ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Din üzerine

Yusuf Alkım – Din üzerine

Bilimsel sosyalizmin kurucularından ve diyalektik materyalizmin felsefik öncülerinden Karl Marx 1843 yılında kaleme aldığı “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı” adlı yazıda “Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor”saptamasını yapmış ve o tarihten itibaren “Din halkın afyonudur” söylemi materyalist dünya görüşüne sahip kişilerce din üzerine yapılan tüm tarışmalarda kullanılagelmiştir.

Marx’ın bu yazısında ortaya koyduğu görüşü daha iyi anlayabilmek için yazının devamında kaleme aldıklarına bakmak faydalı olacaktır.

Marx yazısının devamında, “Halkın aldatıcı mutluluğu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemek anlamına geliyor. Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini istemek, halkın yanılsamalara gereksinim duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor. Öyleyse dinin eleştirisi, dinin aylasını oluşturduğu bu gözyaşları vadisinin tohum halindeki eleştirisi anlamına geliyor” şeklinde yazarak din üzerindeki eleştirisini berraklaştırıyor.

Bugün Marx’ın bu ünlü yazısını kaleme alışının üzerinden 168 yıl geçmiş olmasına rağmen dinin halkın gerçek mutluluğunu engellemenin bir aracı oluşu hâlâ daha geçerliliğini koruyor.

Öncelikle şuna vurgu yapmak gerekiyor ki ne Marx’ın ne de onun bilimsel görüşlerinin takipçisi olan bizlerin dine inanan ve dini inançlar üzerinden uyutulan halka karşı bir düşmanlığımız ya da kinimiz yoktur.

Tam tersi Marx’ın da belirttiği gibi bizlerin ana derdimiz olan halkın gerçek mutluluğu dünya üzerinde yaşamasını sağlama çabamızdan kaynaklı olarak, halkın egemen çevreler tarafından dini aldatmacalarla dünya üzerinde yanılsamalara gereksinim duymasına neden olmasına olan düşmanlığımız ve öfkemiz söz konusudur.

Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın her gün ortaya koyduğu emeği ve alınteri ile mutlu bir yaşam sürememesinedir öfkemiz…

Milyarlarca yoksulun “cehennemi” yaşadığı bu dünyada en fazla birkaç milyonu geçmeyen küçük bir azınlığın “cenneti” dünya üzerinde yaşayabiliyor oluşuna karşı duyduğumuz kin…

İşte bu nedenler bizlerin dini düşüncelerin egemenler tarafından kullanılmasına ve halkı daha kolay sömürebilmesine yardımcı bir araca dönüştürülmesine karşı düşmanlık duymamıza neden olmaktadır.

İşte bu nedenle barınacak sağlıklı bir evi, sofrasına koyacak yeteri kadar ekmeği, cocuğunu okutabilecek iyi bir okulu ya da hastalandığında düzgün bir hizmet alacağı bir hastanesi olmayan yoksul işçi ve emekçilere köşe başında bir cami, ilahiyat okulları ve dini tarikatları en yoğun şekilde dayatan düzenin egemenlerine ve onların bu sömürü araçlarına karşıyız.

Dini düşünceleri benimseyen kesimler yaşamlarını istedikleri gibi dini düşüncelerine uygun sürdürebilirler.

Diledikleri gibi dini yayınları, dini etkinlikleri takip edebilirler, ancak şu an hakim olan sermaye iktidarının sömürü düzeni ve onun yönetme aracı konumundaki devlet mekanizmalarının yoksul işçi, emekçi kesimlere yoğun bir şekilde dini duyguları pompalaması ve halkın tıpkı Marx’ın 168 yıl önce belirttiği gibi dini duyguların kullanarak bir afyon etkisiyle sahte mutluluklarla uyutulmasını kabullenmemiz mümkün değildir.

Bunu kabul etmek milyarlarca yoksulun gerçek mutluluğu dünya üzerinde yaşayamamasına göz yummak, küçük bir azınlığın geriye kalanları sömürerek dünya üzerinde cenneti yaşamalarına ses çıkarmamak demektir.

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir