ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Nasıl bir mücadele?

Yusuf Alkım – Nasıl bir mücadele?

Toplumun hemen hemen tüm kesimlerinde ciddi bir rahatsızlık var.

Tek şikayetçi olmayan kuzeydeki mevcut hükümet ve çevresi, bir de ülkemizin kuzeyindeki sömürgeci yapıdan rant elde eden küçük bir elit tabaka ile mafya odakları olsa gerek.

Çalışanların yaşam koşulları her geçengün daha da ağırlaşmaya devam ediyor.

Maaşlarda herhangi bir artış olmazken temel tüketim maddelerinden başlayarak hemen hemen tüm kalemlerde fiyatlar yükselmeye, hayat pahalıllığı artmaya devam etmekte.
İş bulamayan ve işten durdurulanların sayısı ise giderek artmakta.
Geçmişte güney Kıbrıs ya da İngiltere gibi yerlerde iş bulma olanakları varken buralarda yaşanan ekonomik krizler nedeiyle artık bu olanaktan da söz etmek pek mümkün değil.

Küçük esnafın, çifçinin, hayvancının yani küçük üreticinin durumu ise içler acısı.

Hükümette olan kesimlerle herhangi bir bağı olmayan ve herhangi bir kıyak alamayan küçük üreticiler iflas batağına saplanmış bir şekilde giderek yok olmakta.

Tüm bunlar yanında ülkemizin kuzeyi tam bir talan ve yağma saldırısı altında.

Kamu kurumları, hali araziler, kıyılar, değer eden ne varsa egemen çevrelere peşkeş çekilmekte.

Tüm bu yaşananlara karşı dur diyebilecek herhangi bir güç ise ne yazık ki mevcut değil.

Ülke muhalefeti ciddi bir dağınıklık içerisinde.

Geçmiş dönemlerde halkın iradesini kullanarak hükümetçilik oynayan sözde sol muhalefet toplumun muhalif kesimlerinde büyük bir moral yıkımı yaratmış durumda.

Mevcut yapıya karşı çıkan kesimlerin büyük bir çoğunluğu “kimi seçsek aynı, koltuğa oturunca muhaliflikleri bitiyor” kanısında.

Rejimle bütünleşmeyi reddeden ve doğru temelde bir mücadeleyi örebilme bakış açısında sahip ülkedeki devrimci güçlerin durumu ise ortada.

Kendi içerisinde giderek eriyen ve kitlelerle bağ kuramayan yapıların yok olması kaçınılmaz.

Peki her geçen gün artan sosyal, ekonomik, kültürel, çevre ve daha bir çok alandaki yıkım karşısında hiç bir şey yapmamak çözüm olabilir mi?
Elbette hayır!

Şuan içerisinde olduğumuz koşullarda devrimci güçlerin toparlanması ve devrimci bir muhalefeti geliştirmesi pek de mümkün görünmüyor.

Bunun olabilmesi için öncelikle ülkedeki özellikle işçi, emekçi kesimlerin hareketlenmesi ve hem ekeonomik hem de siyasi mücadeleye müdahil olmaları gerekiyor.

Bu olmadan verilecek mücadele küçük bir aydın grubunun dar çevre çalışmasından öteye gidemez ve dahası bunu aşamayan dar çevre çalışması günün sonunda kendi içinde bir birini yemeye ve erimeye mahkumdur.

Peki durum buyken yapılması gereken nedir?

Yapılması gereken iki ayaklı olması gerekiyor; bir yandan devrimci yapılar kendi içerisinde dar da olsa güçlü kadroların oluşturulması için çalışırken, diğer yandan da toplumun diğer dinamik muhalif kesimleri ile bir araya gelebilmelidir.

Bu kesimlerin büyük bir çoğunluğu devrimci bir duruşa sahip olmayabilirler, onları muhalif mücadelede dinamik tutan Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlük ve ülkenin özellikle kuzeyindeki sömürgeleştirici ağır saldırılardır.

Bu kesimlerin mevcut koşullarda devrimci bir mücadeleye girmelerini beklemek hayalciliktir, ancak onların dinamik bir muhalif mücadeleye girmeleri onlar içerisinde küçük de olsa bir kesimin devrimcileşmesine ve dahası pasif durumda olan işçi, emekçi kesimlerin aktifleşmesine katkı koyabilir.

Devrimci bir çizgiye sahip olmasa bile oluşacak olan dinamik bir muhalif hareketlenme bu hareket içerisine girecek olan belli çevrelerin devrimcileşmesine ve buna bağlı olarak devrimci yapıların mücadele içerisinde gelişerek güçlenmesine olanak yaratabilir.

Elbette devrimci yapılar bu mücadele içerisinde kendi siyasetlerinden kopmamaya ve dahası giderek daha güçlü bir şekilde devrimci siyasetlerini kitlelere taşımaya dikkat etmek durumundadır.

Aksi takdirde bu hareketler içerisinde eriyip giderler, devrimci mücadeleye yeni güçler kazanmak yerine  mevcut hareketlilikler içerisinde kaybolabilirler.

Kendine ve devrimci siyasetine güvenen yapılar bu süreçte mücadelenin içerisinde en aktif şekilde yer almak durumundadırlar.

Amaç doğru siyaseti özellikle işçi, emekçi kitlelerle buluşturmaksa mevcut koşullarda işçi, emekçi kesimlerin nasıl mücadeleye dahil edilebileceğine kafa yormak ve bunu elde etmek için gerekiyorsa bugün için devrimci bir niteliğe sahip olmayan hareketlilikler içerisinde yer almayı göze almak gerekiyor.

Mevcut hareketliliklerin işçi, emekçi kesimleri mücadeleye dahil etmeye yardımcı olup olmayacağı ise her yapının kendi içinde değerlendirip karar vermesi gereken bir noktadır.

Kimin doğru bir değerlendirme yapıp  karar verdiğini ise süreç gösterecektir…

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir