ANA SAYFA / YAZARLAR / Yusuf Alkım – Süreç ve görevler

Yusuf Alkım – Süreç ve görevler

İnsanlık önemli bir sınavdan geçiyor. On binlerce yıldır devam eden, Büyük Ekim Sovyet devrimi ile büyük bir darbe alan sömürüye dayalı sınıflar düzeni gelinen noktada artık insanlığın önünü tıkayan bir engele dönüşmüş durumda.

Bölge coğrafyada ve ülkemizin kuzey yarısında yaşanan halk hareketlenmeleri, küçük bir azınlığın zenginliklerin büyük bir bölümüne el koyduğu bu çarpık düzenin artık devam ettirilebilirliği konusunda büyük soru işaretleri doğuruyor. Görünen o ki egemen çevreler kendi oluşturdukları baskıcı, kimi ülkelerde ise diktatörlük düzenlerinin özellikle işçi, emekçi kesimler nezdinde desteğini yitirmekte olduğunun bilincinde, yine kendilerine bağımlı yeni yüzlerle yeni baskı iktidarlarını başa getirmeyi gerekli görüyorlar.

Ülkemizin kuzeyinde son aylarda gelişen hareketlenme dikkatle ele alınmak durumundadır. Gelişen hareketin işçi, emekçi kesimlerin kendiliğinden hareketlenmesi ile ortaya çıkmadığı açıktır. Başını Türkiye derin wholesale nba jerseys devleti ile ya da Avrupa, Amerika emperyalist odakları ile sıkı sıkıya ilişki içerisinde olanların çektiği ve bizzat TC devlet yetkililerin bilinçli bir şekilde provoke ettiği bu cheap mlb jerseys hareketliliğin gerisinde cheap jerseys belli ki birtakım planlar yatmaktadır. Bu planların ne olabileceği ile ilgili olarak onlarca farklı senaryo sıralanabilir; Kıbrıs çevresinde petrol-doğalgaz kaynaklarının bulunması, TC devletinin yakın gelecekte Kıbrıs Cumhuriyeti’ne gümrüklerini açmak durumunda kalacağı, büyük emperyalist güçlerin Ortadoğu’ya yeni bir şekil verilme planları gibi birçok olasılık muhtemeldir. Bu olasılıkların hangisi ya da hangileri geçerlidir konusunda elbette kafa yormak gerekiyor, ancak şu da bir gerçektir ki işçi, emekçi halklar üzerinde bu gibi planları hazırlayan ve de uygulayanların ellerindeki bilgiler ve de olanakların onda biri bizlerin elinde yoktur. Biz ancak bunlarla ilgili birtakım tahminlerde bulanabiliriz. Ve bu tahminler bize işçi, emekçi kitleleri bilinçlendirmek için olanak tanır. Ancak Out üzerimize düşen görev bu yönde tahmin yürütmekten daha fazla bu planlar ne isterse olsun bunlara karşı koyabilmek için işçi ve emekçi kesimlerin en geniş örgütlülüğünü sağlamak olmalıdır.

Gerek 28 Ocak gerekse de 2 Mart mitinglerinin en önemli iki temel eksikliği ilk olarak hareketliliğin ülkemizin kuzeyinde yaşayan kamu sektörü, küçük esnaf ve bir dizi diğer kesimi kapsıyor oluşudur. Ancak mevcut yapıdan en büyük darbeyi yiyen ve her geçen gün çalışma ve buna bağlı olarak yaşam koşulları wereld zorlaşan özel sektör çalışanları bu hareketlenmede yer alamamaktadır. Çünkü özel sektörde çalışan işçilerin neredeyse tamamı örgütsüz durumdadır. İkinci olarak ise tıpkı Annan Planı döneminde olduğu gibi bu hareketlilik ülkenin sadece kuzeyinde yaşanmaktadır. Kuzeydeki hareketliliği örgütleyen güçler güney coğrafyadaki işçi, emekçi kesimleri hareketlendirmek, onları da ülkeye sahip çıkma ve ortak vatana dönüştürme mücadelesine katmak için cheap jerseys üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemeleridir.

Bu iki temel eksiklik ortaya çok önemli bir tehlikeyi çıkarmaktadır. Hareketliliğin sadece kamu sektörü ve küçük üreticiler ile sınırlı kalması, çalışan kesimleri bölmekte ve gücünü dağıtmaktadır. Bu sadece gücün Gift bölünmesi tehdidini değil, özel sektörde çalışan kesimlerin önemi bir bölümünün Türkiye kökenli vatandaşlardan oluşması nedeniyle de, bunun bazı hareket liderlerinin ve de TC yetkililerinin bilinçli provokasyonu ile Kıbrıslı-Türkiyeli temelinde bölünme ve çatışmaya dönüşmesi tehdidini yaratması açısından önem arz etmektedir. İkinci temel eksiklik ise bu bölünmeyi Kıbrıslı Türk-Kıbrıslı Rum temeline taşımakta ve olası bir ortak vatan yaratma, kendi ülkesine sahip çıkma ve dış güçleri ülkeden defetme cephesinin oluşması ihtimalini engellemeye çalışmaktadır.

Bugün ülkemiz açısından en büyük tehlike UBP hükümetinin devam edip etmemesi değildir. Ya da ekonomik paketi dayatan konumundaki TC AKP hükümetine karşı çıkmak değildir. UBP hükümeti yerine CTP, TDP, DP gibi partilerin getirilmesi gibi gelişmeler söz konusu tehdidi engelleyebilecek adımlar olamaz. Bugün önümüzde duran en ciddi sorun ülkemizin sömürgeleştirilmesi, yerli ve yabancı sermaye güçlerinin çıkar oyunlarına alet edilmesidir. Ve buna ek olarak ülkede yaşayan farklı uluslardan işçi, emekçi kesimlerin bu uğurda birbirine kırdırtılması olasılığıdır.

İşte bu nedenle ülkemizde gelişen hareket bu aşamadan sonra ciddi bir kırılma ile karşı karşıyadır. Ya hareketliliğin önderliği bu planları yapan güçlerle uyum ve işbirliği içinde olan kesimlerin elinde wholesale jerseys kalacak ve günün sonunda işçi, emekçi kesimler üzerinden planlanan oyunlar başarıyla hayata geçirilecek, ya da önderliği işçi, emekçi kesimlerin eline geçirmesi için ciddi adımlar atılacak ve oyun mümkün olan en geniş şekilde bozulmaya çalışılacaktır. Oyunun tam anlamıyla bozulması demek işçi, emekçi kesimlerin iktidarı ele geçirmesi ve halkların, toplumların kardeşliğine dayalı özgür, bağımsız bir ülke inşa etmesi demektir. Bu sonucun ortaya çıkabilmesi için koşullar henüz ortaya çıkmış değildir. Çünkü bunun için tüm ülkede, her ulustan işçi, emekçi kesimlerin ortak örgütlülüğün elde edilmesidir. Bu şu an için uzak bir hedef gibi görünmektedir. Ancak bugün için yapılabilecek olan ve yapılması gereken şey günün sonunda ülkeyi işçi, emekçi kesimlerin iktidarına taşıyacak olan adımları atmaya başlamaktır. Daha somut olarak ortaya koyacaksak, öncelikle ülkemizin kuzeyinde yaşayan işçi, emekçi kesimlerin bölünmesinin, bir birine kırdırılmasının önüne geçmektir. Kamu ile özel sektör çalışanlarının mücadelede birleşmesini sağlamaktır. Bunun için özel sektörün sendikal örgütlülüğünü sağlayacak olan ve bunu ülkedeki tüm işçi, emekçilerin kardeşleştirilmesi ile birleştirecek olan güçlü bir kampanyanın örgütlenmesidir. Bu çalışma mücadeleyi tüm ülkeye yayacak olan ve tüm ülke işçi, emekçilerinin kardeşleşmesini sağlayacak olan Ortak Vatan Cephesi’nin oluşturulması ile birleştirilmelidir. İşte bugün Kıbrıs’ta yaşayan tüm ilerici, demokrat kesimlerin önünde duran temel görev bu olmalıdır.

Bu çalışmanın temel prensiplerinden bir tanesi ise tüm çalışmaların ve alınacak olan kararların harekete katılan her bir kişinin katılımına, karar alma, uygulama ve de denetlemesine açık olmasıdır. Yani günün sonunda tüm ülkenin yönetilmesinin  yöntemine dönüşecek olan doğrudan demokrasi prensibini mümkün olan en geniş şekilde hayata geçirmektir.

Kendi ülkemize sahip çıkmak için, kendi kendimizi yönetmeye başlayalım!

Bizi kamu çalışanı, özel sektör çalışanı olarak bölenlere,

Bizi Kıbrıslı, Türkiyeli diye bölenlere,

Bizi Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum diye bölenlere DUR demek için, işçilerin, emekçilerin kardeşleşmesini sağlayalım!

Ayrıca kontrol

Bağımsız Kıbrıs İçin Birleşik Mücadele!

2010 yılında başlayan ortak 14 Ağustos eylemleri ile ilgili geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar ve ayrışmalar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir