ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Kıbrıs sorunu ve mücadele yöntemleri

Yusuf Alkım – Kıbrıs sorunu ve mücadele yöntemleri

Kıbrıs sorunu nedir, ne değildir?
“Kıbrıs Sorunu” denen ve onyıllardır çözülemeyen olgu nedir?

Kıbrıs sorunu; Kıbrıs’ta yaşayan farklı milliyetlerden ya da dini inançlardan kesimlerin arasındaki bir anlaşmazlıktan çok, bu kesimler arasında anlaşmazlıklar yaratarak, bilenen “Böl ve yönet” politikası ile Kıbrıs üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan dış güçlerin ve bu güçler arasından birilerine dayanarak kendi çıkarlarını koruyup geliştirmeye çalışan yerli egemen çevrelerin kendi aralarındaki hakimiyet kavgasıdır.

Dünya emperyalist sisteminde güç sahibi olan ülkeler ve Kıbrıs adasının bulunduğu bölgede hakimiyet kurmayı kendi çıkarına gören güçler, Kıbrıs üzerinde çeşitli yollarla etkinlik sahibi olmaya çalışmaktadırlar.

Örneğin İngiltere 1960’a kadar olan sürede adayı sömürge olarak elinde tutarak gerek adadaki önemli yeraltı zenginliklerini sömürmüş, gerekse de adanın coğrafik konumundan dolayı sahip olduğu önemli avantajları kullanmıştır.

II. Dünya Savaşı sonrasında yeniden şekillenen dünya emperyalist güç dengeleri sonucunda İngiltere zayıflayan gücünü de dikkate alarak çıkarlarını adada iki egemen askeri üs sahibi olarak sürdürmeyi başarmış, onun bıraktığı boşluğu ise ABD ve AB gibi güçler doldurmaya başlamıştır.

Bu güçler arasındaki dengelerden yararlanarak Türkiye ve Yunanistan da ada üzerinde kısmi hakimiyetler ele geçirmişlerdir.

Ancak ada üzerindeki hakimiyet kavgası sadece bu güçlerle de sınırlı değildir, örneğin Rusya, Çin ve giderek daha çok sayıda İsrail, Fıransa gibi güçler de hakimiyet kavgasına dahil olmaktadırlar.

Dünya emperyalist-kapitalist sistemi her geçen gün daha da ciddi siyasi ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmaktadır ve bu krizler dünya üzerindeki en ufak çıkar alanlarının dahi önemini artırmaktadır.

Kıbrıs’ın güneyi 1960 anlaşmalarından kaynaklı dünyaca tanınmış ve kısmi bir bağımsızlığa sahipken aslında aynı kurucu anlaşmalardan kaynaklı garantörlük, İngiliz üsleri gibi yaptırımlar ve sonrasında AB’ye üye olması ile birlikte daha da artan bir şekilde dünya emperyalist düzenine tamamen bağımlı ve yarı sömürge bir yapıya saiptir. Kuzey ise 1974 sonrası Türkiye’nin askeri, siyasi ve ekonomik işgali ile birlikte ve giderek artan yerli halkın asimilasyonu ve yerel kaynakların tamamen Türkiye egemen sermaye kesimlerine peşkeş çekilmesi ile birlikte tam bir sömürge yapısına bürünmüştür.

Kıbrıs kimin için sorundur?
Kıbrıs sorununun ne olduğu ile ilgili bu kısa saptamadan sonra, bu sorunun çözümü için ne gibi bir mücadele verilmesi gerektiğine bakalım.

Kıbrıs sorununun yukarıda ortaya koyduğumuz bu yapısı içerisinde bu sorundan rahatsızlık duyanlar kimlerdir? Soruyu daha anlaşılır bir şekilde sorarsak; bugünkü yapı kimler için bir sorun niteliği taşımaktadır?

Yukarıda koyduğumuz saptamayı eğer doğru olarak kabul ediyorsak bellidir ki dünya egemen güçlerinin, en azından bugün güç dengesi kendinden yana olanlar açısından Kıbrıs’ta bir sorun yoktur, çünkü onlar kendi hakimiyetlerini Kıbrıs üzerinde zaten kurmuş durumdadırlar yani Kıbrıs sorununu kendi çıkarları açısından çözmüşlerdir.

Ne zaman bu çıkarlar tekrardan çatallaşmaya başlar ve mevcut denge durumu bozulur, o zaman empoze anlaşmaların imzalanmasından savaşa dek bir dizi yöntem devreye girebilir.

Peki emperyalist güçler içerisinde Kıbrıs’ın bugünkü yapısını sorun olarak görenler var mıdır?

Bugünkü yapıda Kıbrıs üzerinde herhangi bir hakimiyete sahip olmayan ve olması arzusunu taşıyanlar açısından, ya da yeteri kadar hakimiyete sahip olmadıklarını, daha fazlasına ihtiyaç duyduklarını düşünen güçler açısından elbette bir sorun vardır.

Örneğin X ülkenin bugünkü yapıda pek bir hakimiyeti yoksa ve eğer bu X ülke Kıbrıs üzerinde hakimiyete sahip olmayı kendi çıkarları açısından önemli görüyorsa bu ülke için Kıbrıs’ta bir sorun vardır ve bu sorun çözülmeli ama çözülürken de X ülkeye kendisi için yeterli derecede bir hakimiyet hakkı tanımalıdır.

Bugüne kadar “Kıbrıs Sorunu”na çözüm bulma adı altında yürtülen tüm çabalar bu bahsettiğimiz kesimlerin hakimiyet dalaşları etrafında yürütülmüştür ve bugün için ada üzerinde önemli hakimiyet sahibi güçler arasında mevcut durumda köklü bir değişiklik yapmayı gerektirecek derecede büyük bir denge değişikliği yaşanmadığı için 1974 ile birlikte çekillenen mevcut yapıyı köklü bir şekilde değiştirme ihtiyacı da ortaya çıkmamıştır.

Kıbrıs’ta yaşayanlar açısından “Kıbrıs sorunu”
Kıbrıs üzerindeki mevcut durumla ilgili Kıbrıs dışındaki güçler açısından durum böyledir, peki Kıbrıs üzerinde yaşayanlar açısından sorunun içeriği nedir?

“Kıbrıs Sorununu” çözme adına ikide bir girişimde bulunanlar ve aslında onlara göre Kıbrıs’ta bir sorun bulunmayanlar açısından aslında bu sorunun pek bir önemi yoktur. Bu soru Kıbrıs’ta gerçekten de bir sorun olduğunu düşünen ve bu sorunu köklü bir şekilde çözmek isteyenler açısından bir öneme sahiptir.

Biz, yani bu ülkede yaşayan ve mevcut durumdan sürekli olarak darbe yiyen işçiler, emekçiler, küçük burjuvazinin devrimci kanadı bu kesim içerisindeyiz ve bize göre “Kıbrıs Sorunu” ne 1960 ile ne de 1974 ile bizim çıkarımız doğrultusunda çözülmemiş, tam tersine ülkedeki durumu bizim çıkarlarımızı daha da gerileten bir yapıya kavuşturmuştur.

Bunun nedeni 1960 kuruluş anlaşmaları ile ülkemizin bağımsızlığının üç dış gücün ayakları altına alınmış olması ve 1974 ile birlikte bu bağımsızlığın tamamen ortadan kaldırlarak yurdumuzun kana bulanarak bölünmesi ve dahası toplumlar arasına büyük bir kinin yerleştirilmesidir.

Bugün bu yapının her geçen gün daha da bizi yok eder bir noktaya gelmiş olması bu saptamayı kanıtlamaktadır.

Peki bu durum ülkede yaşayan tüm kesimler için geçerli midir? Hayır, mevcut yapının oluşmasında emperyaslit güçlere yardımcı olan ve bunun karşılığında çok ciddi çıkarlar elde eden yerli egemen çevreler açısından da tıpkı yardımcılığını yaptıkları emperyaslitler gibi Kıbrıs’ta bir sorun yoktur, olsa olsa çıkarlarını daha da artırmak yönünde yeni adımların atılması yani Kıbrıs’ta yaşayan toplumların çıkarlarının daha da fazla bir şekilde ayaklar altın alınması açısından bir sorun vardır.

“Kıbrıs Sorunu”nu Kıbrıs’ta yaşayanlar çıkarına nasıl çözeriz?
Peki sorun bu şekilde ise, bu sorunun çözülmesi nasıl mümkün olabilir?

Bizim bu soruya üretebildiğimiz cevap; bu yapıdan zarar gören ve bu yapıyı Kıbrıs’ta yaşayan kesimlerin çıkarları açısından çözmek isteyenlerin birliğine ve gücüne dayanarak bir mücadele cephesi örmek ve bu yapıyı yaratanları ülkemizden defetmektir. Ve bunu yaparken de sadece ülkemizin dinamikleri değil, başta “anavatanlar” diye dayatılan ve milliyet, din, dil yakınlığı olan ülkelrdeki ve bölge ile dünya ülkelerindeki ilerici, demoktar kesimlerle de dayanışmamızı yükseltmeliyiz. Çünkü bu kesimler açısıdnan da Kıbrıs’taki yapının bizim ortaya koyduğumuz şekilde değişmesi kendi çıkalarına olacaktır. Çünkü böylesi bir gelişme keni ülkelerindeki halk düşmanı kesimlerin gücünü azaltacak ve ülkelerindeki sömürü düzeninin ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracaktır.

Bu elbette çok zor birşeydir, ancak mevcut durumu bizim, yani bu ülkede yaşayan işçi ve emekçilerin çıkarları doğrultusunda değiştirmek için en azından bizim bulabildiğimiz tek seçenek budur ve bu saptama her geçen gün daha da net bir şekilde ıspatlanmaktadır.

Tersi ispatlanana ve daha gerçekçi bir seçenek ortaya konana kadar yapılabilecek tek şey ya bu seçeneği hayata geçirmektir ya da “bir şey olmaz” deyip kenara çekilmektir.

Bunu hayata geçirmek konusunda kararlı olanlar için ise başka bir soru ortaya çıkmaktadır; bugünkü koşullarda bu seçeneğin, yani mevcut yapıyı ülkede yaşayan kesimler çıkarına, ki bu kesimler içerisinde mevcut yapının oluşturulmasında ve devamında çıkarı olanlar yoktur, değiştirmek için bir mücadele cephesi nasıl kurulması için ne yapılmalıdır?

Böylesi bir mücadele cephesinin kurulması elbette çok da kolay değildir. Çünkü ülkemizdeki yapıdan çıkarı olan kesimler bu yapıdan çkarı olmayanlar arasında çok ciddi etkilere sahiptirler ve onların devasa görünümlü güçleri karşısındaki ülkemizin küçüklüğü, dünyadaki devrimci hareketin zayıflığı gibi etkenler de eklendiğinde ülkede yaşayanları böylesi bir mücadelenin zafer kazanabileceğine ikna etmek daha da zorlaşmaktadır.

Mücadele cephesi nasıl örülür?
Eğer mücadele ülkede yaşayan ve mevcut durumdan rahatsız olan kitlelerin bu mücadele cephesinde örgütlenmesi ile zafere taşınacaksa, kitlelerin bu mücadeleye ikna sürecinin uzun bir zaman alması kaçınılmazdır. Sadece bu gibi yazılar kaleme almakla kitleleri ikna etmek mümkün değildir, çünkü kitleler zaten bizim bu yazdıklarımızdan dahi haberdar değillerdir. O nedenle kitlelerin öncelikle bu yapıyı değiştirebilecek mücadeleyi verecek dinamiklerin bu ülkede var olduğunu görmeleri gerekmektedir. Kitleler bunun farkına vardıkça ve bunun ne şekilde yapılabileceği arayışına girdikçe bizim yazdıklarımızı da dikkate alma ihtiyacı hissedeceklerdir.

Bizim ortaya koyduğumuz doğru ve tek gerçekçi seçenek olan mücadele yolunun kitleler tarafından dikkate alınması ise ancak ve ancak bizlerin kitleler ile en sıkı bağları kurmamıza ve kitleler mücadeleyi doğru bir şekilde yürütmek için ne yapılması gerektiğini sorgulamaya başladıkları oranda bizlerin varlığını ve söylediklerimizi dikkate almalarını sağlamakla mümkündür.

Bu süreç içerisinde bizler doğru olarak kabul ettiğimiz ve mücadelenin zafere ulaşabilmesi için tek seçenek olarak gördüğümüz siyasetimizi sürekli kitlelere taşımalıyız, bunu yaparken kendi bağımsız duruşumuzu ortaya koymamıza engel konmadığı sürece bizim ortaya koyduklarımızla tam anlamıyla uyuşmayan ancak ülkedeki mevcut yapıya karşı bir tepkiyi örgütleyen ve kitleleri biraraya getiren her türlü çalışmada en etkili şekilde yer almayı ve buralarda kitlelere kendi doğru siyasetimizi taşımayı becerebilmeliyiz. Aksi takdirde ne bizim siyasetimiz kitlelerle buluşabilir ne de kitleler doğru bir siyasi çizgiye kendiliklerinden ulaşabilir.

Bu kitlelerin içeriğinin ne olacağını saptamak çok da zor değildir; yukarıda belirttiğimiz gibi mevcut yapıya karşı mücadele etme ihtiyacı hissedenler olsa olsa ülkedeki işçi, emekçi, küçük esnaf ve ülkedeki aydın, demokrat kesimler olacaktır.

Bu kesimlerle buluşmanın yerleri çok çeşitli olabilir; başta sendikalar, dernekler, odalar, birlikler bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bizler buralarda en etkili şekilde çalışma yürütmek durumundayız. Ayrıca tüm bu kesimleri bir araya getiren muhalif platformlarda da bulunmak durumundayız. Bu yapılar içerisinde yer alırken göz önünde bulundurmamız gereken şey oluşturmaya çalıştığımız mücadele cephesinde yer almasını sağlamamız gereken kesimler ile bu platformlar üzerinden ilişki kurmak ve bu platformlarda yer alırken bağımsız duruşumuzu, kendi doğru siyasetimizi kitlelere aktarmamıza engel konulmaması olmalıdır. Bunu yaparken de bu platformları provoke edici değil, tersine ilgili platformların kitlelerin demokratik, ekonomik kazanımlarını koruma, artırma hedefine ulaşabilmesi ancak bu yapılırken de  bunun yeterli olamayacağını, Kıbrıs sorununu çözmenin, ülkemizi özgürlüğe kavuşturmanın yolunun ne olduğunu da sürekli olarak kitlelere aktarmayı becermek gerekmektedir.

Bunu yapalım ve günün sonunda kitleleri bu mücadele cephesine kazanalım, varsın birileri bizi burjuva siyasetlerin peşinde gitmekle, kitle kuyrukçuluğu ile itham etsin, tarih bu gibi kesimlerin boş lafları ile değil, kitleleri doğru siyasete taşıyanları yazacaktır. Nasıl ki geçmişte bizim bu ortaya koyduğumuz gibi doğru taktikleri ortaya koyan ama günün sonunda taktiki manevralarını unutup burjuva mücadeleler içinde eriyen ve bugün bu taktikleri reddedip bizi eleştirmeye çalışanları yazdığı gibi…

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir