ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Mücadeleyi adım adım örmek

Yusuf Alkım – Mücadeleyi adım adım örmek

Kıbrıs adası stratejik konumu nedeni ile tarih boyunca bölgede egemenlik sahibi her gücün ele geçirmek ve kendi hegemonyasını bölgede artırmak için kullanmaya çalıştığı bir yer olmuştur. Alışıla gelmiş tanımlaması ile “Akdeniz’deki batmayan uçak gemisi” konumundaki Kıbrıs adası, sahip olduğu stratejik öneme 20 yüzyılın ikinci yarısında tespit edilen yer altı zenginlikleri ile ikinci bir değer daha katmış durumdadır. Bu gelişme emperyalist güçlerin ada üzerindeki ilgilerini ve kendi aralarındaki hegemonya kavgasını bir o kadar daha artırmaktadır.

Kıbrıs 1960’ta İngiliz Sömürge Yönetiminin sona ermesi ve kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte sözde bağımsız bir yapıya kavuşmuştur. Bu sözde bir bağımsızlık olmuştur çünkü İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’a tanınan “garantörlük” hakları ile üçü de NATO üyesi bu ülkelerin adaya asker konuşlandırması ve gerekli gördüklerinde askeri müdahalede bulunmasının önü açılmıştır. Aynı zamanda İngiltere el koyduğu iki egemen askeri üst aracılığı ile adadaki varlığını daha etkin bir şekilde devam ettirmiştir. Öyle ki İngiltere bu üstlerini askeri bir rampa olarak kullanmaya devam etmekte ve Ortadoğu’daki tüm emperyalist müdahalelerde kullanmaktadır.

Kıbrıs’taki mücadele ülkedeki sınıfsal yapılanmaları dikkate alarak örülmek durumundadır. Ülke halkı 1950’lerden başlayarak etnik temelde bölünmeye başlamış, ve emperyalist ittifak NATO planı ile 1974 yılında Türkiye’nin fiili işgali ile coğrafi olarak da ikiye bölünmüştür. Bu bölünmeden öncelikle nasibini alan işçi sınıfı olmuştur. Ortak sendikal mücadelenin iki toplumdaki faşist yer altı örgütlenmelerinin baskı ve şiddeti ile bölünmesi, ortak bir coğrafyada yaşama ve ortak sosyal, toplumsal ya da ekonomik problemleri yaşayarak bunlara karşı ortak mücadeleler örgütlenmesi 1950’lerden başlayıp 1974 işgali ile tamamlanan bir süreçle bölünmüştür.

1974 sonrası özellikle TC işgali altında kalan kuzey coğrafya çok ciddi toplumsal dönüşümlere sahne olmuştur ve olmaya devam etmektedir. 1974 işgali ile başlayan adaya nüfus taşınması hala daha devam etmekte ve demografik yapı her geçen gün daha da bozulmaktadır. Adaya taşınan nüfusun bilinçli bir şekilde özellikle daha muhafazakar ve milliyetçi kesimlerden oluşturulması, daha aydın, demokrat olan kesimler üzerinde ise TC devletinin baskıcı hegemonyasını devam ettirmesi kuzey Kıbrıs coğrafyasındaki nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan bu kesimin ülkedeki ilerici mücadelenin aktif bir parçası olmasını engellemektedir. Bunda elbette ki ülkedeki devrimci, demokrat örgütlenmelerin bu kesimlerle yeteri kadar ilişki kurmaması ve ortak mücadele zeminlerini yaratmamasının da etkisi bulunmaktadır.

Her şeye rağmen 1974 sonrası adaya taşınan nüfusun özellikle yeni kuşakları her geçen gün daha da yoğun bir şekilde ülke yaşamına bağlanmakta, ülke yaşam kültürü içerisinde büyümekte, hayat kurmaktadır. Ülke yaşam koşullarının çekiciliği ülkeye çalışmak ya da okumak için gelen kesimlerin dahi bir süre sonra ülke yaşamına adapte olmasını sağlamaktadır. 

İşgalin yarattığı bir diğer önemli olgu ise 50 bin dolayındaki TC ordusu, TC elçiliği, sözde devlet kurumlarındaki gerçek irade sahibi konumundaki “Yardım Heyeti” bürokratları, dini kurumlar ve tarikat örgütlenmeleri gibi kurumların varlığıdır.

Kuzey coğrafyada özellikle 1974 işgali sonrası gasp edilen Kıbrıslı Rum mülkleri üzerine kurulan ganimet düzeni, Özal dönemi ile toplumun büyük bir bölümünün üretimden koparılarak memurlaştırılması oluşturulan toplumsal dinamikleri büyük bir yıkıma uğratmış ve kişileri bireysel çıkarları ön planda tutan, toplumsal değerlere önem vermeyen bir yapıya büründürmüştür.

Güney coğrafyada ise farklı bir yöntem izlenerek ekonomi dışa bağımlı bir şekilde geliştirilmiş ve geniş sosyal ve ekonomik haklara sahip olan ve dolayısı ile sınıfsal çelişkileri etkili bir şekilde hissetmeyen, sonuçta ise ülkenin emperyalist işgaline karşı tavır almayan bir toplumsal yapı yaratılmıştır.

Yani 1974 emperyalist işgali ile birlikte Kıbrıs hem ikiye bölünmüş hem de oluşturulan yeni işgal düzenine karşı toplumsal muhalefetin gelişmesinin önlenmesi için halkın geniş kesimleri çeşitli yöntemlerle düzene yamanmıştır. Ancak bugün gelinen aşamada ülkenin emperyalist işgal ile bölünmüş olan her iki coğrafyasında oluşturulmuş olan görece iyi yaşam koşulları gerek küresel kapitalist kriz, gerekse de ülkeyi işgal altında tutan emperyalist güçlerin yönetim planları nedeniyle sınıfsal çelişkiler giderek artmaktadır.

***

Tüm bunlar dikkate alındığında ülke işçi sınıfının bugün için tek başına örgütlenebilme ve kendi iktidarını kurabilme olanaklarının darlığı somut bir olgudur. Bu tespitten yola çıkıldığında; 1917 Sosyalist Ekim Devrimi ile ülkede örgütlenen Kıbrıs Komünist Partisi’nin Uluslararası Komünist Hareket ile uyumlu bir şekilde belirlediği Anti-Emperyalist  Birleşik Cephe siyaseti günün koşullarına uyarlanarak mücadelenin temel siyasetini oluşturmak durumundadır. Anti-emperyalist mücadele ülkenin emperyalist işgalini de hesaba katarak hem somut olarak kuzey coğrafyadaki emperyalizm destekli Türkiye işgaline karşı, hem de ada genelindeki tüm emperyalist işgale karşı yönelmek durumundadır. Ve bu yapılırken işçi sınıfı, emperyalist işgalden darbe yiyen tüm diğer toplumsal katmanlarla bir cephe siyaseti içerisinde örgütlenmek ve halk iktidarını kurmak dışında başka bir seçeneğe sahip değildir.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile ülkenin İngiliz sömürgesinden kurtarılarak belli toplumsal hakların elde edilmesi emperyalistlerin ülkenin kısmi bağımsızlığına yönelik saldırılarını teşhir etmenin bir aracı olarak kullanılabilir ve kullanılmalıdır. Ancak emperyalist güçlerin Kıbrıs üzerinden bölgedeki egemenliğini sürdürmesinin dahası artırmasının bir planı dahilinde ülke halkının iradesi dışında oluşturulan ve bağımsızlığı dahi üç NATO üyesi ülkenin insafına bağlanan bir yapıyı halkın kendi iradesine dayalı bir çözüm modeli olarak savunmak mümkün değildir.

Bu noktada Kıbrıs’ın halkın kendi iradesine kendi ellerine alması ve yeniden ortak bir vatana dönüştürülmesi için mücadelenin temeli emperyalist işgale karşı tüm anti-emperyalist kesimleri kapsayacak olan birleşik bir cephenin kurulması ve ülke üzerindeki tüm emperyalist hegemonyayı dağıtarak halk iktidarının kurulmasıdır. Bu mücadele bir süreci gerektirmektedir ve belli aşamalardan geçmek durumundadır. Öncelikle ülke işçi sınıfının gerek kuzey, gerekse güney, gerek yerli nüfus gerekse sonradan ülkeye gelerek yerleşen ve geleceğini bu coğrafyada gören göçmen işçi nüfusun, kendi devrimci sınıf örgütlenmesini yaratması ve mücadelenin önderliğini üstlenmesi bir zorunluluktur. Bu olmadan böylesi devrimci bir mücadelede daha tutarsız yer alabilecek kesimlerin anti-emperyalist siyasete çekmek ve mücadelenin bir parçası haline dönüşmelerini sağlamak çok olası değildir. Bunu başarabilmek için işçi sınıfının kendi devrimci sınıf örgütlenmesini sağlamak gerekliliğinden yola çıkıldığında önümüzde duran temel soru bunun nasıl başarılabileceğidir.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz toplumsal yapılanmada, gerek dünyada, gerekse ülkede yaşanan değişimler dikkate alındığında önümüzdeki dönemde ciddi farklılaşmalara gebe olduğu görülebilmektedir. Sınıfsal çelişkilerin giderek arttığı bu coğrafyada işçi sınıfının devrimci sınıf örgütlenmesinin elde edilebilmesinin önemli bir koşulu olan devrimci önderliğin oluşturulması bugün için ortada duran en önemli eksikliklerin başında gelmektedir. Kendisini devrimci siyaset ile donatan, başta işçi, emekçi kesimler ve diğer demokrat kesimler içerisinde en geniş şekilde bağlar kuran, güven kazanan ve günü geldiğinde işçi, emekçi kitlelerin hareketlenmesi ile birlikte devrimci siyasetin kitlelerle buluşmasını sağlayabilecek olan güçlü bir devrimci siyasal örgütlenmenin kurulması gerekmektedir.

Mücadelenin bir diğer ayağı ise enternasyonal bağlamda ele alınmak durumundadır. Kıbrıs halkının devasa emperyalist güçler karşısındaki zayıflığını yenmenin yolu başta Türkiye, Yunanistan, İngiltere olmak üzere bölge ve dünya devrimci güçleri ile dayanışmayı ve emperyalizme karşı ortak mücadeleyi örmektir.

Bu nedenle Kıbrıs devrimcilerinin, komünistlerinin görevi bir yandan önümüzdeki süreçte kaçınılmaz olarak yükselecek olan sınıfsal çelişkileri ve toplumsal hareketlenmeleri doğru siyasi bir çizgiye oturtabilecek devrimci siyasal örgütlülüğü yılmadan, sabırla kurmak, diğer yandan da mücadelenin enternasyonalliğini dikkate alarak dünya devrimci güçleri ile bağları güçlendirmek olmalıdır.

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir