. Bu farklı demokrasi biçimlerinin temel özelliği; demokrasinin iktidarı elinde tutan egemenlerin kendi iktidarlarının devam ettirmelerinin ve sömürdükleri kesimler üzerinde baskı kurmanın bir aracı olmasıdır. Bir diğer temel özellik ise egemenliğin sömürücü küçük bir azınlığın elinde olması, yani demokrasinin küçük bir azınlığın geniş kitleleri baskı altında tutmasının bir aracı oluşudur. İnsanlık tarihinin bugüne kadar bu temel özellikle çelişen demokrasi biçimi olarak gördüğü düzen ise Paris komünü ve daha da kapsamlı şekilde Sovyetler Birliği ile ortaya çıkan sosyalist demokrasidir. Sosyalist demokrasi tıpkı kendinden önceki biçimlerdeki gibi belli bir sınıf üzerinde baskı kurmanın aracı olması bakımından temel nitelik olarak farklı değildir. Ancak sosyalist demokrasinin kendinden önceki demokrasi biçimlerinden ayrılan temel bir farklılığı vardır ki bu da baskının geniş kitleler üzerinde kurulmaması ve geniş işçi-emekçi kitleler tarafından iktidarı kaybeden  küçük bir sömürücü azınlığın, baskı altında tutuluyor oluşudur, ki bu da sömürücü sınıfın sönmesine kadar sürmektedir. Sosyalist demokrasinin bu niteliği dahi onu en gelişmiş burjuva demokrasisinden de daha ilerici yapmaktadır. Çünkü sosyalist demokraside uygulanan söz konusu baskı bu sömürücü azınlığı sömürmek için değil, yeniden sömürü düzenini kurmalarını engellemek için uygulanmatadır. Bu nedenle sosyaslit demokrasilerde dahi tam bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Lenin Sovyet devriminin ardından bir zamanların Marksist teorisyenlerinden olan ve I. Dünya Savaşı’nda takındığı siyasetle Marksizm’den kopan Alman Sosyal Demokrat Karl Kautsky’nin Sovyet demnokrasisine karşı ileri sürdüğü “Saf Demokrasi” safsatasını teşhir ettiği Devlet ve Devrim adlı kitabında bu konudaki görüşlerini şöyle açıklar:

“İnsanlığı ücretli kölelikten kurtarmak için bunların sırtını yere getirmek zorundayız; bu adamların direncini zorla kırmak gerekir; ve baskmın olduğu yerde, özgürlüğün olmadığı, demokrasinin olmadığı apaçık bir şeydir.”

“Ancak komünist toplumda, kapitalistlerin direnci kesin olarak kırıldığı, kapitalistler ortadan kalktığı ve sınıflar yokolduğu (yani toplumsal üretim araçlarıyla ilişkileri bakımından toplum üyeleri arasındaki ayrım silindiği) zaman, ancak o zamandır ki, “devlet ortadan kalkar ve özgürlükten sözetmek olanaklı duruma gelir”. Ancak ve ancak o zaman gerçekten tam, gerçekten hiçbir istisna tanımayan bir demokrasi olanaklı duruma gelecek ve uygulanacaktır. Ancak ve ancak o zaman demokrasi sönmeye başlayacaktır-şu basit nedenle ki, kapitalist kölelikten, kapitalist sömürünün sayısız korkunçluk, yabanıllık, saçmalık ve alçaklıklarından kurtulduktan sonra, insanlar, toplum biçiminde yaşamanın yüzyıllardan beri bilinen, binyıllar boyunca bütün törel buyruklarda yinelenen yalın kurallarına uymaya ve, hiçbir zor, hiçbir baskı, hiçbir bağımlılık olmaksızın, devlet adı verilen o özel baskı aygıtı olmaksızın uymaya, yavaş yavaş alışacaklardır.” 

Lenin tarafından ustaca formüle edilen bu yaklaşım ortada iken, “doğrudan demokrasi” adı altında ortaya sürülen fikirlerin Marksizm-Leninizm ile alakası olmadığını görmek zor olmasa gerek. “Doğrudan demokrasi” fikrini ortaya atan ve bunu her fırsatta temel propaganda konusu olarak kullanan KSP, Lenin’in bu formülasyonundan çok sonra Halk Demokrasileri ile ortaya çıkan örnekleri kullanıyor ve “doğrudan demokrasi” söyleminin başta işçiler-emekçiler olmak üzere kitleleri örgütlemenin en temel aracı olduğunu savunuyor. Kısaca değinecek olursak bugünkü koşulların dünyadaki en büyük güçlerden birsi olan ve emperyalist güçler karşısında sosyalizme bir geçiş modeli olarak kurulan demokratik halk iktidarlarını destekleyen Sovyetler Birliği’nin var olduğu dönemden çok farklı olduğunu tespit etmek çok da zor olmasa gerek. Emperyalist barbarlığın alabildiğine arttığı bugünün koşullarında halk demokrasisi biçimini öne sürmek, dahası bu iktidar koşullarında uygulanacak demokrasi biçimini sömürücü sınıflar da dahil olmak üzere her bir kişinin eşit oy ve örgütlenme hakkına sahip olacağı “doğrudan demokrasi” olarak ilan etmek ne diye nitelenebilir ki? Hele hele ülke işçi-emekçi sınıflarının kendi sınıf siyasetleri etrafında en ufak bir örgütlenmesinin olmadığı, ülkenin bir yarısının fiili, diğer yarısının ise farklı biçimlerde emperyalizmin işgali altında olduğu bir coğrafyada bunu savunmak… Sanırız bu en yumuşak ifade ile “olmaycak duaya amin demek”tir.

Bizler Devrimci Komünistler olarak bugün ortaya konması gereken öncelikli siyasetin işçi-emekçi kitleler içerisnde onların güncel ana sorunları ile ilgili disiplinli çalışma yürütmek, onların öncelikle sendikal ekonomik örgütlülüklerini elde etme yönünde adımlar atılmasını sağlamak ve giderek gelişen bir şekilde siyasal sınıf bilinciyle donamalarını sağlamak olduğunu savunuyoruz. Bu yapılmadan Lenin’in formüle ettiği gibi geçtik ancak komünist toplumun oluşması ile birlikte mümkün olabilecek olan ve dolayısı ile de yavaş yavaş sönerek ortadan kalkacak olan en gelişmiş demokrasi biçimini elde etmek, ortalama bir burjuva demokrasisindeki işçi-emekçi kazanımlarını dahi pratikte hayata geçirmenin mümkün olmadığı ortadadır. Bu noktada altı çizilmesi gereken olgu; mevcut koşullarda elde edilmesi mümkün olmayan kazanımlar için kitlelere propaganda etmenin, hele hele bunu sınıf içerisnde en ufak bir örgütlenmeyi dahi hayata geçirmeden ve bunu elde edebilmek için devrimci mücadelenin gelişmesinin kaçınılmaz olduğunu açıkca ortaya koymadan yapmanın karşılığının işçi-emekçi kitleleri boş hayaller peşine takmaya çalışan en kötü türden bir REFORMİZM olduğudur.

Ayrıca kontrol

Sömürgecinin yerel yönetici kadroları seçimine hazırlananlar!

İşgale “İŞGAL” , sömürgeye “SÖMÜRGE” diyemeyen, “sömürücü burjuva sermaye sınıfı” kelimelerini kullanmaktan kaçınanlar, halkın henüz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir