ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – İşgale karşı tavır ve birlikte mücadele!

Yusuf Alkım – İşgale karşı tavır ve birlikte mücadele!

Ülkemizde kurulu olan yapı her geçen gün daha da sıkışmaya devam ediyor. Bu sıkışma sadece ülkemiz için de geçerli değil, özellikle 2008 yılı ile birlikte ortaya çıkan kapitalist ekonomik kriz her geçen gün yeni coğrafyaları yangın erine çevirmeye devam ediyor.

On yıllardır geriye çekilmiş olan sınıf mücadeleleri yeniden gelişme ve keskinleşme sürecine girmiş durumda. Özellikle “Arap Baharı” olarak adlandırılan Ortadoğu ülkelerindeki sınıf temelli patlamalar ve ardından İspanya, Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve İtalya’da yaşanan sınıf hareketleri dikkatle takip edilmek durumunda. Dahası 1980 faşist askeri darbe ile deyim yerindeyse üzerinden silindir ile geçilen işçi sınıfı hareketi bile son yıllarda hızla yeniden toparlanma sürecine girmiş durumda.

Dünyada ve özellikle yakın coğrafyamızdaki tüm bu gelişmeler ülkemizi de ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. Özellikle güney coğrafyada yaşanan ekonomik kriz iktidarda kendini “Komünist” olarak addeden bir parti olsa dahi ekonomik üretim ilişkileri kapitalist tarzda devem ettiği sürece işçi ve emekçiler açısından sonucun çok da farklılık göstermediğini ortaya sermekte. Kuzey coğrafyada ise durum biraz daha farklı görünse de aslında işin temelinde benzer nedenler yatmakta. Kuzey coğrafyada 1974 TC işgali ile oluşturulan sömürgeci işgal düzeni tam bir ganimetçilik ve bireysel rant üzerine kurulmuştur. Geçen 40 yıla yakın sürede artık tükenme noktasına gelen ganimet ve rant alanları nedeniyle rejim sarsılmaya başlamış durumda. Bunda elbette küresel kapitalist krizin yarattığı ekonomik sıkıntılar da rol oynamakta. Kendi ülkesinde yaşayan halk kitlelerini her geçen gün daha da faşizan bir baskı altına alan sermaye iktidarları elbette işgal ettikleri ve sömürgeleştirdikleri coğrafyalarda yaşayan halk kitlelerini de benzer baskılar altına almaktan geri durmayacaklardır. Nüfus yapısında ciddi bozulmalar yaratan işgal rejimi hali hazırda daha kolay baskı altına alınabilen bir toplum yaratma yolunda ciddi ilerlemeler kaydetmiş durumdalar. Bu nedenle yarattıkları işgal düzenine karşı oluşabilecek muhalefetin önünü almak için bir rüşvet yöntemi olarak uyguladıkları menfaat sağlama politikalarına artık eskisi kadar ihtiyaç da duymamaktadırlar. Ve tüm bunlara oluşturulan çarpık düzenin kendi iç yapısından dolayı yarattığı çürümüşlük ve çöküntü de eklenince ortaya çok ciddi sorunlar çıkmaktadır. En basit bir belediye yönetiminin dahi ciddi sorunlar içine girerek hem binlerce kişinin yaşadığı bir kenti büyük bir çöküntü içine sürüklemesi hem de yüzlerce çalışanın geleceklerini karartması gelinen noktayı gözler önüne sermekte.

Tüm bu tespitler önemli, ancak daha önemlisi bu tespitler ışığında ortaya çıkan sorunlar tablosuna çözümler üretebilmekte. Ne yazık ki bu noktada toplumsal dinamikler önüne yeteri kadar güçlü ve net çözümler sunulabilmiş değil. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi ise ortaya çıkan bu tabloyu hala daha örtme çabasında olan ve muhalif kesimlerin sorunun özüne yani işgal rejimine karşı tavır almasını engelleyen rejimle bütünleşmiş durumdaki yapılardır. Sorunu basit bir hükümet sorununa indirgeyen ve hükümetteki UBP bu işi beceremiyor, derhal erken seçim olsun, biz seçilirsek sorunları çözeriz yaklaşımına giren bu yapılar ne yazık ki rejimin her geçen gün daha da net bir şekilde açığa çıkan çürümüşlüğünün üstünün örtülmesinden başka bir şeye hizmet etmiyorlar. Daha da kötüsü her böylesi dönemlerde daha da “devrimci” sloganlar ve söylemlerle ortaya çıkan bu yapılar peşlerinde sürükledikleri kitleleri günün sonunda umutsuzluk ve “bu memlekette bir şey olmaz” noktasına taşımaktadırlar. Rejimin geldiği sıkışmışlığa karşı güçlü bir muhalefet örme notasında bugün önümüzde duran en büyük engellerden bir tanesi de rejimle bütünleşen yapıların yarattıkları tam da bu olumsuzluktur. Her geçen gün daha da fazla kesim rejimin gerçek niteliğini görmesine rağmen, bu rejime karşı tavır almaktan kaçınıyor. Çünkü toplumun geniş kesimlerinde hakim olan görüş “Ne yapabiliriz ki? Geçmişte buna karşı çıkan yapıları hükümete taşıdık da gördük ne olduğunu! Gerçek anlamda ne değişti ki?! İktidar hükümette değil ki…” şeklindedir.

Bu noktada özellikle vurgulamak gerekiyor ki özellikle son dönemde CTP’li yöneticiler tarafından yayılan “UBP ile CTP arasında fark yoktur demek UBP hükümetinin devamına onay vermektir!” şeklindeki propaganda ile hiç bir şekilde hem fikir değiliz. Bir kere biz UBP ile CTP hükümetleri arasındaki farkın çok iyi bilincindeyiz. Evet mevcut işgal rejimi devam ettiği sürece ve gerçek iktidar TC egemenlerinin elinde olduğu sürece her iki parti ve bu partiler dışındaki tüm diğer parlâmentocu partiler hükümet koltuğunda oturdukları süre içerisinde kaçınılmaz olarak egemenlerin dayattıkları politikaları uygulamak durumundadırlar. Ancak buna rağmen bu partilerin tabanlarının niteliği bakımından aralarında çok ciddi farklar vardır. En azından solda durduğunu belirten ve tabanında geniş ilerici ve demokrat kesimleri barındıran partilerin hükümet dönemleri ile rejimle tamamen bütünleşmiş ve tabanlarındaki kesimleri de bu bütünleşmeden kaynaklanan menfaatleri paylaşmak hedefi ile örgütlemiş olan partilerin hükümet dönemlerinin ayni olduğunu savunmak tam bir saçmalık olur. bu farklılık bir yandan olumlu bir yandan da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bir kere muhalif görüşlere sahip bir tabanı olan partiler hükümete geldiklerinde işgal rejiminin dayattığı halka düşman politikaları uygularken çok daha ciddi taban baskısı görmektedirler, ancak tabanı rejimle barışık olan partiler açısından bu yönde ciddi bir sorun yaşanmaz. Bu olumlu olan bir sonuçtur. Diğer yandan ise muhalif tabanlı partilerin hükümetleri döneminde kaçınılmaz olarak hayata geçirilmek durumunda olan halk düşmanı politikalar ve bu dönemlerde rejimin geriletilmesi değil, tam tersi muhalefetin önemli bir parçası konumundaki partilerin hükümete taşınarak muhalefetin önünün alınması, rejime karşı gelişen muhalefetin geriletilmesi açısından ciddi olumsuzluklar doğurmaktadır. Dahası muhalif kesimlerde yukarda bahsettiğimiz “kim gelse aynıdır” yenilgi ve güçsüzlük duygularının yerleşmesi açısından son derece zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle muhalif görüşlü bir tabana sahip olan partilerin hem kendi tabanlarında hem de diğer muhalif kesimlerde yarattıkları bu olumsuzluktan dolayı ülkedeki rejim karşıtı mücadeleye verdikleri zarar rejimle açıkça bütünleşmiş partilerden daha büyüktür.

Bu noktada yapılması gereken rejim içerisinde çözüm arayışına giren ve günün sonunda rejimin devamına katkı koyan siyasetlerden ciddi bir kopuşun yaşanmasıdır. Bizim işgal rejimle barışık ve buna karşı açık bir tavır alamayan CTP ya da TDP gibi partilerin, dahası geçmişte yaşadıkları hayal kırıklıkları ve sürüklendikleri bireysel çıkar kaygıları nedeniyle rejimle bütünleşmiş UBP, DP gibi partilerin tabanlarındaki kişilerle bir sorunumuz yok. Tam tersi bu işgal rejimini yenilgiye uğratabilmek için bu rejime karşı tavır alabilecek ülkemizdeki tüm halk kesimleri ile birlikte hareket etmek ve güçlü bir işgal karşıtı cephe örmek durumunda olduğumuzun bilincindeyiz. Yani bizim derdimiz bu partilerin tabanlarındaki samimi kesimlerle değil, bu kesimlerin rejime karşı tavır almalarının önünde engel olan ve onları çeşitli sahte söylemlerle sürekli olarak kandıran ve dahası yenilgi ruhuyla dağıtan yönetimlerledir. İşte bu nedenle işgal rejimi ile barışık bu siyasetlere karşı her fırsatta eleştiri yöneltiyoruz, çünkü derdimiz bu siyasetlerle uyutulmaya çalışılan kesimleri sarsmak ve onları bizimle birlikte işgale karşı açıkça tavır almaya ikna etmektir. Bunu başaramadığımız oranda ülkemiz bölünmüş bir şekilde her geçen gün daha da büyük sorunlarla karşı karşıya kalacak ve toplumsal dinamikler daha da dağıtılacak. Bu nedenle ülkemizin işgalden kurtarılması ve bağımsız, birleşik bir halk iktidarının kurulması için verdiğimiz mücadelede bugün en önemli görev en geniş halk kitlelerini ortak bir cephede örgütlemektir. Yani rejimle barışık partilerin tabanlarındaki samimi kesimlerin uyarmak ve harekete geçirmektir. Çünkü biliyoruz ki bu partilerin tabanlarında bizimle ortak kaygılar taşıyan önemli bir kesim vardır.

Mücadelemiz ortak; mücadelemiz ülkemizi işgalden kurtarmak!

Mücadelemiz ortak; mücadelemiz bağımsız, birleşik bir halk iktidarı kurmak!

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir